Ülkemizde siyaset kurumuna şu iki gelişme büyük zarar vermiştir: Biri askeri darbeler, diğeri de siyaseti karanlık odakların çıkarlarına göre yeniden dizayn etmeyi amaçlayan siyaset mühendisliği...
Yarım asra üç askeri ihtilal, bir postmodern darbe, bir de internet muhtırası sığdıran Türkiye'de, tüm bu girişimlerin odak noktasında sürekli siyaset yer almıştır.
Askeri ihtilal yapılmış; bu memlekette Başbakan ve bakanlar asılmıştır.
Muhtıra verilmiş; siyasi partiler kapatılmış, mallarına el konulmuş, siyasetçiler hapsedilmiş, siyaset kurumu ve siyasetçiler ülkenin başına çorap ören, bela üreten, kurtulunması gereken kişiler olarak lanse edilmiştir.
Her demokrasi dışı girişimde, Türkiye'de siyaset ve siyasetçi biraz daha zayıflamış, güçten düşmüş, güvenini kaybetmiştir.
Üst üste bu darbeleri yiyen, kapatılan, horlanan, ötekileştirilen siyasetin kendisini toparlaması epey güç olmuştur. Sivil siyaset, bugün milli iradeyi temsilde zorlanıyorsa, sivil toplumun siyasete katkısı az ise, vesayet rejiminin izlerini tamamen silmek kolay olmuyorsa, bu ağır darbelerin payı büyük olmuştur.
Türkiye çok partili hayata geçişle birlikte siyaset mühendisliği hesaplarına da sürekli maruz kalmıştır. Siyaset hiçbir zaman kendi haline, kendi seyrine, doğal mecrasına bırakılmamış, halkın iradesinin üzerine sürekli ipotekler konulmak istenmiştir.
Çünkü halkın doğruyu seçebileceğine inanılmamıştır.
Halk cahillikle suçlanmış, onlar adına 'mühendislik hesapları' yapılmış, siyasetin genetiği ile oynanmıştır.
Genetiği ile oynanan siyaset sürekli "hormonlu" siyasetçiler, iktidarlar, koalisyon hükümetleri üretmiştir.
Türkiye ekonomik, siyasal ve sosyal açıdan yıllarca çağının gerisinde kalmışsa, layık olduğu gibi yönetilememişse, yoksulluk ve yolsuzluk hastalığından mustarip olmuşsa, bunda hormonlu iktidarların ve "imal edilen" siyasetçilerin parmak izini aramak gerekir.
Siyaset mühendislerinin en büyük suç ortağı ise medyadır...
Milletin isteği dışında oluşturulan/imal edilen/kurgulanan siyasetçileri ve hükümetleri yıllarca desteklediler, alkışladılar, sırtlarını sıvazladılar.
Bunu yaparken ballı teşvik ve kredileri aldılar, büyük imtiyazlar sağladılar, medya karteli kurdular...
Ülkenin içine girdiği ekonomik çıkmaz, sosyal açmaz ve siyasi erozyon onları hiç ilgilendirmedi. Türkiye borçlandı, halk fakirleşti, adaletsiz gelir dağılımı arttı, yolsuzluk batağının kokusu her yanı sardı; ama medya tüm bunları görmezden gelerek yeni siyaset mühendisliği hesaplarının ve imalatların peşine düştü.
Dikkat edin; Türkiye yeni bir siyaset mühendisliği projesi ile karşı karşıya...
Yine birileri, kirli ve çirkin yollarla, siyasette rol dağıtmaya kalkışıyor, siyaseti dizayn etme hesapları yapıyor.
Bu hesaplar karşısında Türkiye'nin geçmişten ders alması, geçmişte yapılanların ülkeyi nereye sürüklediğini hatırlaması, bu tür mühendislik hesaplarının kimi karanlık odaklar dışında hiç kimseye yararının olmayacağını görmesi gerekir.
Bunun için de hangi partiden olursa olsun, tüm siyasetçilerin bu projeyi reddetmesi, karanlık ellere karşı çıkması, oyuna gelmemesi, oyunu bozması şarttır.
Siyaseti ancak millet dizayn edebilir; onun yeri de seçim sandığıdır.
Bunun dışındaki tüm girişimler demokratik sistem ile bağdaşmaz, yarar değil zarar getirir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



