Marmara Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selçuk Mülayim esrarengiz bir tartışmayı yeniden alevlendirdi.
Olay şu; 1935 yılında, üç kişi Mimar Sinan'ın mezarını açıyor.
Üçü de dönemin önemli isimleri: Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Başkanı Hasan Cemil Çambel ve Şevket Aziz Kansu.
Görünürdeki amaçları; Mimar Sinan'ın kafatasını ölçmek. Sinan'ın kafatasını ölçecek ve Türk olduğunu ispat edecekler. Ölçüyorlar... 1935 yılının Akşam Gazetesi müjdeli haberi veriyor; "Mimar Sinan'ın kafatası ölçüldü. Brekisefal kafa yapısına sahip olan Sinan'ın Türk(!) olduğu tescillendi" Haberde ilginç bir cümle daha var. "Sinan'ın kafatası bundan böyle antropoloji müzesine konacak"
Ancak bir tuhaflık var; O dönemde Türkiye'de bir antropoloji müzesi yok!
Daha vahimi hiçbir zaman da olmuyor.
Ve böylece tarihin en büyük dehalarından Sinan'ın kafatası esrarengiz bir şekilde ortadan yok oluyor.
Evet yanlış okumadınız. Sinan'ın kafatası tam 75 yıldır kayıp. Kimse nerede olduğunu bilmiyor.
Peki; "75 yıldır kayıp olan ve bir türlü bulunamayan kafatası Mason Locası'nda olabilir mi!"
Bu ihtimali "Dul Kadının Oğulları" kitabımızda ilk kez biz dile getirdik.
Masonlar; Hiram Usta'dan dolayı kendilerine dul kadının oğulları diyorlar.
Ve İlluminati, Tapınak Şövalyeleri, Masonluk gibi gizemli örgütlerde kadim bir kafatası inancı var. Kabul törenlerinde gerçek kafatası kullanıyorlar. Mesela masonlukta Tefekkür Hücresi denen bir oda var. Duvarları siyah örtülerle kaplı bu karanlık odada, bir masa, bir sandalye bir de kafatası bulunuyor. Ve mason adayı, masonluğa kabul edilmeden önce bu odaya kapatılıyor. Kafatası ile başbaşa bırakılıyor. Son kararını burada veriyor.
İlginç bir not daha ekleyelim. 2009 yılında ABD'de ilginç bir dava açıldı. Dava'yı açan, ünlü Kızılderili şefi Geronimo'nun torunu Harlyn Geronimo'ydu. Torun Geronimo'ya göre; Yale Üniversitesi bünyesinde kurulan Kafatası ve Kemik Tarikatı üyeleri, gizlice dedesinin mezarını açmış ve kafatasını çalarak tarikata götürmüştü. Kafatasını çalmakla suçladığı kişi ise Presscot Bush'tu. ABD Başkanı George Bush'un dedesi. Daha ilginci aynı üniversiteden Tarihci Marc Wortman bu iddiayı doğrulayacak tarikata ait bir mektubu ortaya çıkarmıştı!
Bütün bunlar gösteriyor ki, bu tür oluşumlarda kafatası önemli bir rituel.
Bu durumda soruyu yinelersek; "Sinan'ın 75 yıldır kayıp olan kafatası gerçekten mason locaları'nda olabilir mi?"
Dul Kadının Oğulları kitabında bu konu ile ilgili çok daha detaylı bilgi var. Ama burada yerimiz dar.
Son bir bilgi ile kapatalım. 1935 yılında Sinan'ın mezarını açarak kafatasını alan üç kişilik heyetin başkanı Hasan Cemil Çambel'di.
Şimdi sıkı durun; Türkiye Hür ve Kabul edilmiş Mason Locaları'nın yayınladığı "Ünlü Mason Devlet Adamları Listesi"ne göre Çambel Masondu!
VİDEOYA BAKINCA
Erbakan Hoca; "Bir olayı anlamak istiyorsanız fotoğrafa değil, videoya bakacaksınız" derdi.
Gerçekten öyle; çünkü fotoğraf sadece o anı gösterir. Video ise bir süreci.
Bakın Video'dan izleyince ne kadar ilginç bir görüntü çıkıyor ortaya:
Yıl 1956: Süveyş Kanalı krizi patlak verdi. İsrail Fransa ve İngiltere ile birlikte Mısır'a saldırdı. Türkiye'nin tepkisi; İsrail Büyükelçisini geri çekmek, Telaviv'deki elçiliği maslahatgüzarlık seviyesine düşürmek ve İsrail Büyükelçisi'ni geri göndermek oldu.
Yıl 1967: Arap-İsrail- savaşı başladı. Türkiye Araplardan yana tavır aldı. Topraklarındaki NATO üstlerinin Amerika tarafından İsrail'e lojistik destek amacıyla kullanılmasını reddetti.
Yıl 1975: Türkiye, Birleşmiş Milletler'de "Siyonizm'in ırkçılık olduğu" yönündeki karar tasarısına olumlu oy verdi.
Yıl 1980: İsrail Parlamentosu kabul ettiği bir yasayla Kudüs'ü İsrail'in daimi başkenti ilân etti. Pasif kalan Türk Dışişleri Bakanı MSP'nin çabası ile düşürüldü. Türkiye Kudüs Konsolosluğu'nu kapattı. İsrail'le olan diplomatik ilişkiler en alt seviye olan ikinci katiplik düzeyine indirildi.
Yıl 2010: İsrail Arapları değil ilk kez doğrudan Türkleri hedef aldı. Gazze'ye yardım götüren Mavi Marmara Gemisi'ne uluslararası sularda saldırdı. Gemideki 9 sivil ve silahsız Türk'ü şehit etti. Oysa daha bir hafta önce İsrail Türkiye sayesinde OECD üyesi olmuş ve son 50 yıldaki en büyük diplomatik başarını elde etmişti.
Fotoğrafa bakınca; İlk anda Türkiye bu saldırıya sert tepki vermiş gibi görünüyor. İsrail'i, "Haydutluk, korsanlık, barbarlık, vahşilik..." ile suçlayan kahraman bir Başbakan portresi çıkıyor.
Ama videoya bakınca maalesef görüntü şu: Türkiye, tarihin en büyük krizinde, tarihin en cılız tepkisini veriyor.
Mavi Marmara olmasaydı
1- İptal edildiğini sandığımız askeri tatbikatların iptal edilmediğini, aksine üç yeni askeri tatbikat anlaşması yapıldığını,
2- Türkiye'nin İran sınırında, İran'ı gözetlemek üzere kurulmuş bir MOSSAD istihbarat üssünün bulunduğunu,
3- Akdeniz'deki uluslararası suların resmi otoritesinin İsrail olduğunu öğrenemeyecektik.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



