Şerefle bitirmesi gereken bir hayatın içinde olan ve öne geçenlere bakarak geride kalma kaygısı çekmeyenler bilir ki; bu yol uzun ve engellidir. Karşılaştığı her engel öncesinde, attığı adımıyla engele takılmadan bir sonraki çözümü gözüne kestirir. Çünkü engeller takılmak için değil, çözülmek içindir. Tarihin omuzlarınıza yüklediği bu ulvi görevi hakkıyla yerine getirme kararlığına sahip olanlar, aşk mücadelesi içinde değil, mücadele aşkı içinde olmanın derdindedir ve çözümün bu mücadelede gizli olduğunu bilirler.
İşte bu mücadelede, siyaseti dine alet etmek, işe çözümden başlamak demektir. Karşılaştığı olaylarda pek çok insanın göremediği detayları görebilmek, ince teşhisler yaparak olaylardan en doğru ve en hikmetli sonuçları çıkarabilmek, bu adımın mükâfatıdır. Böylece, yaptığı her iş hayırlı, konuştuğu her söz hikmetli ve gösterdiği her tavır ideal bir nitelik kazanır. Bu kazanım, insanın ruhunda, güzelliklerden çok fazla zevk alabilmesini sağlayan bir derinlik de oluşturmaktadır. Bu nedenle çoğu insanın sıradan karşıladığı ve büyük bir alışkanlıkla baktığı pek çok şeyin ardında gizlenen güzellikleri ve çözümleri hemen görebilmek belki de sadece siyaseti dine alet edebilenlerin hakkıdır.
İnsan, siyaseti dine alet ederek, yaşamın her safhasında en doğru şekilde düşünebilmesini, en sağlıklı değerlendirmeleri yapabilmesini ve en isabetli kararları alabilmesini gerçekleştirebilmekte, üstelik kınayanların kınamasından da etkilenmemektedir. Şuuru sayesinde; özveride bulunmayı, risk almayı, gözünü daldan budaktan esirgememeyi, sıkıntıya katlanmayı, fedakârlıkta bulunmayı, vermeyi, görevini ne pahasına olursa olsun yerine getirmeyi hedefleyenlerin taşıdığı samimi yürek, selim bir akılla buluştuğunda köklerimizden kopmadan, geleceğe koşmayı başarabiliriz. Bir nefer olarak, takati bitene, nefesi kesilene kadar omuz omuza, kol kola çözüm üretmeye devam edebiliriz. Bu farkın siyasi sonucu şudur: siyaseti dine alet edenlerin inananları olur, dini siyasete alet edenlerinse sadece seçmenleri...
İnananlar için çözüm, vardır ve sorun, bu varlıktan uzaklaşmadır. Çare; çözümden yola çıkmaktır. Böylece; çözüm gelir ve sorun biter. Çünkü sorun, çözülmeye mahkûmdur. İnsan, kendine verilen görevleri yerine getirmek üzere mütenasip yeteneklerle donatıldığından çözüm kahramanıdır. Çözümden sorumlu olmayı kavrama noktasında en önemli adım, asırlardan beri çözümü savunan her hareketin birileri tarafından durdurulmaya çalışıldığını fark ederek işe koyulmaktır. Ancak bu çözüm üzerine çalışma bina edilebileceği bilinmelidir. Temelinde; hedef farkı, sistem farkı, zihniyet farkı bulunan ve sorunları çözüm odaklı bu uyanışıyla yerle yeksan edecek bu şuur hareketine olan ihtiyaç her geçen gün artıyor.
Bugün bu anlayışa ve çözümden sorumlu bu insanlara bütün beşeriyet muhtaçtır. Ancak bu şuur ve aksiyon öncülüğünde oluşacak fark, farklılık oluşturabilir. Bu farkı kapatmak için dini ya da menfaati siyasete alet edenler, hayat sermayelerini değerlendiremeyenlerdir. Hayat sermayesini değerlendirmesini bilmeyenler, sadece harcamasını bilirler. Üstelik sadece onlar değil, onlarla olanlar da harcanır. Herkes bilmelidir ki, kem aletle, kemalat olmaz. Kemale eren bir dinin mensupları olarak, siyaseti bu kemale alet etmekle kâmil olabiliriz. Bunu başardığımızda büyüklük bizde kalır. Bırakın büyüklük bizde kalsın. Devletten menfaatlenmek değil, ona hizmet etmek şuurunda ve i'lâ-yı kelimetullâh heyecanı içinde olmadan da bu büyüklüğe erişemeyeceğimiz biline...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



