İngiliz bürokrasisinin ne menem bir şey olduğunu, deneyimli veya tilki gibi kurnaz bürokratların seçilmişleri nasıl idare ettiklerini, Sör Humphrey'nin şahsında devlet bürokrasisinin nasıl olup da her türden sorunu ve içinden çıkılamaz gözüken durumu sıradan şeylermişçesine ele alıp yeri geldiğinde binbir türlü hile ve dolap çevirerek çözüldüğünü anlatan Yes Minister (Emret Bakanım) dizisi, 80'li yıllarda TRT'de yayınlanırdı. İlk başlarda devlet yönetiminde deneyimsiz ve bürokrasiyi tanımadığından ötürü idealist bir siyasetçi portresi çizen Bakan, ilerleyen bölümlerde peyderpey "pişer" ve "deneyimli kurt bürokrat" Sör Humphrey'le dişe diş ama nazik bir mücadeleye girişir. Bir komedi dizisi olduğundan gülüp geçilse de, senaryosundaki akılcılık ve inceliğin yetkin bir oyunculukla seyirciye aktarılması sayesinde en nadide siyaseti anlama kılavuzları ve siyaset hatıraları kadar öğretici ve ibretlik bir yapımdı. Bir bakıma, bütün bu mizahi kurgu ve zaman zaman absürd gelen olaylar zincirini vesile kılarak diplomasi dersi verir, ki İngilizler'in bu konudaki sicilleri de meydandadır.
Siyasetin son derece kırıcı bir üslupla ve düşük profille yapıldığı bu zamanda, bu diziyi yeniden izlemek ufuk açıcı olabilir aslında. Ölümlü bir dünyada yaşadığımızı unutup ardı arkası kesilmeyen hesaplaşmalara, seviyesi düşük tartışmalara, kör dövüşlerine, polemiklere kendilerini kaptıranlara, yaşamın sadece siyaset ve onun getirdiği ikbal arzusundan ibaret olmadığını hatırlatabilir. Güç ve makam hırsının git gide insanları eleştirilmesi, tenkit edilmesi imkansız birer figüre dönüştürdüğünü gördükçe hoşgörülü ve siyasi nezakete sahip olmanın erdemini anlamak da daha kolay oluyor. Merhum Erbakan Hoca'nın vefatının toplumun büyük çoğunluğunda uyandırdığı teveccühün açıklaması da bu olsa gerek.
Muhalefetin iktidara sorular sorduğu ve cevap yerine "tongaya düşürmeye eğilimli" karşıt sorularla muhatap olduğu bir dönemdeyiz. Bir şeylerden sorulu tutulmak, hesap vermek durumunda olmak kimsenin hoşuna gitmiyor ve bu kafa yapısı da adamakıllı yanıtlar yerine karşı atakları meşru görüyor. En basit soru bile asgari nezaket seviyesinde sorulup yanıtlanamazsa, o ülkedeki siyaset ortamının sağlıklı bir zeminde yürüdüğünü söylemek zorlaşacaktır. Yukarıda bahsi geçen siyasi komedi dizisinde şöyle bir sahne vardır mesela:
- Bakan: Muhalefet, soru sormak demektir.
- Sör Humphrey (Müsteşar): İktidar da, soruları yanıtsız bırakmak demektir.
Çok can alıcı bir noktayı son derece basit bir nükte ile anlatır. Elbette, siyaset salt bir komedi unsuruna indirgenecek kadar içi boş ve sıradan bir şey değildir. Ancak, birazcık nükte katmak, için içine hoşgörü ve sabrı da ilave etmeyi getiri beraberinde.
Bir diğer sahne yine çarpıcıdır:
- Bakan: Humphrey, işinin bir bölümünün bakanların kendilerini komik duruma düşürmelerine yardımcı olmak olduğunun farkında mısın?
- Sör Humphrey: Evet, ancak herhangi bir yardıma ihtiyaç duyanını görmedim henüz.
