PROTOKOLSÜZ KONGRE’NİN ÜYELERİ HACCI YORUMLUYOR
Dosyamızda yer alan yazıların bir kısmını, insicamı bozmaması için bugüne kadar internet sayfalarımız üzerinden yayınlamadık. Gazetemizde yer alan, fakat internet üzerinden okuyamadığınız bu bölümleri “Kutsal Yolculuk Başlıyor”, “Duygu Sağanağı”, “PROTOKOLSÜZ KONGRE’nin Üyeleri HACCI Yorumluyor” ve “Gezdiklerimiz-Gördüklerimiz” başlıkları altında ilginize sunuyoruz.
KUTSAL YOLCULUK BAŞLIYOR...Dosta selam götürmeye geldik
Kutsal davete icabet vaktinin arefesinde Eyüp’teyiz. En sevgiliyi, misafir eden azim misafirin huzurundayız. Efendimizin, Mekke’den Medine’ye hicretinde Cebrail Aleyhisselam’ın yularından çeke çeke götürdüğü Kusva’nın evinin önünde çöktüğü ensarın en cömerti Halid bin Zeyd’in makamındayız. Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te savaşan, Peygamberimizin “İstanbul mutlak fethedilecektir. O’nu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” sözlerine nail olmak için, 96 yaşında Medine’den İstanbul’a sefere çıkan ve İstanbul surları önünde şehadet şerbeti içen kutlu mihmandar Ebu Eyyûb el-Ensari’nin (r.a.) istirahatgâhındayız. Dostun dostunun yanında. Selam verip, dosta selam götürmeye geldik. O’nun ruhunu kuşanıp, O’nun yurduna hicret etmeye geldik.
Cihad ordusu menzile hazırlanıyorEbu Eyyûb el-Ensari’nin sevdasına tam 782 yıl sonra mufavvak olan komutan Fatih Sultan Muhammed Han Hazretleri’nin bânîsi bulunduğu Fatih Camii’ndeyiz. Hacc kafilelerinin belli olmasıyla birlikte yol arkadaşlarımız ve mihmandarlarımızla buluşmak, tanışmak için toplanmaktayız. Sefere çıkacak olan 16. Kafile’nin Başkanı Sarıyer Müftüsü Dr. Ahmet Duran nasıl bir görev üstlendiğinin farkında. Bir komutan edasıyla ordusunu cihad yurduna hazırlamak için bütün gayretini sarfediyor. Bu cihaddan zaferle dönülecek başka çaresi yok! 3. Grubun mihmandarı Hüseyin Sarımehmetoğlu hocamız her sözüne “Efendim” diyerek başlıyor ve bizi nezaketin zirvesine sürüklüyor. Onun ağzından dökülen naif cümlelerle içimizdeki korkular bir bir eriyor. Bakalım bu ulvî seferde bizleri neler bekliyor, hep birlikte göreceğiz!
DUYGU SAĞANAĞI...
Yürekleri teslimiyet nişangâhına çeviren yol
Ben ömrümde çok yol yürüdüm, çok yol gördüm ama asla Mescid-i Nebevi’nin Babü’s Selam kapısından başlayan ve Resulullah’ın istirahatgâhına giden yol kadar yürekleri teslimiyet nişangâhına çevirenine rastlamadım. Burada salat ve selamlar; kelebek ve güvercinlerin kanat çırpışları arasında bir tevhid senfonisine dönüşüyor. Aşıklar ordusu; Ravza-i Mutaharra’nın girdabında özlediklerine kavuşabilmek için yarışıyor. Dünyadaki cennet bahçesinde “gül” derleyenlerin rahmete dönüşen gözyaşlarını Resulullah’la birlikte, sanki Hz. Sıddık-ı Ebû Bekir ve Hz. Ömer de temaşa ediyor. Allah’ın Nebisi, Efendiler Efendisi selamlara selamla mukabele ediyor... Ve gökkubbede çınlayan Bîlal’in ezanları O’nun gibi bizi de ferahlatıyor...Kâbe de bizimle birlikte gözyaşı döktü!Tarihler 16 Zilhicce 1427’yi gösteriyor. Arafat Vakfesi’nden sonraki ilk Cuma. Bizleri rahmet sağanağına gark eden Haccı Ekber’in yansımasının devamı niteliğindeki bir Cuma’yı idrak ediyoruz. Sabah saat 10’da Mescid-i Haram’a ulaşmamıza rağmen maalesef mescidde yer bulamıyor, ancak Abdulaziz kapısının önüne kadar ilerleyebiliyoruz. Ve burada Cuma namazını eda ediyoruz. Mekke’nin sokakları, tepeleri, tünelleri milyonları bulan cemaatle dolup taşıyor. Bulutların arasından zaman zaman damlalarını bırakan rahmet sağanağı, yer-gök her tarafı kaplıyor. Her yer tevhid ordusuna teslim olmuş durumda. Cuma günün akşam vakti; yağmur sağanağının altında, eller duada, rahmet semada gözyaşlarına eşlik etmekte adeta. Kâbe de bizimle ağlıyor, altın oluğundan akıttığı damlalarla. O ağlıyor, biz ağlıyoruz. Bu hâl yaklaşık 3-4 dakika sürüyor. Adeta dertleşmek için zaman içinde zaman serdedilmiş gibi. İşte Haccı Ekber’i takip eden bir Cuma gününün bizde bıraktığı duyguların inkişâfı. Ve kalemle yansıtmaya güç yetirebildiğimiz izahı...
