Kamuoyunda 24 Ocak Kararları olarak bilinen program, Süleyman Demirel'in 1979'da Başbakanlık Müsteşarlığı'na getirdiği Turgut Özal'a hazırlattığı bir ekonomik programdı. Programla ilgili dile getirilenlerden birisi, IMF'nin daha önce yaptıramadığı istekleri içerdiğine dair olduğuydu.
24 Ocak Kararları, Türkiye'yi tek taraflı olarak yabancı sermayeye açmış ve siyasette 12 Eylül darbesiyle birlikte Batı eksenine tam teslimiyet içine giren Türkiye'yi, ekonomik manada da küresel sisteme "entegre" hareketinin başlangıcı olmuştur.
12 Eylül darbesi bugün bile sabah akşam konuşulsa da (ki konuşanların samimiyeti şüphelidir. O gün alkış tutan birçok kimse bugün karşıt rolde), en az onun kadar önemli bir mihenk taşı olan 24 Ocak kararları, her nedense, söz konusu edilmiyor. Halbuki, 24 Ocak Kararları, 12 Eylül darbesinin "mütemmim cüzü"dür, tamamlayıcısıdır. Biri olmadan diğeri eksik kalacaktır ve işin kötüsü, her ikisi de kendilerine göre başarılı olmuşlardır. Neticeleri bugün alınmaktadır maalesef; siyasi ve ekonomik olarak dışarıya bağımlı bir Türkiye manzarası.
Türkiye'yi Batı ekseninde bir ülkeye dönüştüren, kendi bağlamından koparıp küresel sistemin bir "aktörü" olarak yeniden tasarlayan 12 Eylül ve 24 Ocak birlikte ele alınmadığı müddetçe bütün değerlendirmeler eksik kalacak. "Bizim çocuklar başardı" diye sevinenler, öte yandan da ekonomik manadaki bir "başarı"yı kutladılar muhakkak. Zihinleri kapitalizme, sömürüye, sermayenin kayıtsız şartsız haklılığına hazırladılar ve köşe dönmeci, benmerkezli, hazcı, çıkarcı bir insan tipinin temellerini attılar. Bugüne bakmak, maalesef başardıklarını görmeye yarar sadece.
Serbest piyasa ekonomisi, rekabet, serbest girişim vs gibi kavramlar kendi başlarına kötü değiller muhakkak. Ancak, kapitalizm çerçevesindeki anlamları, aynı demokrasi, insan hakları vb kavramların Batı jargonundaki anlamı kadar anlamsız. Kapitalizm, insanlığın önüne hak, adalet, eşitlik koymuyor; tersine sömürü, haksız kazanç, menfaatçilik vb gibi şeylerden besleniyor ve temel prensibi "büyük balığın küçük balığı yutması" olduğundan insanlığa huzur da getirmiyor.
Küçük bir örnek verelim. 24 Ocak Kararları ile dış ticaretin serbestleşmesi, iç pazarda yeterince bulunmayan ürünlerin hem daha ucuzlarının, hem de daha kalitelilerinin tüketiciyle buluşmasını sağladı, amenna. Ancak, "ithal ikameci" politikanın rafa kalkması, sanayinin gelişmesini engellediği gibi aynı zamanda da bugün çok sıkıntısını çektiğimiz ihracatın ithalat karşısında ezilmesine de yol açtı. Üretmek yerine dışarıdan almak bir kere alışkanlığa dönüşünce, milli sanayinin (dolayısıyla üretimin) önü de kesilmiş oldu. İhracata dayalı büyüme modeli uygulandı, kabul; ancak, katma değeri düşük ürünlerle sınırlı kaldığı gibi uluslararası rekabet diyerek ücretleri de baskı altında tuttu.
Devletin ekonomideki rolünün azaltılması, özelleştirme eliyle milli varlıkların satılması, faizin piyasada belirlenmesiyle beraber devletin faiz veren taifeye boyun eğdirilmesi (yani rantiyenin vücuda gelmesi) gibi daha birçok olumsuz özellik sayılabilir 24 Ocak ile ilgili.
Sonuçta, nasıl ki Kemal Derviş programı küresel sistemin Türkiye ekonomisi için biçtiği bir giysiyse, 24 Ocak Kararları da küresel sistemin Türkiye'yi sisteme entegre etme aracıydı. İlkine kötü diyenlerin, ikincisine iyi demesi veya üzerine konuşmaması tam bir tutarsızlıktır. Aynı şekilde, 12 Eylül'ü "tu kaka" edip de, 24 Ocak'ı es geçmek de öyledir.
Halihazırda yamalı bohçaya dönmüş olan '82 Anayasası'nı değiştirmeyi çok büyük bir hadise gibi değerlendirenler, 24 Ocak Kararları'nın tam gaz ve en hızlısından uygulanmasını konuşmuyorlar bile. 12 Eylül'ün zihin yapısı toplumu çoktan zehirledi ve küresel egemenlerin dümen suyunda şekillendi Türk siyaseti zaten. Amaca ulaşıldı yani. Öte yandan, ekonomik manadaki bağımlılık ve küresel kapitalizm de bünyeye iyice işledi. Öyle bir durumdayız ki artık, hem kendimiz içimize sindirdik, hem de aynı kapitalizm belasını başkalarına tavsiye ediyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



