Başta silah olmak üzere, kimya ve elektronik gibi birçok sektörü elinde tutan İsrail'in yeni silahı genetik tarım. Çanakkale'de ve İstiklal Savaşı'nda milletimizi emrine alamayan, yok edemeyen Siyonistler ve işbirlikçileri olan Avrupa ülkeleri şimdi son model, en modern silahlarını üretip yoğun bir şekilde, acımasızca üzerimize doğru geliyorlar. İsrail'deki bir avuç toprak parçasında oluşturdukları genetik tarlalarında geceli gündüzlü çalışan Siyonizm'in emrindeki bilim adamları milyarlarca dolar kazanıyorlar. Özellikle de Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde elde ettikleri pazarlar sayesinde Siyonizm'e hizmet ediyorlar. Siyonizm'in nihai amaçlarından biri de Arz-ı Mevud, yani bizim topraklarımızın önemli bir parçasını da içine alan geniş bir alanda büyük İsrail imparatorluğunu kurmayı esas alan inanca hizmet eden bir silah olarak karşımıza çıkıyor Genetiği değiştirilmiş organizmalar.
Asıl amacın Çanakkale'de etten duvarlar oluşturarak Siyonist Haçlılara dur diyen milletimizin kısırlaştırılarak azaltılması ve zayıflatılması olduğunu anlamamak için saf olmak, aptal olmak ve divane olmak gerekir? Genç nesilleri bitmiş, ihtiyarlaşmış bir millet ve hantal bir devleti bölmek, parçalamak ve yıkıp yok etmek daha kolay olacaktır. Üniversitelerimizde bilim adamları genetiği değiştirilmiş organizmaları biyolojik silah olarak değerlendirirken, bizim bu ürünlerin yurda girişine izin vermemiz büyük bir gaflettir.
Düşünün ki, 70 üniversite, 30 ziraat fakültesi, 50 tarım araştırma enstitüsü ve binlerce işsiz ziraat mühendisi bulunan Türkiye, genetiği değiştirilmiş ürünler ithal ediyor. Düşünün ki, tahıl deposu sayılan ovalarıyla dört mevsimi yaşayan, en az on katımız büyüklüğündeki bir nüfusu besleyebilecek ürün bolluğuna ve çeşitliğine sahip olan ülkemiz Genetiği Değiştirilmiş Ürünler ithal ediyor. Buna izin verilmesi büyük bir skandal olarak değerlendirilmelidir. Biz geniş verimli arazilerimizde tarım üretimini uyguladığımız anlamsız kotalarla azaltırken, İsrail, genetik tarlalarda ürettiği ürünler ve suni tohumlarla dünyaya hastalık ihraç ediyor. En acımasız bir şekilde insanlığın en temel ihtiyacı olan gıda sektörünü tekeline almak için çalışıyor. Biz de buna göz yumuyor ya da destek veriyoruz. Yıllardır yanlış tarım politikalarıyla Türkiye'de üretimin yok olma noktasına geldiğini artık herkes biliyor. Birçok temel ürünü ihtiyacımız yok diyerek yetiştirilmesine kota koyarken neden genetiği değiştirilmiş olarak raflarımızda yer alıyor? Bunları anlamak için kâhin olmak gerekiyor galiba.
Genetiği değiştirilmiş ürünler sadece sebze ve meyve olarak değil, bebek mamasından çikolatalara kadar yüzlerce ürün marketlerde rafları süslüyor. İnsan sağlığına zararlı oldukları için dünyada birçok ülke bu suni tohum ve benzeri maddelerin tarlalarda ekilmesini yasaklamışken bizim bunların ithaline izin vermemiz kime ve hangi akla hizmettir? İşin en skandal ya da enteresan yanı bu organizmaların insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen herhangi bir klinik çalışmanın yapılmamış olmasıdır.
Artan kanser vakaları
Son yıllarda dünyada ve Türkiye'de artan kanser vakalarını herkes biliyor. Kanserdeki artışların GDO'lardan kaynaklandığını uzmanlar her gün söylüyorlar. Uzmanlar GDO kullanımında kötü sonuçlar olabileceğini belirtmişken neden bunun önüne geçilemiyor? Türkiye'de artık yılda 150 bin yeni kanser vakasına rastlıyoruz. Bizim için vahim olan bu durum İsrail için para kazanmak demek. Çünkü oldukça pahalı olan kanser ilaçlarını İsrail firmaları üretiyor. Bu sistemin işleyişi şöyle gerçekleşiyor: İsrail GDO üreterek para kazanıyor, bu GDO'larla beslenen insanlar kanser oluyor, kanser olan insanlara ilaç satarak İsrail yine para kazanıyor. GDO'lar bu kadar tehlikeli olduğu halde, neden somut bir önlem alınmıyor? İsrail'in yeni, en modern silahı, adı değiştirilmiş nükleer silahı GDO'lar olduğunu söylemek abartı olmaz galiba.
Tüm sivil toplum kuruluşları, bir platform etrafında birleşerek GDO'lara yönelik somut bir eylem başlatmak zorundadırlar. Ayrıca ülkemizi yöneten yetkililer de derhal önlem alarak görevlerinin başında olduklarını ispat etmelidirler. Yoksa genetiği değiştirilmiş ürünlerle beslenen nesiller de genetiği değiştirilmiş beyinlerle artık kapitalizmin kölesi olup karşımıza çıkacaklar. Bu işin en hazin sonucu mutasyona uğramış nesillerin yetişmesi olacaktır. Görünümüyle, fiziğiyle insan, ama içi boş dirençsiz, ruhsuz, fikirsiz bir ağaç gibi olan insanlar çıkacak karşımıza. Zeki, çalışkan ama kendini tehlikelerden koruyacak bir karar mekanizmasından yoksun insanlar çıkacak karşımıza. Sorulduğunda akıl sahibi olduğu zannedilen ama köleliğe razı bir fikir sahibi olan insanlar çıkacak karşımıza. Bir zamanlar elektromanyetik silahlardan bahsedilirdi, bu gidişle uzaktan kumanda ile insanı istendiği gibi evirip çevirmeye yarayan manyetik etkili silahlara da gerek kalmayacak artık. Bozuk gıdalarla beslenen nesillerin beyinleri genetik değişikliğe uğradıktan sonra artık sadece belirli insanları değil, topyekûn herkesi yönlendirmek, tam bir köle gibi kullanmak çok zor olmayacaktır. Köle karakterli insanlar eğitimle yetiştirilirken, bu gıdalarla müstemleke beyinli toplumlar oluşturmak çok daha kolay olacaktır. Ya da genetiği değiştirilmiş beyinler hayatımıza hükmettiği için bu açık tehlikelere karşı kendimizi koruyacak pozisyonlar alamıyoruz.
Akıl sadece insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir çabadan ziyade insanın onurlu bir şekilde yaşamasını sağlayacak, onu dünyevi ve uhrevi her türlü tehlikelere karşı korunma pozisyonları aldıracak bir mekanizmadır. Akıl özgür bir dünyaya kapı açar, aksi yönde ise tutsaklığa yani köleliğe razı olur. İnsan çok zeki olabilir, birçok ödül, madalya almış olabilir, birçok başarıya imza atmış olabilir ama kendini Rabbimizin gösterdiği tehlikelerden koruyacak özgür bir eylem içinde değilse hiç de akıllı değildir. İşte GDO'lar bu aklı insanın başından alacak bir sonuca neden olabilir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



