Son günlerde pek çok kavramı birbirine karıştırarak Deniz Baykal'ın basına yansıyan yaşadıkları bir skandal olarak konuşuldu, gündem oluşturuldu. Böylece siyaset ve ahlak kavramları kendi bağlamından çıkarılarak tartışılmaya başlandı, tabii bu arada pek çok gerçek de saptırılmış oldu. Kültür değerleri bu tartışmalarla erozyona uğratılırken, Ceza kanununda suç olmaktan çıkarılan zina kavramı etrafında tuhaf tanımlar ve buna bağlı olarak bir "mağduriyet edebiyatı" oluşturuldu. Dinî kavramlarla laik problemlerin tartışılamayacağı unutuldu.
Tabii bu arada zihinleri karıştırarak gerçeği ört-bas etmek isteyen CHP zihniyetli basın ve politika çevreleri sürekli bir "komplo" lafını hep Deniz Baykal üslubuyla tekrarladı durdu.
CHP kadrolarının siyasi tarihine göz atan herkes, bunların hayatında gerçek komplolar veya komplo senaryolarını açık bir şekilde görür. Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana o kadar çok ve çelişkili yakın tarih tartışmaları var ki, bunları açık seçik anlatmamak için pek çok yalan söylenmiş ve yalanların biri diğerine zemin hazırlamıştır. Mesela yakın tarih objektif hikâyesi anlatılmasın diye abartılı destan tarihler yazılmış ve yeni nesillere ezberletilmiştir.
Deniz Baykal'ın bir CHP'li bir hanım milletvekili ile yaşadıkları herkesin malumu haline geldiyse, bunun sorumluluğunu CHP dışında aramanın mantığı yoktur, çünkü bu siyasi partinin kadroları artık Baykal'dan kurtulmak istiyor. Tıpkı İnönü'den kurtulmak istediği gibi... O dönemde Bülent Ecevit klasik CHP söylemlerini alt-üst eden popülizmle bunu sağladı.
'Yatak odasına röveşata'
Anayasa değişiklikleri tartışmalarıyla referandum kararı alma çabası ile CHP kongresinin yaklaşmasıyla bazı muhaliflerin Baykal'ı çekilmeye mecbur etme çabası aynı günlere rastladı. Böyle kritik bir ortamda kaset görüntüleriyle herkesin haberdar olduğu skandalın Baykal'ı önce istifaya yöneltmesi, sonra da yasa dışı yollarla elde edilen (veya imal edilen) görüntülerin mağduriyet edebiyatı ile Baykal'ı kahraman haline getirmesi mümkün değildir.
Baykal ile onun yandaşları olarak parti üst yönetiminde görev yapanların CHP'nin başına tekrar çöreklenebilmek için bu yolu seçtikleri ve hatanın gündemden düşmesi için de iktidarı suçlamaya çalıştıkları söyleniyor. Halk arasında çok bilinen deyimle söylemek gerekirse, "yavuz hırsız" üslubuyla, ev sahibini bastıran bir ses tonuyla bağırıp çağırıyor, "mesken masuniyeti" ve "özel hayata müdahale" kavramlarına sığınarak mağduriyet edebiyatı yapıyorlar.
Bunu az bilinen bir futbol kavramıyla açıklamaya çalışanlar "röveşata" olarak nitelendiriyorlar. Taraf gazetesinin "Yatak odasında röveşata" adıyla sunduğu haber, hem suçu yüklemeye çalıştıkları Başbakan'ın dört yıl önce de Baykal'ın buna benzer görüntülerinin ele geçtiği zamanki tavrını yansıttığı gibi, onun böyle fiiller karşısındaki fikrini de ortaya koyuyor:
"... Baştan itibaren hep komplo, komplo, komplo dedi. Komplo dediyse, bu gizli buluşma iddia ediliyorsa, iddia edildiği gibi gerçekten gerçekleştiyse -ki şu ana kadar ana muhalefet lideri böyle bir şeyi yapmadığını da söylemiyor- ismi geçen diğer isim, o da söylemiyor. Kaldı ki biz bu işin içerisinde olmayacağımızı başından beri söyledik ama zorla bizi de bu işin içerisine sokma gayretine girdiler. Ve ister istemez kenarından köşesinden bizi de buna bulaştırıyorlar.
"Benim en çok üzüldüğüm konu şudur; Türkiye'nin özellikle toplumsal ahlak değerleri açısından bir erozyona uğratılma gayreti var. En büyük tehlike aslında buradadır. Yani, bu işleri meşru görme gayreti içerisinde olanlar var. En tehlikeli olan yan burasıdır. Bu milleti ayakta tutan en önemli güç toplumsal ahlakımızdır. Bunun üzerinde spekülasyona girenler var. Ve bunun üzerinden mağduru oynayanlar var ve kusura bakmasınlar böyle bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değil ve bu tür rolü oynayanlar eşlerine ihanet edenleri biz hiçbir zaman bu toplumun içinde kalkıp da mağdur olarak göremeyiz, mağdur olarak da kimseye gösteremeyiz.''(15 Mayıs).
Aslında konuşulup tartışılması gereken budur; "Eşlerine ihanet edenleri" mağduriyet edebiyatı ile kahraman haline getirme, gerçekten de "yatak odasında röveşata" yapmak gibidir. Röveşatanın zor ve riskli bir vuruş olduğu bilinir, becerebilene de şapka çıkarılır...
