Zaman nedir? Ve belki daha da önemlisi ne değildir, zaman?
Bu soru ile birlikte zihnimizde beliren ilk obje neden saatimizdir? Saat bileğimizde, yani tükettikçe tükenmemizin hızını ölçmemizde...
Sinemanın zaman ile ilişkisi, kameranın kayıtta olduğu sırada, çerçeveye dahil olan alanın zamanını filme almasıyla mı sınırlıdır? "Çerçeveye dahil olan alanın zamanı", dahil olmayan aman çerçeveye dahil olan alanın bütününü içeren ya da bütünlüğünü etkileyen yan alanların zamanlarından farklı mıdır?
Peki ya şiir...
Sinema ile şiirin ilişkisi, bir dörtlüğün oyuncu/dış ses/perfore sesi tarafından seslendirilmesi ile mi sınırlıdır; şiiri sinemada duymaktan başka seçeneğimiz yok mudur? Yoksa şiir, sinemada görebileceğimiz/gösterilebilecek bir şey midir?
Şiir, zaman ve sinema...
İşte sanat sinemasının vazgeçilmez resmi.
Sinemanın en önemli aracı ve belki de sinemanın kendisi olan zaman, şiirsel sinemanın, sinemada şiirsel anlatımın da yegane faktörüdür. Somut hiçbir algıya kendini bırakmayacak kadar ruhani mana barındıran şiirsel sinema, zamanın kollarında bir yolculuk ile anlatımı satırlara serer. Şiirsel sinemada gördüğünüzle yetinemezsiniz; duyduğunuzla da. Bu sinemada, şiiri göreceksinizdir. Bunun adı kâh imge olur, kâh adını algınıza bırakacak bir sadelik.
Şiirsel anlatım denince akla gelen ilk isimlerden, hatta belki ilk isim Rus yönetmen Andre Tarkovsky'dir. İzsürücü, Kurban ve Ayna filmleri Tarkovsky'nin tarzını tefsir eden eserleridir.
İzsürücü'de akışının aksine bir suyu takip eden kamera, şiiri zihninize işledikten sonra algınızı hazırlayan bir müzik eşliğinde ve elbette suyun sesini de görerek uzun bir plan ile yolunu bulur. Uzun ve sakin planlar, kısa ve hızlı olan, aslında hızlı yaşadığımız için kısa gele/kısalan modern hayata gönderme yaparcasına hayatı hissetmenin bir yöntemi olarak yavaş kamera hareketleri ile planların/hayatın uzadığını hissettirir, gösterir, duyurur.
"Film, hayatın dolaysız gözleminden doğar" der, Tarkovsky.
Yani sinema o kadar hayatın kendisidir ki, dolaylayarak bakışınızı bulanıklaştırdığınız hayatı size gösteren/duyuran/hissettiren bir sadeliğin de adıdır.
Yine şiirsel anlatımla ilgili olarak Tarkovsky, şu ifadeleri kullanır:
"İnsan hayatının öyle yönleri vardır ki, bunlar ancak şiirsel araçların yardımıyla oldukları gibi yansıtılabilir. Buna rağmen film yönetmenleri sık sık şiirsel mantığın yerine kaba bir tutuculukla teknik yöntemleri kullanmakta ısrar ediyorlar. Bu filmlerde rüyalar somut bir yaşam fenomeninden modası geçmiş film hileleri karmaşasına dönüşüyor."
Muhsin Makhmalbaf'ın Kilim'inde, çocuklara renkleri anlatan öğretmenin, elini gökyüzüne 'daldırdığında' ellerinin sararması ve aynı şekilde nehre 'dokunduğunda' mavileşmesi misali, şiirsel anlatım, görsel ögeleri soyut manalarını ortaya çıkaracak derecede net bir muğlaklığa büründürmektir. Aynı filmde müthiş bir sabit çerçevede uzunca bir süre rüzgarın uzun otlarla dansını şiir dinler gibi izleyerek ya da şiir izler gibi dinleyerek tatmak da mevzuya güzel bir örnek olacaktır.
Theo Angelopoulos - Ulysses'in Gözyaşları ve Ağlayan Çayır filmleri de şiirsel anlatımın nadide örneklerindendir.
Türkiye sinemasında ise Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı, Reha Erdem'in Beş Vakit'i, Semih Kaplanoğlu'nun Bal'ı, Özcan Alper'in Sonbahar'ı gibi filmler bu tür filmlere örnek gösterilebilir.
"25. KARE" UYARISI
Bir önceki yazımda tavsiye ettiğim filmlerden olan Dövüş Kulübü ile ilgili bir okurumuz önemli bir uyarıda bulundu. Filmde "25. Kare" tekniğinin kullanıldığını hatırlattı. Filmin izlenmesi ve üzerinde düşünülmesi tavsiyem baki olmakla beraber, izleyenlerin bu gerçeği bilmesinin faydalı olacağına inandım.
Nedir "25. kare tekniği"?
Gözümüzün saniyede 24 kare algılayabiliyor. 25. kare ise beynimize yazılıyor. İşte bu sistemin adı da 25. Kare. Fight Clup filminde çok sayıda 25. kare olduğu belirtiliyor. Bu karelerle eşcinsellik mesajları verildiği ifade ediliyor.
Bu hatırlatmayı bir borç bilir, şahsımı uyaran okurumuz Hakan Karagöz'e de teşekkür ederim.
Abdulhamit Güler


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



