Sinema eleştirmeni Ali Murat Güven bu akşam 19.00'da Üsküdar'da Genç dergisinde bir konuşma yapacak. Buna mesleki dertleşme de diyebiliriz. Yazılarına ve hazırladığı sinema sayfasına veda etme sinyali veren Ali Murat Güven'i dinlemek için orada olacağım elbet. Ama öncesinde bu yalnız silahşörü neden tek başına bırakmışız, ona bakalım...
Oysa her şey farklı bir yolda seyrediyordu.Ankara'da Cumhurbaşkanlığı köşkünde kültür sanat büyük ödülü veriliyordu, cumhurbaşkanımızdan üzerinde çalışmaya başladığım ve bu ülkenin değerlerini yerli yerine koymayı amaçlayan kitaba 'yazı' istemiş ve olur cevabı almıştım. Bugüne kadar üzerinde sadece laf üretilen bir konuda elimi taşın altına koymak istemiş, görüşmelerimi yapmıştım. İstanbul'a döndüğümde sevgili dost Mahmut Bıyıklı'nın 'hayırlı olsun' telefonuyla kendime geldim. Geçtiğimiz yıl ESKADER'in sayfamıza verdiği ödülün haberini de ondan almıştım. Bu yıl Türkiye Yazarlar Birliği sayfamızı ödül için seçmişti. Mutlu olunacak bir haber. Sonrasında tahminimin ötesinde 'tebrik' telefonları aldım. Şaşırmıştım biraz da. Gazeteye geldiğimde sevincimi yavaş yavaş geride bırakmış 'olağan' bir durumun peşinde yol almaya başlamıştım. Sonraki günlerde neredeyse böyle bir olayın yaşandığına dair bir hissi bile duyamadan geçmeye başladı. Yazmayı düşündüğüm yazıları bir bir zihnimde silmeye başladım. Dedim ya, oysa her şey farklı bir yolda seyrediyordu. On üç yılın sonunda çabalarım görülmüş, takdir edilmiştim. Eksik olan neydi?
Yazmayı düşünüp de yazamadığım yazıların başında esaslı bir Ali Murat Güven yazısı geliyordu. Mesleğe adım attığım zamanlarda yüz yüze tanıdığım ama öncesinde "Asabi Yazılar"ından tutun da Yörünge'deki dosya yazılarına kadar gönül haneme kazıdığım Güven'in son yıllarda neredeyse tek başına mücadele ettiği sinema alanında 'yılgınlık' ve 'hüzün' ikliminde 'veda' turlarına değinecektim.
Diyemedim.
Kısa film akıncıları yalnız kalmadı
Çünkü nedense onun içine düştüğü 'kırılganlık' vadisinde ben de yer alıyormuşum, onu fark ettim. Yeni Şafak'ta hazırladığı sinema sayfasını bırakmaya karar vermiş Ali Murat Güven, yazılarına da son verecekmiş. 96'lardaki bir sahnede kaldı zihnim. Millî Gazete'ye dışarıdan destek veriyordum. Bedir Acar için dergi tanıtımları yapıyor, üniversitede okuyordum. Gazeteye uğradığımda İsmail Fatih Ceylan'ı işinden engelliyor, Dış Haberler Servisi'ne geçiyordum. Başını kaşımaya vakti olmayan Ali Murat Güven hoş geldin dedikten sonra işine devam etti. Sanki yaptığı işle kavga ediyordu. Sessizce beklediğim yerden artık kalkmaya karar verdiğim anda 'bir dakika' dedi ve gitti. Bu kadar da ukalalığa alışık değildim. Demek ki yazılarından yanlış bir izlenime kapılmıştım. Tam kapıya doğru seyirtirken elinde özenle hazırlanmış bir bisküvi tabağıyla çıkageldi. Mahcubiyetimi size nasıl anlatayım. Meğer misafiri için titiz işinden ayrılamayan yazar çalışması bittiğinde 'dost'luğun en güzelini ortaya koyabiliyordu. O gün başlamış ama hiçbir zaman bitmemiştir o kavi dostluk. Öncesi ve sonrasıyla Ali Murat Güven mücadele adamı olmaya devam etti. Televizyon dünyasına geçtiği zamanlarda gazeteye uğradığında sohbetlerimize devam ettik. Bazen de bir dost ortamında. Yeni Şafak'ta başladığında derin nefes almıştım. Adım neredeyse sinema eleştirmenine çıktı ama bu alanın önemini bilen insanlar sanki yer yarılmış içine girmişlerdi. Ali Murat Güven'in yazıları benim 'sessiz çığlık' attığım yazılara benzemez. Mücadelesini yüksek sesle verir. Çabası ortalığı ayağa kaldırmaya meyyaldir. Bana derin nefes aldırdığı yazılarının yanı sıra kısa film konusunda 'akıncılık' yapmayı da ihmal etmedi. Hatta bir keresinde bir tv kanalının akim kalan kısa film yarışmasında jüride yanında buldum kendimi. Bazen ayrı düştük bazen farklı düşündük. Birbirimizi kırmamaya çalışarak neyi nasıl düşündüğümüzü açıkladık. Birlikte toplantılara gittik, birbirimizden habersiz çok zaman geçirdik. Bir araya gelişlerimiz bir heyecan filmini aratmadı. En son neredeyse arabadan hızlı koşmaya çalışarak merhum Yücel Çakmaklı ağabeyi görmeye gittik. O sinema yazılarına devam etti, ben kültür sanat dünyasını takibe... ve bir gün Bediüzzaman'la ilgili müthiş bir projenin ardına düştü. Çalınmadık kapı bırakmadı. Olur gibi görünen işler 'iyi saatte olsunlar'a karıştı. Sonra 'yeter sizden çektiğim' dedi ve veda vaktini hatırlattı bize. Bana göre, geçici bir 'yorgunluk'tu. Ta ki 'öldün mü, kaldın mı' telefonunu edene kadar. Emaneti üzerime doğru bırakıp meydanı terk etmeye karar vermiş.
