Bu ismi bir yerlerden duymuşsunuzdur. 19. yüzyıl Fransız yazarlarındandır. Büyük yazar mıdır bilemem ama önemli bir yazardır. Birçok kişi de onu feminst yazar olarak bilir. Çünkü George Sand, erkek elbiseleriyle gezer. Kadın haklarıyla bir derdi, problemi olduğunu sanmıyorum. Paris'te Balzak'ların, Delekrua'ların, Şopenlerin romantik ekolünün önemli bir yazarı olarak çağdaşları ne yazıyorsa o da onu yazmıştır. Şopen'le dillere destan arkadaşlığı ne yazık ki acıklı bir şekilde sona erince yurtluğuna çekilir ve köylülerin hikâyelerini yazmaya devam eder.
Benzetmek gibi olmaz tabii ama ben de son yazdıklarımla George Sand'ın yurtluğundan yazdığı tabiat, köylü, çevre yazılarına benzer yazmaya başladım. Bu kadar uzun bir giriş yapmamın sebebi bu. Ama asıl yazmak istediğim "kedicik"ti.
Bugün "yeni yargı yılının" açılışı yapıldı. Yüksek hukukçular haklı olarak hukuk eleştirileri yaptılar. Buna karşılık Cumhurbaşkanı'nın beyanı şaşırtıcıydı. Cumhurbaşkanı bir sürü, evrensel, standart, hukukun üstünlüğü falan lâfları ettikten sonra şunları söylüyor:"Hukuk reformları AB standartlarına uygundur."
Çok şaşırtıcı bir lâf. ABstandartlarına uygun olan bu hukuk, yani güncel hukuk, ne yazık ki hakka, adalete ve Türkiye'ye uygun değildir.Bu durumda hukukçularımızın yaptıkları hukuk eleştirileri AB standartlarını bilemem ama hukuka uygundur.
***
Özellikle sabahları, buralarda artık ses seda kesildi. Hele bugün başlayan fırtına ve serinlikten sonra... Asos'a bile giden gelen olmuyor.
Akşama doğru ortalık biraz hareketleniyor. Tek tük iftar davetleri çocukların az da olsa denizde bağrışmaları, iftarın geldiğini, yaklaştığını hatırlatıyor. Benim gibi tarhana, salça almayı veya yapmayı unutanların koşuşması başlıyor. Sonunda bunları yapan ve satan, hazine değerinde bir komşu keşfediliyor. İstanbul'dan iftar davetleri yapılıyor, gidilemiyeceği için onlardan özür dileniyor. En son AKP Kadınlar Kolundan yapıldı, kendilerine teşekkür ederdim.
Doğan Kitab'tan çok güzel kitaplar geldi, onlardan faydalanacağım ve inşaallah haklarında yazacağım ama sırada Dr. Sılay'ın kitabı var. Bakalım.
Az daha kediciği unutuyordum. "Şımarık" isimli kuştan sonra ve tabii, kertenkelelerimizden sonra, bahçeye bir kedicik misafir olmaya başladı. Teknolojik bir kedi olmadığından, ne versek yiyor. Adını "Kedicik", "Fıstık" ve "Şeker" koyduk. Hangisi olursa onu söylüyoruz. Aslında ben Ebu Hureyre Hz.'den mülhem, "Hureyre" demek isterdim ama hem uzun, hem de uygun değil vazgeçtim. Ebu Hureyre Hz'ne Peygamber Efendimiz, vermiş bu adı bilirsiniz. Kedicik babası demektir. Ebu Hureyre Hz'leri kedisini cübbesinin kolunda gezdirirmiş. Hureyre kelimesinde, kedi mırıltısının ne güzel yansıdığına dikkatinizi çekerim.
Bugünlük böyle ve bu kadar!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



