Türkiye'de eğitim denince ilk aklınıza gelen iki şey nedir, diye sorsam ne dersiniz? Çoğunuzun "İlk aklıma gelen sınav ve dersanecilik sistemi" dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü, eğitim adına öğrenci ve veliyi en çok meşgul eden şey bunlar. Dersanecilik ve sınav sistemi üzerine kurulmuş olan bir eğitim anlayışı, ülkenin ihtiyaçlarına cevap verebilme fonksiyonunu icra edebilir mi? Hayır! İnsan yetiştirme sanatı ve bir toplumun geleceğini tayin edip yeni bir nesil inşa etme işi gibi çok önemli bir işleve sahip olan bir alan, yalnız bunlardan ibaret değildir, olmamalıdır.
Sınav niçin yapılır? Öğrencinin bilgi ve yeteneğini ölçmek için değil mi? Bütün öğrencileri, harmanlama bir yöntem ve test tekniğiyle hazırlanmış sınavlara tabi tutmak sağlıklı bir ölçme ve değerlendirme yöntemi midir? Dünyada test tekniğini eğitimin bütününe sokmuş bizden başka bir ülke var mıdır? Testler genellikle istatistik ve bir konunun insan ve toplum üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla kullanılmaktadır. Ya bizde! Bu konuda yaygın bir söz var: "Öğrencinin beyni test, karnı tost ile doyuyor." Peki, bu durum öğrencinin yetişmesini sağlıyor mu? Yetiştirici olmadığını, sıradan bir öğrenciye yönelttiğiniz basit sorulara verdikleri cevaplardan anlayabilirsiniz. Türkiye tarihinde, öğrenci hiç bugünkü kadar boş yetiştirilmemiştir.
Türkiye'de, eğitimde test uygulamasının başladığı sınav tarihine bakınız. Başından beri testli sınavlar şaibeden kurtulamamıştır. Defalarca söylentiler çıkmış, bazen yüz binlerce öğrencinin katıldığı üniversiteye giriş sınavları iptal edilmiş, bazen de 11-12 sene eğitim aldıktan sonra, sıfır (0) puan alan öğrencilerin durumu konuşulmuştur.
En son, bu şaibeler 2010 KPSS sınavında yaşananlarla ayyuka çıkmış, skandal noktasına ulaşmıştır. Kamuoyu aylardır bu konuyu konuşuyor. ÖSYM Başkanı'nın dediğine göre, üç bin kişi bu sınavlarda kopya çekmiştir. Soruların sızdırıldığı iddiası yayılmış, savcılık ve Devlet Denetleme Kurulu soruşturma başlatmış, polis ÖSYM'yi basarak komisyon üyelerinin bilgisayarlarına el koymuştur. Olay sebebiyle kamu görevlisi olmaya hazırlanan on binlerce insan mağdur edilmiştir. Kamu hizmetlerini aksatması da zararın artısı. Bütün bunlar, eğitimde test tekniğinin geldiği noktayı üç kelimeyle özetlemektedir: İflas!..İflas!..İflas!.. Böyle bir şaibeyle eğitim işini yürütmek mümkün değildir.
Test üzerine kurulmuş eğitim sistemi, sınav sayısının artışını da beraberinde getirmiş, öğrenciler sınavkolik olmuş, yarış atına dönüştürülmüştür. Sınav dolu öğrencilik yılları gençleri strese sokuyor, sosyal gelişmelerini engelliyor. Hayatta hiç lazım olmayacak bilgiler için lüzumsuz zaman kaybına yol açıyor. Bu kadar çok sınav öğrenciyi mankafa haline getiriyor. Test tekniğinin eğitime genel katkısından çok, beyin jimnastiği ve zeka gelişimine katkı sağladığı söylenebilir.
Dersanecilik ise ayrı bir alem. Okulda test tekniği verilmediği için, mevcut sınav sistemi öğrenciyi dersaneye yönlendirmektedir. Okulda, öğretmen ve öğrenci arasında samimi bir iletişim, paylaşma duygusu, sevgi ve saygıya dayanan manevi bir ortam meydana geliyor. Öğretmen ve öğrenci münasebetlerinde kopmaz bağlar oluşuyor. Bu sevgi, saygı, şefkat ve hürmet devam edip gidiyor.
Ya dersanecilik öyle mi? İşleyiş yapısı bakımından dersane yönetimi -belki istisnaları vardır- öğrenciye "müşteri" gözüyle bakıyor. Çünkü dersane, öğrenci kaydederek kasasına giren parayla varlığını sürdürüyor. Böyle bir yöntemle öğrenciye bazı bilgiler yüklenebilse de, eğitim yapıldığından söz etmek kesinlikle mümkün değildir.
Ayrıca dersanecilik, zaten pahalı bir alan olan eğitimin maliyetini kat kat artırıyor, veliye ikinci bir yük getiriyor. Eğitimde fırsat eşitliğini önlüyor, yetenekler tespit edilemiyor. Eğitimlerini tamamlamış gençlerin çoğunun alanları dışındaki çalışmalara yönelmeleri bunun en açık örneğidir.
Eğitim - Bir Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, eğitim sistemimizin bu çarpıklığını şöyle anlatıyor: "Eğitim sistemimizin en önemli problemi sınav ve dersane odaklı oluşudur. Şu an, dersane sayısının orta öğretimdeki okul sayısını geçmiş olması oldukça düşündürücüdür." (17.09.2010)
Gazeteci Refik Erduran da, dersanecilik sisteminin olumsuz etkileri konusunda şunları söylüyor. "Eğitim düzenimizi cehennem cenderesine çeviren dersanelerin avanta tezgahı yüzünden evlatlarımız çocukluğunu yaşayamıyor, düşünmeyi öğrenemiyor, ezber yarışçısı zombi oluyor. Evet, Türkiye aptallaşıyor." (Sabah, 23.04.2010)
Daha ne diyeyim ki!.. Öğrenciler ve veliler sınav yılgını haline geldi. Okul, dersane, kurs, etüt diye koşturan öğrencinin sosyal ve kültürel etkinliklere zamanı kalmadı. Öğrenciler sosyalleşemedi, uyum problemi yaşamaya ve psikolojileri bozulmaya başladı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