Televizyonlarda yapılan canlı yayın anketlerinden de anlaşıldığı kadarıyla, CHP'de Baykal tarafından seçilip onun tarafından onurlandırılanlar dışında, sokaktaki insanların pek çoğu bazı eski CHP'liler gibi bu röveşatanın kendi kalesine gol atmaktan başka bir şey olmadığını fark ederek Baykal ile Baytok'u mazur ve mağdur görmüyor, aksine açıkça suçluyor...
Özel hayat ve kamu maliyesi
Burada Napolyon'un ihdas ettiği Fransız milli nişanı olan Legion d'honneur'ü tevdi edişinden söz etmek istiyorum. İlk kez 1802 yılında verilen bu milli nişan, başlangıçta askerî cesaretle birlikte millete hizmeti de ödüllendirmek amacıyla oluşturulmuştu. Pek çok değmez gördüğü insana bu nişanın verildiğini gören iri kıyım bir subay olan Napolyon'un yaveri, İmparator'un bu nişanı kendisine de vermesini ister. Çünkü her şeyiyle kendisine hizmet ettiğini ifade eden yaverine Napolyon şöyle der: "Hayır, Legion d'honneur nişanını sana veremem! Çünkü sen bana hizmet ediyorsun, nişan verdiğim insanlar Fransa'ya hizmet ediyor!"
Bu örneği biz ilk kez Necip Fazıl'dan duymuştuk. Bâbıâli adlı kitabında umut beslediği ve yetişmesinde katkısını gördüğü kabiliyetler arasında bizden önce Büyük Doğu'da çalışmış ve üstada hizmet etmiş bir arkadaşın adını da bizimle birlikte zikretmesini isteyen arkadaşımıza Necip Fazıl yukarıdaki anekdotu nakletmiş ve çok sevdiğimiz arkadaşın adını anamamıştı.
Ancak bu şuurla özel hayatla kamu maliyesi arasındaki ilişkiler konuşulur ve tartışılır. Bu tartışmalara açıklık getirecek şekilde verilecek bir cevabınız yoksa ahlak ve siyaset meselelerini tartışmanın bir anlamı yoktur. Çünkü görüntüler çerçevesinde anlatılanlar doğruysa, bu gerçekten de özel kalem müdürünü bir menfaat karşılığı milletvekili yapma işlemidir ve kutsal kitaplarda zina olarak tanımlanan bu ilişkinin onurlu bir tarafı olmadığı için de sorgulanmaya ve yargılanmaya tahammülü yoktur. Kaldı ki, ceza kanunlarında suç sayılmaz oldu.
Bu ilişkinin sorgulanmasına izin vermeyeceği Deniz Baykal tarafından ifade edilmiştir.
Baykal ile Baytok'un görüntülerini tek başına özel hayat ve mesken masuniyeti çerçevesinde görenlerle, milletin kesesinden yakınlarını kayırmanın kamu maliyesini yolsuzlukla istismar olarak görenlerin farklı bakış açılarıyla kanaatlerini ifade ettiklerini görüyoruz.
Kimse kimsenin cinsel ilişkilerine magazin basını merakıyla yaklaşmaya hakkı yok, ama eğer söz konusu ilişki bir parti başkanı ile onun himayesiyle milletvekili arasında cereyan etmişse, bunu sadece özel hayat ve mesken masuniyeti çerçevesinde görmek, gerçekten de her şeye at gözlüğü ile bakmaktır. Çünkü siyasette hiçbir şey tek boyutlu değildir, o yüzden de siyasetle ilgili hiçbir şey sade vatandaşın bakışıyla açıklanamaz.
Skandala adı ve görüntüleri karışan insanların her ikisi de siyasetçi, ülkeyi yönetmeye talip bir partide görevliler, toplumun önünde oldukları için de iyi rol modeli olmak gibi önemli bir sorumlulukları var. Aslında eşlerini aldatanların bütün milleti aldatacaklarına kesin gözü ile bakılmasını haklı çıkaracak bir konumları var. Keyfi davranma, sade vatandaş gibi samimi ilişkilerini veya eşlerinin de kabul ettiği aşklarını yaşama lüksleri yok... Siyaset böyle bir şey!
Kimse kimseyi zorla yatağa sokmadığı gibi siyasete sokmuyor, o yüzden de bir insanın kendi insanî ihtiyaçlarını karşılamak veya toplumda prestij sahibi olabilmek için ahlak dışı ilişkilere girmesini mazur gösteremez. Çünkü toplumu iyi yönetmek sorumluluğu, aynı zamanda onlara iyi örnek olmak ve iyi işler yapmak sorumluluğunu da birlikte düşünmeye bizi zorlar. Nefsine hâkim olamayan parti kurup dünyaya nizâmat vermeye kalkmamalı...
Evet, gerçekten de Başbakan'la onun tespitlerine katılan insanlara hak veriyoruz:
Eşlerini aldatanlara kimse güvenmez ve hovardalığı kahramanlık gibi algılayanları veya bunları mağdur, mazur görenleri kamu vicdanının affetmez... Hele bunun üzerinden rant sağlayanlarla özel hayat, mesken masuniyeti gibi gerekçelerle komploya kurban gittiklerini söyleyenler ancak kendilerini aldatırlar. Çünkü siyaset toplumun ahlakından da sorumludur...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



