Doğru ile yanlış, insanın talebi doğrultusunda önüne konulan sonuçlardır. İnsanlığın saadeti için çalışmak, doğruyu tercih ederek hayatı şekillendirmek, ancak siyasetle gerçekleştirilebilir. Bunu idrak edemeyenler; ya siyaseti kendilerine yontar, ya da siyasetten sığınır. Her iki hareket de, kendini kandırmak, başkalarının siyasetine alet olmak demektir. Bunu anlamak için de matematik bilmek gerekir.
Şimdiki siyasiler, iki kere ikinin kaç edeceğini, isteyene göre hesaplamaktadırlar. Matematik bilene göre bu sonuç her zaman dörttür. Havanın rüzgârlı, yerin kaygan olması bu sonucu değiştirmez. İşte bu değişmez gerçekler üzerine siyaset yapanlar aslında siyaset yapmıyorlar, matematik yapıyorlar. İşe önce 1’den başlıyorlar. Birer birer çoğalıyorlar. Bir üyeden, bir oydan ne çıkar demiyorlar. Birlikteliğe giden yolun 1’den başladığına beşinci kez şahit oluyorlar. Bu yüzden bıkmıyorlar, usanmıyorlar, anlatmaya devam ediyorlar: iki kere iki dört diye...
Zafer, piyadenin süngüsünün ucundadır. 7 milyar insanlığa, 70 milyonla yön vereceksen, bu matematiği iyi bileceksin. Bir mahalle düşünün: Bir yönetimi var. 300 kişiye bir kişi sorumlu tutulmuş. Üçyüz kişiyi 50 aile olarak kabul edebiliriz. Bu ailede baba var, anne var, genç var. Senin teşkilat başkanın babaya, hanım kolları başkanın anneye, gençlik kolları başkanın gence ulaşsa, hafta bir ziyaret etse bir yıl sonra tanımadığın, sıkıntısını bilmediğin aile kalır mı? Mahallede aç varsa, hasta varsa, sıkıntısı olan varsa, bu adam gözden kaçabilir mi? Bir yıldır, çoluğuyla çocuğuyla ilgilendiğin bu aile, seçim zamanı gelip senin önünden geçerken seni görmemezlik yapabilir mi? Yapamaz, çünkü biz siyaset yapmıyoruz, matematik yapıyoruz, çıkacak sonucu önceden biliyoruz.
Sonuç ortada iken, bilinen sonucun ortaya çıkmaması matematik bilgimizin eksikliğinden ya da matematik işleminin yanlışlığından ileri gelebilir. Matematik bilgi eksikliğini toplantı ve eğitimlerimiz, matematik işlem yanlışlıklarını ise saha çalışmalarımız tamamlayacaktır. Çünkü toplantı toplar, saha tamamlar. Şimdi bu gerçekleri bilen bir profesöre sandık başmüşahitliği görevinin verilmesi onu yüceltmez mi? Hani milletin efendisi ona hizmet edendi! Efendi olmayı kim istemez ki…
Kırk yıldır bunu yapıyoruz ama millet anlamıyor diye bildiğimiz doğrudan dönecek değiliz. Çünkü matematikte “bir doğru ancak iki noktadan geçer” kuralı vardır. Üçüncü bir noktadan geçecekse bu nokta da diğer iki noktanın uzantısında yer almalıdır. Biz beşinci noktadayız ve bütün noktalarımız bir doğru üzerinde. Nedir bu doğru: hayat iman ve cihattır!
Yirmi yıl önce siyaset hizmeti yapanlara, “siyasi hizmet mi olur” diyenler şimdi bu hizmetin içinde ama bu doğrunun dışında olması ne garip değil mi? Siyaseti değişmez gerçekler üzerine yapmazsan sadece kendini kandırırsın. Siyasetten sığınmaya kalkışırsan da başkalarının siyasetine alet olursun. Bu millete siyaseti öğrettiğimiz gibi matematiği de biz öğreteceğiz. Bu değişmez gerçeklerden uzak kaldıkça çarpım tablosunu unutanlara bunu hatırlatmak elbette bizim görevimiz. Çünkü divanesi biz kaldık Allah yolunun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