“Dinleri Bir”lerin muhabbeti...
İkindi namazından sonra, Mescid’ül-Haram’ın sütunlarına sırtımı vererek Rükn-i Yemânî tarafından Kâbe’yi seyre dalıyorum. Bir müddet sonra yanımda oturan mücahidlerin "muhabbet sofrası" kurduğuna tanık oluyorum. Irkları ayrı, renkleri ayrı, dilleri ayrı, “DİNLERİ BİR”lerin muhabbeti. Sudanlısı, Bangladeşlisi, Pakistanlısı, Nijerlisi, Mısırlısı, Malezyalısı, Endonezyalısı, Türkiyelisi... Dillerin susturulduğu, gönüllerin konuşturulduğu muhabbet. İnanın bu muhabbet kadar insana huzur verenine rastlayamazsınız, hele de Kâbe’nin karşısında iseniz durum daha da farklıdır...
Endonezyalı kadının gözyaşları...
Sırtımızı Osmanlı’nın Kâbe-i Muazzama’yı çevreleyen revaklarına vermiş bir halde, namaz vaktini beklerken, gözlerimize unutulması çok zor bir kare takılıyor. Endonezyalı bir kadın. Hacervarî bir duruşla Rabbine yakarıyor. Dakikalarca, Kâbe’yi seyre dalıp hüngür hüngür ağlıyor. O kadar içten ağlıyor ki; insan onun gibi gözyaşı döküp, yalvarabilmeyi özlüyor.
Yüce Rabbimizin, Hz. İbrahim’e buyurduğu; “İnsanların içinde Haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.” (22 / Hac, 27) çağrısına dünyanın dört bir yanından koşup gelen “Protokolsüz Kongre”nin üyelerine, Kâbe’nin gölgesinde “Hacc”la ilgili duygu ve düşüncelerini sorduk. İşte bunlardan anektodlaştırarak aktaracağımız birkaç örnek:
RİZVAN GANİ: (İNGİLTERE)
Arındırıcı ve şaşırtıcı bir deneyimMescid-i Haram’da bir akşam namazı öncesi. Vakit yaklaştığı için tavaftakiler Kâbe’nin önünde yavaş yavaş saf tutmaya başlıyor. Saftaki ufak bir dalgalanmanın ardından koluma sıkı sıkıya sarılan bir gencin olduğunu fark ediyorum. Adı Rizwan Gani. Aslen Hindistanlı. Uzun yıllardan beri London’da yaşıyor. Kutsal görevi ifâ etmek üzere hanımıyla birlikte gelmişler. İşte Gani’nin yüreğinden kopup gelen ifadeler: “Hac; olağandışı ve estetik bir olgu. Anlatmak, ifade etmek gerçekten çok zor. 36 yaşında olmama rağmen, buralara daha önce gelemediğim için üzülüyorum. Dünyanın değişik yerlerinden, benim gibi Hac görevini yerine getirmek için gelen insanların arasında olmaktan dolayı çok huzurluyum. Kâbe’nin etrafında tavaf eden herkes, birbirlerine yıllar öncesinden tanışıyormuşçasına davranıyor. İşte siz, şu anda buna en canlı örneksiniz. İki dakika önce tanışmıyorduk, şu anda ise en özel duygularımı sizinle paylaşıyorum. Hac, gerçekten arındırıcı ve şaşırtıcı bir deneyim. Burada bütün vaktinizi ibadetle geçiriyorsunuz, fakat asla yeterli görmüyorsunuz. İbadetlerin yorucu olduğunu kabul ediyorsunuz, ama aynı zamanda doyurucu olduğunu hissediyorsunuz. Yani Kâbe’yi ne kadar seyrederseniz seyredin, yeterli değil. Ne kadar ibadet yaparsanız yapın yeterli değil. Ne kadar tavaf yaparsanız yapın, yeterli değil...”