Sevgili Ali Murat Güven'in umudunu kıran 'umarsızlık'ın yakın tanığıyım. Onu dostların arasında bile yalnız bırakan 'şey'in ne olduğunu iyi biliyorum. En çok sahip çıkılması beklenen, en çok desteğe ihtiyaç duyan konularda kapıların duvar olduğunu da bilirim. Yazı yazdığı gazetenin sahip çıkmayışına, ya da çıkarken bile duyarsız kalışına da şaşırmam. Konu sadece maddiyatın dolaylarında gezinmez bazen. İşin içine manevi yorgunluklar girerse adım atmak zorlaşır. 'Helalleşmek' için aradığında Ali Murat Güven, 'at üzerinde biriktirdiğin yorgunluğu Bünyamin' dedim ve kendime bir çay ısmarladım.
Kadri Gürsel'in söz ettiği gençler kim?
Oysa ne tartışmalar gelmiş ve gidiyor kültür dünyasında. En son Kadri Gürsel'in Milliyet'te başlattığı tartışma Ahmet Hakan'la devam etmiş, bizler susarken ve kendi dertlerimize dalmışken Oray Eğin, 'bırakma Ali Murat' diye yazmışken Gürsel'in tartışmasını da sürdürmüş. Yeri gelmişken açıklayayım. Kadri Gürsel'in bahsettiği vefat etmiş bir yönetmenin ardından konuşan üç kişi sanıyorum Ali Murat Güven, İhsan Kabil ve benim katıldığım şimdilerde yerinde yeller esen Ali Haydar Haksal'ın bir tv kanalında bir ara yayınlanan "Edebiyat Okumaları" programıydı. Bahsettiği gibi solcuların elindeki merkezi kültür alanına karşı, çevreden fetih arzusu içinde değiliz. En azından kendi adıma söyleyeyim. Solcularla sağcılarla derdim yok. Bu ülke insanları, özellikle inandığı değerleri olanlar daha cesur olmalı, kendine güven duymalı, komplekse gerek yok konuşmaları çıkar bizden Kadri Bey. Biz gazeteciyiz ve gördüğümüz eksikleri yazıyoruz. Eleştirilerimiz de var ayrıca. En çok da kendimize. Ama bu düşman bellediklerimizin kalesini düşürmek için değil. Sadece solcular kadar cesur olmalarını istiyoruz İslamcılardan. Çok şey mi istiyoruz? Ali Murat Güven'in sinema serüvenine baktığınızda da aynı durumu görürsünüz. Hakkaniyet çizgisini bozmaktan yana değiliz. Kompleksli, bizden adam olmaz tavrı olanları silkelemek derdimiz olmuşsa kötü mü olmuş. Evet, iktidarın her alanda kaydettiği rahatlık kültür alanında yok. Tarkan'la başlattığımız İstanbul 2010 örneği ortada. Popüler olan en değerli olanı yine ardında bırakmak üzere. Yani dert solcuların varlığı değil, asıl popüler olanın yıkıcılığı. Ama bunu ben nasıl anlatayım Kadri Gürsel'e. Ahmet Hakan başka bir yerinden yakalıyor tartışmayı ve doğru bir iz üzerinden gidiyor. Ahmet Hakan "Neden İslami kesimde yeni Sezai Karakoç'lar, yeni Nuri Pakdil'ler, yeni Rasim Özdenören'ler, Cahit Zarifoğlu'lar, Mustafa Kutlu'lar çıkmıyor?" diyor ama bence erken bir soru bu. Bu isimler iki üç günde var olmadılar demek şimdilik yeterlidir. Evet, Kadri Gürsel'in söz açtığı programda da Ali Murat Güven dertliydi, gazetede yazarken de; insanı dert konuşturur çünkü.
Yazılarına da sayfana da devam et dostum!