Hele ki, bir diyalog var ki, tam anlamıyla İngiliz diplomasisinin ve dış politikasının bir özeti gibidir resmen. Bakan, saf saf Avrupa Birliği (30 sene önce yayınlanıyordu) ülküsünü güttüklerini ve bunun için de üye sayısının artması yönünde çalıştıklarını söylerken, Sör Humphrey "Üye sayısı ne kadar artarsa, o kadar çok münakaşa yaşanır. Aynı BM'de olduğu gibi. Bu da orasını nafile bir birliğe çevirir. Biz buna diplomasi diyoruz" şeklindeki müthiş bir alaycılıkla meseleyi ortaya koyar.
Bir bölümde de, bir gazetede İdari İşler Bakanlığının personelce çok şişkin olduğuna dair çıkan bir eleştiri üzerine Bakan, Müsteşar Humphrey'e personel indirimine gitmeleri gerektiğini söyler. Hazırcevap Sör Humphrey ise taşı gediğine koyar: "Geçen sene öyle bir çalışma yapmıştık Bakanım. Sonunda 500 kişiye daha ihtiyacımız olduğunu anladık." Şah ve mat.
Bahsedilen önemli konular olmasına rağmen, müthiş bir siyasi hiciv söz konusudur. Siyasetin, siyasetçinin eleştirilebilir, sorgulanabilir, yeri geldiğinde mizaha malzeme olabilir bir unsur olduğu gayet güzel anlatılır. Bizde ise, siyasi gerginlikler ve hesaplaşmalardan, münakaşalardan ne adamakıllı ciddi bir görüş alışverişine, ne de hayatın sadece ve sadece siyasi çekişme olmadığının idrakine fırsat kalmıyor maalesef. Tahammülsüzlük, cezasını kesme, siyasi hayatını bitirme, elaleme rezil rüsva etme gibi niyetler ortadayken, nüktedan ve dolayısıyla hoşgörülü olabilmek hayal oluyor. Birbirlerini alt etmek isteyen siyasetçilerin acımasızca ve ahlaki değerleri de hiçe sayarcasına mücadelesi, toplumun da tahammülsüzleşmesine ve kamplaşmasına sebep oluyor.
Siyasi incelik ve nezaketin ölümü toplumu ortadan ikiye bölünmüş bir karpuza çevirmiş durumda. Birkaç ay önce, bir kamuoyu şirketinin yaptığı ankete göre iktidar partisini destekleyenlerin yüzde 90'ı Türkiye'nin iyiye gittiğini düşünürken, muhalefeti destekleyenlerin yüzde 80-85'i ise tam tersini düşünüyorlardı mesela. Yani, aynı konu hakkında taban tabana zıt iki görüş ve dolayısıyla da iki zıt kutup oluşmuş durumdaydı. Bir yanda iktidar partisini destekleyen bir kesim, öte yanda da tamamen karşı olan bir başka kesim yer alıyor.
Bugüne kadar onlarca hükümet görmüş olan bu ülkede, her dönem karşılıklı eleştiriler, görüş ayrılıkları vs vücut bulurdu ve yine de insanların iyi veya kötü bir asgari müşterekte bulunmaları ihtimali olurdu. Bugün ise böylesi bir şeyden söz etmeyi bırakın, en sıradan ve basit bir konuda bile toplum anında kutuplaşıyor. Aklın, mantığın yerini duygular ve karşıtlıktan beslenen bir tavır alınca da toplumun hoşgörü, anlayış ve diğeriyle diyalog çıtası da iyice düşüyor haliyle.
Hiçbir meseleye faydası olmayan tartışmalar, gereksiz ve saçma sapan polemikler, belden aşağı meseleleri bile siyasi koz olarak kullanılması gibi olumsuzluklar, toplumun hoşgörü çıtasını iyice düşürüyor. Eleştirirken de, savunurken de tahammüllü, hoşgörülü, sabırlı olabilmek, nezaketi ve efendiliği elden bırakmadan meramını anlatabilmek, kırıp dökmeden, hakaret veya rencide etmeden, yeri geldiğinde insanların yüzlerinde bir gülümsemeye sebep olacak nüktedan bir üslupla bunları yapabilmek ne kadar zorlaşırsa, sorunlar da o kadar büyüyor, halledileceği yerde.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