İSLAM MELEGY: (MISIR)
Huzuru yeniden keşfettimİki arkadaş. Birisi Mısırlı, diğeri ise İspanyol. Yanlarında olup bitenlere hiç aldırış etmeden, tevekkül içinde Kâbe’yi seyre dalmışlar. Önce onların bu mânâ iklimindeki yolculuklarını kesintiye uğratmayı istemiyorum. Fakat bir süre sonra göz göze geldiğimiz Kahireli İslam Melegy’a Hacla ilgili duygu, düşünce ve içinde bulunduğu ruh halini soruyorum. Cevabı gayet açık ve net: "Hayatımda hiç olmadığım kadar huzurluyum."
M. PERVEZ SURVE: (HİNDİSTAN)
Kâbe, ruhumu değiştirdiYatsı namazının vakti yavaş yavaş yaklaşıyor. Saf tutanların arasında dolaşıyorum kendime bir yer bulabilmek umuduyla. Fakat nafile! Bütün girişimlerim başarısızlıkla sonuçlanıyor. Ayakta öyle kalakaldığımı fark eden bir genç eliyle işaret ederek beni yanına davet ediyor. Hây, Allah senden razı olsun diyorum. Tebessüm ediyor! Sonrasında “Do you know english or arabic?” diyorum. “English” diye cevap veriyor. Ve sonrasında 21 yaşında, Hindistan’ın Mumbai şehrinden buralara koşup gelen Muhammed kardeşim bakın neler diyor: “Allah’a bu kutsal topraklara gelmeme ve Hac görevimi yerine getirmeme fırsat verdiği için sonsuz şükrediyorum. Burada namaz kılarken yada tavaf yaparken Yüce Allah’ımın önümde olduğunu hissediyorum. Hayatım boyunca işlediğim günahlardan dolayı; Rahman ve Rahim olan Allah’a beni affetmesi için gözyaşı döküyorum. Benim bu üzüntü ve yakarışlarım karşısında O’nun beni affettiğine inanıyorum. Buraya geldiğim ilk günlerde içimi acıtan bütün duygular gitti, yerine mutluluk geldi. Kâbe’yi tavaf ettikçe, dünya ile ilgili her şeyi unutuyorum. Ailemi unutuyorum, sıkıntılarımı unutuyorum. Hatırladığım sadece Allah ve Resulü. Bu duyguları yaşamayı Allah bütün Müslümanlara nasip etsin...”
SAİD AHMED NASIR: (PAKİSTAN)
Mekke; sır ve hakikatler diyarıYanına yaklaşıp Hacc’la ilgili duygularını öğrenmek istediğimi söyleyince beni biraz süzdükten sonra “Türkiye!” diyerek gülümsedi. Ben de kendisine “Civi Pakistan” diye jestimi yapınca, sarıldı hemen verdiğim kalem kağıda. İşte İslamabad’da yaşayan 50’lik ihtiyar-delikanlının gönül deryasındaki Hac: “Allah’ın evinde, Kâbe’nin karşısında olmak, insanın kendisini her yönüyle geliştirmesi için sunulmuş bir fırsat. Çünkü burada her gün kendinizi ve çevrenizdeki olayları yeniden keşfediyorsunuz. Dili farklı, rengi farklı, coğrafyası farklı insanların tevhid dini etrafında nasıl kenetlendiklerine şahit oluyorsunuz. “Kâbe”de ayrı, “tavaf”ta ayrı, “sa’y”da ayrı, “Arafat” ayrı, “Müzdelife”de ayrı, “Mina’da ayrı sır ve hakikatlerle karşılaşıyorsunuz. İnşaallah ibadetlerimiz kabul, Haccımız mebrur olur...”
MAHMUD NAGIL: (FAS)
Burası huzur sokağı!“Uzun yıllardan beri Almanya’da yaşıyorum. Hac görevimi daha önce yapmış olmama rağmen, tekrar tekrar gelmekten tarifi mümkün olmayan bir haz alıyorum. Kâbe’nin karşısında, dünyanın değişik yerlerinden gelen seçkin insanlar topluluğu ile bir aradayım. Burası, dünyada eşi benzeri olmayan en muhteşem huzur sokağı! Benim için bundan ötesi yok!..”
S.ABDUL GARBA: (NİJER)
Arınmak için fırsat“40 yaşındayım. Aradan geçen uzun yıllar içinde ruhumun paslandığını ve arınmak için Hacc’ın iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bu arınmışlık duygusu içinde bundan sonraki hayatımda Allah’ın beni günahlardan koruyacağını umut ediyorum. Çünkü şu anda ruhum, kalbim ve aklım huzur dolu. Rabbime bizleri sapıtmışlar güruhundan etmediği için şükürler ediyorum...”
