Türk sineması için bir çıkış yolu ararken yolumuz sık sık dış dünyaya düşüyor. Özellikle Hollywood’un ve Avrupa sinemasının dışında, İran’dan gelen iyi haberlere hep yenileri eklensin diye bekledik. Türk sinemasının dünyaya açılabilmesi hakkında ise birkaç üfürmece haber dışında sağlıklı bir durum ortalarda yok.
Müslüman dünyanın ‘acılı’ coğrafyasından hep yeni gelişmeler bekledik.
İslam aleminin gözü her zaman olduğu gibi Türkiye’deydi ve biz, kardeşlerimizle birlikte sinemada iyi ürünler hayal ettik, güzel filmlerle heyecan duymayı arzuladık. Hayallerimiz o kadar ötelere varmıştı ki geçtiğimiz aylarda vizyona giren Cennet’in Krallığı filminde Selahaddin Eyyubi karakteri objektif verildiği için neredeyse yönetmen Oliver Stone’a teşekkür edecektik. Bu durum karşısında gönlüm elvermemiş ve bu sayfada hayali bir yazı kaleme almıştım. Mustafa Akkad’ın İstanbul’da gala yapan filminde tüm dünyaya barış çağrısı yaptığını yazmıştım. Bugün hüzünle dönüyorum geçmişe ve ardından bugüne yine hüzünle geliyorum, çünkü: Mustafa Akkad öldü!
Ürdün'de düzenlenen otel saldırılarında yaralanan ünlü Suriyeli film yönetmeni Mustafa Akkad tedavi gördüğü hastanede kan kaybından öldü. Kızı ise o saldırıda bir gün önce ölmüştü.
İstanbul’un Fethi, Selahaddin Eyyubi filmleri için uzun süren çalışmalar yaptı Akkad. İslam dünyasından destek istemediği yönetim kalmadı gibi. Büyük bir prodüksiyondu hayali ve onu bir gün mutlaka gerçekleştirecekti. Çünkü Çağrı filmini çekmeye karar verdiğinde yer yerinden oynamıştı. Batılı dünyanın İslam algısına yüklenmiş negatif durum onu sürekli rahatsız etmiş, evlatları için iyi bir şey yapmak istemişti. Hz. Peygamber’in o kutlu mesajını sinemaya aktarmış ve vazgeçilmez filmiyle bugün bile izlemekten doyamayacağımız önemli bir iş başarmıştı.
Hollywood’a yaptığı korku filmleriyle para, Çağrı filmiyle de gönül kazanan Akkad, İslam dünyasının geçtiğimiz asır yaşadığı dehşetengiz işgallere de bigane kalmamış, Ömer Muhtar’ın hayatını Çöl Aslanı adıyla filme almıştı. Her iki filmde de Anthony Quinn’in müthiş oyunculuğu, Akkad’ın duyarlılığıyla bütünleşmiş, Müslüman dünya için unutulmaz hazineler kazanılmıştı.
Bugüne gelindiğinde Türk kamuoyunun kulağına çalınan haberler mutlaka medyada yer aldı. Türk hükümetiyle, yerel yöneticilerle görüşen Akkad, İstanbul’un Fethi’ni filme çekmek istiyordu. Hele ki Selahaddin Eyyubi bugün ortasında İsrail zulmünün hançerini geçirdiği Ortadoğu’nun bir barış dönemi olduğunu görsel şölen olarak ortaya koyacaktı.
Peki şimdi ne olacak? Ben ümitsiz olduğumu belirtmek durumundayım. Türk sinemasının kendisinden çok şey beklediğimiz yönetmenlerinden biri, çektiği son film gişede ‘çuvallayınca’ etrafa saldırmıştı. İlk hedefinde ise Ömer Muhtar filmi vardı. Arap sosyalizminden Kaddafi düşmanlığına bir sürü gerekçe saydıktan sonra filme demediğini bırakmıyordu. Bir Akkad olmayı başaramamış yönetmenin hezeyanları olarak görmüştüm bu açıklamalarını ve üzülmüştüm. Keşke Çağrı kadar olmasa da Ömer Muhtar filmi kadar bir kalite ortaya konup ondan sonra konuşulsaydı. Ne yazık ki daha çoook beklememiz gerekecek. Çünkü artık Akkad’ımız yok.
Onun vefatıyla ben sadece İslam aleminin değil tüm dünya sinemasının öksüz kaldığını düşünüyorum. Müslümanca hassasiyetlerle tüm insanlığa seslenebilecek saygın sanatçılarımız ne kadar da az. O azlar gittikçe dünyamızı terk ederken biz işini yapamayıp hücuma geçen yönetmenlerden önemli filmler beklemeye devam edeceğiz.
Yan sütunlarda yer alan habere dikkatle bakınız. Mustafa Akkad’ın açıklamalarının terör üretenlere yönelik olduğunu göreceksiniz. Ve Akkad ne hüzünlüdür ki bir terör saldırısında hayatını kaybetti. Saldırıyı kim ne amaçla düzenledi? Bu soruların anlamı yok. Bildiğimiz bir şey var; dünya adeta gizli servislerin açık savaşlarına sahne oluyor. Dünyayı ve daha çok da bölgemizi yeniden dizayn etmeye kalkışanlar gizlice tüm dünya üzerinde uçan uçaklara işkencehaneler kurdular. Kimin ne yaptığı, niçin yaptığı belli değil. ABD’nin ve İsrail’in ektiği fitne tohumları bize daha çok hayatı zehir edecek gibi görünüyor. Ünlü düşünür Garaudy’nin işaret ettiği bir gerçek vardı. İsrail üçüncü dünya savaşını başlatacak bombanın pimini çekmek için gün sayıyor. Müslüman ülkelerin siyasetlerini değiştiren, yöneticilerini ‘uyumlu’ hale getiren, kendileri için tehlikeli gördüklerini iç manevralarla etkisizleştiren İsrail ve yandaşlarının kör bakışı daha çok kanlar dökülmesine neden olacak.
Biz inanıyoruz ki İslam’ın nurunu söndüremeyecekler ve kendi karanlıklarında yok olup gidecekler. Bunun yolu Müslümanların daha ferasetli bir anlayışa yakın durmalarından geçiyor. Mustafa Akkad gitti, peki sinema bitti mi?
Müslümanlar öksüz mü kaldı yoksa yeni Akkad’lar yetişecek mi? Müslüman dünya, kültürler arası yoğunluklu yaşanan savaşta artık anlamı barış olan İslam’ın güzelliklerini ortaya koyacak çalışmalara girişmek zorunda. Bunu için gereken ortam oluşmuş durumda. Dünyayı cehenneme çevirmek isteyenlere karşı İslam’ın esenliğiyle karşı durmak zorundayız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



