Cenab-ı Allah'ın razı olacağını bilsem, toplumsal hiçbir meseleyle ilgilenmez, sadece kendi nefsimi terbiye etmekle meşgul olurdum. Oysa Yüce Allah benden emri maruf ve nehyi münker yapmamı istiyor. Bir kötülüğü gördüğüm zaman elimle, dilimle ya da kalbimle o kötülüğe müdahale etmemi istiyor.
Kör olsaydım belki dünyadaki zulmün siyaset kanalıyla yapıldığını görmezdim. Irak'ın veya falanca Müslüman ülkenin bombalanması için el kaldıranlar kimlerdir? Siyasiler değil mi? Peki o bombaları yağdıran uçaklara hava sahasını açanlar veya zalimlere üsler tesis edenler siyasiler değil mi?
Eğitim sistemini mahvedenler, nesilleri ziyan edenler, gençleri duygusuz, davasız ve dinsiz edenler kim? Siyasiler değil mi? O halde ben bir Müslüman olarak siyaset üzerine düşünmeli miyim, düşünmemeli miyim?
Bir lokantaya gittiğimde orada yediğim etin ne eti olduğunu tam olarak bilebiliyor muyum? Ya da Kadıköy iskelesinde satılan sosislerin hayvanın neresinden yapıldığı veya kokoreçin hangi hayvanın bağırsağından yapıldığını bilebiliyor muyum? Türkiye'deki domuz çiftliklerinde üretilen hayvanların etleri, derileri, bağırsakları nereye gidiyor? Bu konuda iyi bir denetim olduğuna inanan var mı? Bu örneği konuyu anlamamakta ısrar edenler için verdim. "Biri bana domuz eti yediriyorsa, ben siyaset üzerine düşünmek zorundayım" demek istiyorum yani...
Faiz belasıyla nice ocaklar batmışsa, faizsiz bir ekonomi modelini nasıl hayata geçirebiliriz bunun çarelerini aramalıyız? Bu meseleye gelip başka birisi bizim adımıza el atacak değil. O halde elbette bir Müslüman olarak bu derdi benim yüklenmem gerekiyor.
Siyasetin içerisinde fitne riski var diye bu alanı benim din düşmanlarına bırakmam ne kadar doğrudur? Tarikat veya cemaat yapılarında fitne yok mudur? Devlet kurumlarından tutun vakıf ve derneklere kadar; oradan gidin cemaat ve tarikatlara kadar, hatta hiç o kadar uzağa gitmeyin, gelin cami cemaatine; fitne var mıdır yok mudur siz söyleyin? Nerede insanlar varsa veya üç beş kişi bir araya gelmişlerse orada fitne riski her zaman olacaktır. İnsanın olduğu her yerde bunun önünü almak sanıldığı kadar kolay değildir. Bir anlamda olması normaldir de.
Şu durumda siyasetin şerri var diye siyasetten uzak durmak anlamsızdır. Yukarıda arz ettiğim sebeplerden dolayı siyasetin şerrinden Allah'a sığınılmalı ancak siyasetin kendisinden değil... Neden kendisinden değil? Çünkü siyaset bir bıçak gibidir, onu hayra da şerre de kullanan insandır? Onu hayra kullanacak olanlar bu işe talip olmazlarsa, şerre kullanacak olanlar zaten hazırda beklemektedir.
Birisi bıçakla birisini öldürse "pis bıçak sen ne kötü bir şeysin" dememiz mantıklı olur mu? Birileri siyaseti kötü amaçlar için kullanıyorsa, bu kötülük siyasetten değil, onu icra edenlerden kaynaklanır.
Siyaset bir çeşit cihattır ve bugün bu mücadeleyi vermek Müslümanların boynunun borcudur. Hak yolda siyaset yapma şerefine erişenler nice sıkıntıya hazır olmalıdırlar. Bu yük hem ağır hem de vebali, mesuliyeti çok büyük bir yüktür. Nitekim hançerlendiğinde Hz Ömer'e "yerinize birini tayin etseniz" denildiğinde: "Bu ümmetin mesuliyetini sağken üstlendiğim gibi vefat ettikten sonra da mı taşıyayım?" demişti. Oğlu Abdullah'ı tayin et dediklerinde ise: "Bir evden bir kurban yeter" diyerek bu yükün ne kadar ağır olduğunu veciz bir şekilde ifade etmiştir. Demek ki siyaset kolay iş değildir.
Bir de şu vardır: Siyasetle uğraşanların ailesi, yakınları, birçok şeylerden mahrum kalırlar. İlgi bekleyen çocukları, kaç aydır görmediği akrabaları, okunmamış kitapları siyasetçinin içinde bir hüzün bırakır.
Sevdiğim bir insanı siyasette önemli bir yerlerde gördüğüm zaman hem sevinir hem hüzünlenirim. Hizmet etmenin üstün ecrini kazanacağı için sevinirim. Bir evden bir kurban çıktığı için ise üzülürüm. Bu yükün, bu vebalin altına girdi diye üzülürüm. Hesap günündeki halini düşünür üzülürüm. Bu kadar insanın mesuliyeti... Aman Allah'ım...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