İslamcılar, muhafazakarlar, dini duyarlığı olanlar hangisini isterseniz seçin, bu ülkede artık bir kenarda sessizce oturarak bekleyemezler. Onlar isteseler de çağın kendilerine dayatacağı sorunlar yüzünden artık kabuklarından çıkmak zorundalar. Ama çıkarken de popüler kimliklere yaslanarak iktidar alanı oluşturma gayretinde olmasınlar. Henüz kendi değerlerinin sinema perdesine aktarımında bile acemi telaşı içinde olan insanlardan söz açıyoruz. Bediüzzaman'la ilgili sinema projeleri bile geliştiremeyen tedirgin bir ruh hali kaplamış her yeri. Ki henüz bu toprağın yerlileri konuşmaya başlamadılar daha. Yakın dönemin önemli aktörleri suskunluklarını bozmadılar. Ne sinemada, ne televizyonda, ne sahnede varlar. Şiiri, romanı, hikâyeyi şimdilik bir kenara bırakarak söylüyorum, görselin tahakküm alanında nobran işler yerine daha naif çabalara yer açılmalı. Kabaca gidilen ezberler bozulmalı, işin estetik zarafeti inancın güzelliğini gergef gergef işlemeli.
Sinemada aslında görünür görünmez nice gelişme oldu. Genç kuşağın özellikle üzerine düştüğü görsel alan nice değeri yetiştirecek. Bugün sektörde zorlanarak da olsa mücadele eden gençler yarın isimlerini perdeye kalıcı olarak yazdıracaklar. Yetişen gençlik üzerinde en çok emeği olan ismin Ali Murat Güven olduğunu öğrendiğimizde şaşırmayacağız. Çünkü mesleğin en zorlu alanlarında 'ben buradayım' diyen Güven'in teknik bilgisinin yanında maddiyatını bile -durumuna bakmadan- sarf ettiğini biliyoruz. Kim diyebilir ki, yıllar önce bisküvi tabağıyla Bünyamin'in karşısında beliren bu yaşlanmaya inat genç Ali Murat Güven nice kısa film akıncısı için kendini heder etmemektedir? Kim benim gibi bir çay içimi uğramamıştır yanına. Alnında biriken terleri kim eliyle silmek istememiştir. O akan ter gelecek kuşaklara bir çalışma azmidir. Hangi sinema kulübü, hangi dernek, hangi internet sitesi, hangi sahipsiz çaba Ali Murat Güven'in dikkatini çekmemiştir?
Ali Murat Güven'le dertleşme toplantısı
Kendi içimde oluşturduğum hüzün çemberini kırarak söylüyorum. Sevgili Ali Murat Güven; yazılarına da sayfana da devam et. Elbette ki senin boşluğunu herhangi biri dolduracaktır. Ama dolan o yer senin kendinden çalarak okuruna ayırdığın vaktin ve imkânsızlıklarına rağmen ayakta durma çabanın yanına bile yaklaşamayacaktır. Bizler Yeni Şafak'ta Kültür Sanat sayfasının başlama sevincini yaşarken sinema sayfasından olmak istemiyoruz. Ali Murat Güven'in o yazılara ve sayfaya ihtiyacı yok. Ama hâlâ bir yerlerde kısa film çekmek için çaba harcayan, iyi bir film için senaryolar hazırlayan, kendini yetiştiren gençlerin yaslandığı bu çınarın yanı yöresi yangın yerine dönmesin. Yazar ukalalığıyla karıştırılan tavrı birilerini rahatsız etsin ama sinemayla nefes alan ve inandığı değerleri önceleyen isimlerin yeşermesine zemin hazırlayan hali susuzluğumuzu gidermeye devam etsin.
İnançlı insanların daha yeni yeni kendine geldiği, eksiklerini fark edebildiği bana göre daha rahat bir dönemin eşiğindeyiz. Türk sinemasının dünyayı şaşırtmaya başladığı bir süreçten söz ediyorum. Duruşuyla önemli isimlerin bu dönemi ayakta karşılamalarını isterim. Yeni Şafak Gazetesi Sinema Editörü ve Yazarı Ali Murat Güven bu akşam 19.00'da (Bilgi için Tel: 0 216 532 00 41) Genç Dergisi'nin Üsküdar'daki yerinde olacak. Bir dertleşme toplantısı olacak bu. Bütün işlerimi, yoğunluklarımı, kırgınlıklarımı, canı sıkkınlıklarımı, ödül patırtılarını geride bırakarak gideceğim Ali Murat'ı dinlemeye. Ve eğer hâlâ yaralanmamış, kanamayan bir yeri kaldıysa 'devam et' diyeceğim. Bu ağır yükü kimseler kaldıramaz. Ali Murat'ı huzursuz eden sözlükçü gençlerim ve diğer eleştirmen efendilerim, sizler de orada olun. Birlikte huzursuz edelim Ali Murat'ı, birlikte huzuru arayalım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