JOHARİ B. MAHMUDİN: (MALEZYA)
Şükürde aciz kalıyoruz“Milyonlarca insanın Allah’a olan bağlılıklarını ifade etmek için değişik coğrafyalardan gelip; ahenk içinde, tek vücud halinde ibadet etmeleri beni çok etkiledi. Buradaki hayat ve ibadet tarzında dünyanın başka yerinde rastlanamayacak bir mucizevîlik esintisi var. Bu mübarek hac iklimini bize yaşattığı için Yüce Yaradanımıza ne kadar şükretsek azdır...”
GEZDİKLERİMİZ – GÖRDÜKLERİMİZ...
Okuyacağınız bu anektodlar, fotoğraf kareleri eşliğinde MEDİNE ve MEKKE’de vücud bulan hatıraları yâd etmek üzere kaleme alınmıştır. Fotoğrafları burada yayınlayamadığımız için, sadece bazı örnekleri hatırlatarak, tevhid coğrafyasındaki hayalinizi canlı tutmaya gayret edeceğiz. Artık diğerlerini de hatırlamak ve yâd etmek de size kalıyor...
MEDİNE’DEN...
“Uhud bizi sever, biz de Uhud’u”
Uhud! Müslümanların müşrikler karşısında zafer sarhoşluğuna düşerek Peygamber emrini hiçe saymaları sonucu 70 canın feda edildiği ibretlik mekan. Okçular Tepesi’nden etrafı temâşa ettiğimizde film karesi gibi gözümüzün önünden geçen sahnelerin dehşetinde Efendimizin şehid edilen dişinin sancısını çekiyor, Hz. Hamza gibi kalbimiz parçalanıyor, Musab bin Umeyr’in insanlık yaşadıkça anlatılacak olan ibretlik şehadetini yâd ediyoruz. Ve Peygamber Efendimizin “Uhud bizi sever, biz de Uhud’u” demesindeki mananın derinliğinde kaybolup gidiyoruz.
Hz. Peygamberin komşuları
Mescid-i Nebevi’nin hemen yanı başında bulunan Cennetü’l Bakî kabristanı, on bine yakın sahabiye ev sahipliği yapıyor. Bu devasa istirahatgâhta kimin nereye defin edildiği belli değil. Onun için kabristana girer girmez uygun bir yerde duamızı yapıp, daha sonra merakımızı gidermek için ismi hafızamızda yer eden seçkin insanlar topluluğunun kabirlerini aramaya koyuluyoruz. Bakî mezarlığında hangi kabrin başına giderseniz gidin, Kubbetu'l-Hadra’nın sizi takip ettiği hissine kapılıyorsunuz. Peygamber’e komşu olmak böyle bir şey galiba.
Hicaz’a demiryoluyla gelmek vardı
Dünyaya adalet dağıtan bir dinin temsilcileri olan ecdadımız Osmanlı’nın Medine’deki mühürlerinden hangisini görsek çocuklar gibi seviniyoruz. Abdulhamid Han tarafından yaptırılan Mescid-i Anberiyye ve Medine Tren İstasyonu da bunlardan birisi. Osmanlı’nın parçalanmasıyla birlikte kaderine terkedilen bu tür yapılar, bütün yorgunluklarına rağmen Yeşil Kubbe’nin altındaki “Nûr”u temaşa ediyorlar. Kimbilir; “Hicaz’a demiryoluyla gelmek vardı” diye terennüm edenleri duyunca ne kadar heyecanlanıyorlar!..
MEKKE’DEN...
Kutlu doğum mekanı
Yüce Yaradanın; “Sen olmasaydın, Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” dediği Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) dünyaya teşrif ettikleri evin yerinde şu anda bir kütüphane binası bulunuyor.
Hira; vahyi anlamak, Kur’an’ı keşfetmektir
Nûr Dağı üzerinde bulunan Hira Mağarası. Peygamberimiz, cahiliyenin hüküm sürdüğü Mekke sokaklarından uzaklaşıp tefekkür için çıktığı yer. İlk vahiy, ilk müjdeye şahadet eden mekan. İçinde barındırdığı hatıralar açısından Hira’yı yâd etmek; vahyi anlamak, Kur’an’ı keşfetmektir. Kısacası Hira, aradığını bulma, bulduğunu anlayıp uygulamaktır.
Hüzün kokan kabristanMekke’nin en eski kabristanı olan Cennet’ül Mualla’da Peygamber Efendimizin zevcesi Hz. Hatice, oğlu Ebu’l Kasım, amcası Ebu Talip, dedesi Abdulmuttalip gibi bir çok kişi burada medfun bulunuyor. Dualarımız O’nun âl ve ashabına.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



