Türkiye'de mevcut izlenen şekliyle, siyasetin önü, artık tıkanmıştır. Sürekli çatışan, kavga eden, gerilim ve çatışmadan beslenen bir siyaset tarzı ile ülkemizin iyi bir yerlere gitmesi mümkün değildir.
Siyaset kurumu, meselelere çözüm üretemez hale gelmiştir.
Türkiye demokrasisinin bugün içinde bulunduğu durum da, çok iç açıcı değildir. Sistem, vesayet düzenekleri ve bürokratik oligarşinin arasında sıkışmış kalmıştır.
İnsanlarımız, geleceğe dair umudunu her geçen gün biraz daha kaybetmektedir.
Vesayet düzeneklerinin ve bürokratik oligarşinin hâkim olduğu bir ortamda gerçek demokrasi ve millet egemenliğinden söz edilmesi mümkün değildir.
AKP Hükümeti, 8 yıldır iktidarda olmasına rağmen, vesayet düzeneklerinin kaldırılması konusunda, önemli hiçbir adım atamamıştır.
Evet, yapılan ve referandumla onaylanan bir anayasa değişikliği vardır. Bu değişiklikle birlikte, yukarıda vurguladığım hususların düzeltilmesi noktasında bir takım olumlu adımlar da atılmış bulunmaktadır.
Ancak bu değişikliklerin yeterli olmadığı, yeni bir anayasa yapılması ve bu sürecin vakit geçirilmeden başlatılması gerektiği bırakın muhalefet partilerini, bizzat başta Başbakan olmak üzere, iktidardaki Ak Parti'nin neredeyse bütün sözcülerince ifade edilmektedir.
Net bir şekilde ortaya çıkmıştır ki, bugünkü, hiçbir sorunu çözmeyen, ancak çözer gibi yapan siyaset tarzından bir şeyler beklemenin, fazlaca bir manası da yoktur.
Maksat meselelere kalıcı çözümler üretmek değil, bir seçim daha kazanabilmektir. Bütün çatışmaları, aslında bunun içindir.
Şimdi millet işin sahibini iktidara getirmek zorundadır. Milletimiz, Türkiye'yi o taraftakiler, bu taraftakiler diye bölen ama milletin kalıcı hiçbir sorununu çözmeyen, kalıcı çözümler üretemeyen statükocu, vesayetçi siyaset tarzına son noktayı koymalıdır.
Türkiyemizin bilinçli bir şekilde uygulanan gerilim politikalarıyla, hızlı bir şekilde götürülmekte olduğu iki partili bir sistem yanlışına dur denilmelidir.
Şiddetli bir kavga ve çatışma içerisinde olsalar da, hem Ak Parti, hem de CHP durumlarından aslında memnundurlar.
Rollerini iyi oynamaktadırlar. Birbirlerinin değirmenlerine su taşımaktadırlar!
Kısacası, niyet o değilse bile (kaldı ki, ben niyetlerinin de bu olduğu kanaatindeyim), ortada tam bir danışıklı dövüş vardır. Sağ benim olsun sol da senin; varılmak istenen netice budur!
Milletimize fark ettirilmeden iki kutuplu, iki partili bir siyasal sistem dayatılmaktadır.
Darbe anayasasından kurtulma sloganıyla bir referandum kampanyası yürütülmüştür. Dahası referandum neredeyse tamamıyla, 12 Eylül karşıtlığı üzerine oturtulmuştur. Ortaya çıkan neticede, bunun çok büyük bir etkisinin olduğu da kesindir.
Ama bir gerçek daha var ki, 12 Eylül'ü yapanların, deneyip de başaramadıkları iki partili sistem yolunda, AKP, CHP kavgasıyla epeyce mesafe alınmış bulunmaktadır.
Gerek AKP ve gerekse de CHP, ülkeyi iki partili bir sisteme taşımak istemektedirler. Sürekli kavganın temelinde yatan esas sebep de budur.
Bu oyunun sonunun millet için iyi neticeler doğurmayacağı, birikmiş meselelere çözüm olmayacağı kanaatindeyim.
Onun için toplumsal toparlanmanın adresi olacak, geleceğe ilişkin umutsuzluklara son vererek, Türkiye'nin yeni umudu olacak bir siyasi çıkışa ihtiyaç vardır.
Ahlak ve maneviyat temelinde, adalet, refah ve özgürlükten yana bir siyasal çıkışa ihtiyaç vardır.
Bu yüzden, yeni bir umuda, yeni bir kadroya, yenilenmiş bir siyasi harekete ihtiyaç vardır.
Temennimiz, milletimizin bu gerilim oyununu boşa çıkarıp, ülkenin önünü açacak adımların atılmasına fırsat tanımasıdır. Zira ülkenin geleceği bundadır. Yoksulluğun, yolsuzluğun, adaletsizliğin son bulmasının, ülkemizin maddi ve manevi manada refaha kavuşmasının şifresi de bundadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



