Özgürlüğün gerçekleşmesi ve gelişmesini sağlayabilmek için, özgürlüğün mahiyetini tam olarak anlamak, kavramak ve mümkün olduğunca içselleştirmek gereği vardır. Bunun pek öyle basit ve kolay olmadığını, tarihsel ve toplumsal genel bir gözlem ortaya koyar. Ancak özgürlüğün mahiyetinden de kaynaklanan bir güçlüğün bulunduğunu söylemek yerinde olur. Çünkü özgürlük durağan, değişmez ve sınırları kesin bir öz değildir. Elbette bunları da bir ölçüde içerir niteliktedir ama doğal olarak bağlantılı olduğu birtakım olguların gelişimine koşut adeta bir ayna işlevi görür bir yöne de sahiptir. Sözgelimi ahlâki kavrayış, bilinç ve vicdanın düşüklüğüne ve yüceliğine göre özgürlüğün gerçekleşmesi, ayna işlevi olarak yansıtıcılığı ışıltılı ya da mat, hatta lekeli ve karanlık şekilde olabilir. Keza bireysel ve toplumsal olarak adalet idesinin kavranılma düzeyine göre özgürlüğün gerçekleşmesi farklı boyut gösterir. Adalet idesini kavrayıp içselleştirmemiş bir birey ve toplumun özgürlük talebi, ister istemez bir takım nakiselerle yaralı hale gelebilir.
İlk bakışta özgürlüğün yasaklanması, hatta yokedilmesi, daha kolay ve zahmetsizmiş gibi görünür. Yakından bakıldığında bunun pek de öyle olmadığı anlaşılacaktır. Bir defa yasaklanan ya da yok edildiği sanılan özgürlüğün özü değil, yansısıdır. Bu yansının bireysel ve toplumsal düzeyde olması sadece bir derece farkıdır. Ancak derece farkına rağmen, özgürlüğün özüne yönelik saldırı birey düzeyinde de olsa derin yarıklar, yaralar ve yankılar oluşabilir. Dolayısıyla sonucu da ona göre farklılaşır. Ama şu basit, yalın ve kesin gerçektir; Özgürlük rüzgâr/hava gibidir. Yasaklama veya yoketmenin her türlü girişimi rüzgarı kılıçla kesme vehmidir. Çünkü rüzgâr kılıçla kesilmez, biçilmez. Bu bakımdan özgürlüğü yasaklama veya yoketme girişimi, çabası ve inancı, gücü mutlaka belirleyici, güç tapımını varoluş şartı bellemiş ham, kaba ve hayrat ruhların yanılgısıdır, yanılsamasıdır, derin aymazlığıdır. Ayrıca dar görüşlülüktür, bakar körlüktür, horgörülüktür.
Gerçekte özgürlüğü yasaklama veya yoketme niyet, girişim ve kararının kökeninde özgürlüğü anlayamama, kavrayamama, en önemlisi de içselleştirmeme yeteneksizliği, nakıslığı vardır. Köle ya da köle ruhlu kişiler herhangi bir imkân ve fırsatı ele geçirdiklerinde özgürlük düşmanı, özgürlüğe karşı "Leviathan" (masal devi ya da cini)'a dönüşürler. O'nun için her türden zorbalık, baskıcılık, yasakçılık, diktatörlük veya totaliteryenliğin özünde yeteneksizlik, yetersizlik, güvensizlik, özgüvensizlik, açıkçası normal niteliklere sahip kılamamış bir insansızlık yeter.
İnsanı, onun maddi ve manevi kişiliğini, bu kişiliği kuran inanç, ahlâk, estetik, hukuk vb. değerleri kavrayamamış kimseler, sistemler ve yönetimler ve devletler iktidar kılıcını ellerine geçirdiklerini sandıkları, bunun vehmine kapıldıkları anda rüzgâr gibi olan özgürlüğü biçebileceklerini, kesebileceklerini sanırlar. Hatta buna kör bir şekilde inanırlar da. Ne Nemrutlar, ne Firavunlar, ne Ebu Cehiller, ne Neronlar, ne Caligulalar, ne Stalinler, ne de Hitlerler, prototipleri olmalağına rağmen, uyaramazlar onları, uğradıkları akibetler bile durduramaz onları.
Çünkü özgürlük düşmanlığı mübtela edicidir. İnsandaki insanı, varlıktaki canı, kalbteki imanı, zihindeki fikri, benlikteki kişiliği, bedendeki ruhu, hayatı, asıl olarak da Tanrı'yı yadsıtarak mübtela kılar onları. Onun içindir ki özgürlük sınanmaz, tıpkı iman ve küfür, sevgiyle nefretin sınanamadığı gibi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



