Bahar, insan için bir hareket, yeni bir ümittir. Çağlalar ve erikler dallarından koparılmaya başlandığında, artık cemreler düşmüş yeniden yenilenmeye başlama zamanı gelmiştir. Bahar ile birlikte serçeler, şarkılarıyla hayatın neşesine neşe katmaya, kış boyunca bulutların arasında gizlenen güneş, saçtığı ışıkla insanların ruhunu aydınlatmaya, insanın içini ısıtmaya başlar. Kış ayları boyunca insanı kasvete sürükleyen siyah bulutların yerini göklerde umudu simgeleyen beyaz bulutlar almıştır artık. Bahar, bin bir çiçeğin hayata merhaba dediği ve kelebeklerin bu çiçekler üzerinde ahenkle uçtuğu mevsimin adıdır.
Her bahar çocukluğuma giderim ben. Çocukluğumda doğanın beyazı terk edip yeşile büründüğü zamana uzanırım. Çiğdemlerin heyecanına ortak olur, başını yeni çıkaran yoncalar arasında papatya ve gelincikleri çiğnemeden koşmaya başlarım. Çiçekler üzerinde dans eden kelebekleri kovalar, onların peşi sıra özgürlüğe uzanırım. Çocuk gibi çocukça bir mutluluk yaşarım. Kelebekler seni bekliyor. Koş, koş, koş... Ve kulaklarımda babamın şu uyarısı çınlar: 'Aman oğlum yılanlar, çıyanlar artık çıktı, onlara dikkat et' ama bu sözlere aldıran kim, çocuğum ben. Karşıma çıkan erik ağacına bir çırpıda tırmanıyor, ceplerimi dolduruyorum küçük eriklerle... O sırada gözüme minik kuzu takılıyor. Allah'ın bahşettiği bembeyaz tüyleriyle baharın güzelliğine eşlik ediyor.
Çocukken hayat bir başka görünüyor insana... Ama insan büyüdükçe baharın tadı da değişiyor sanki. Artık papatyalar ve laleler sana aynı gözle bakmıyor... Hadi diyorsun her geçen yıl o içimdeki çocuk hareket zamanı... Yeniden koşmaya başla... Zorluyorum kendimi koşmak için... Aklıma yılanlar, çıyanlar geliyor. Birden fark ediyorum. Hayatın zorlukları, hayatın neşesini, tadını kaçıran sözlere daha fazla kulak kabartmaya başlamışım. Hayata dair söylediğim şarkılar değişmeye başlamış...
Bizim geleneğimizde ilkbahar yoktur aslında, bahar vardır. Bahar zaten ilkbaharı kucaklayan bir anlamı içerir. Sonbahar ise 'Güz' olarak bilinir. Bir başka deyişle hazan mevsimidir. Bahar ağaçların yeniden uyanışını yaprakların filizlenmesini simgelerken güz, o heyecanın yeşilin sararması ve solmasını simgeler. Biri hayatın başlangıcını diğeri ise sonunu... Biri umudu diğeri ise umutsuzluğu...
Hayat ne kadar zor olsa da, içimize ne kadar kasvet çökse de biz umuda doğru koşmak zorundayız. Yaşama gülümseyerek bakabilmeli, baharın şarkılarına kulak vermeli 'iyinin, doğrunun ve güzelin' hâkim olması için çocukça bir heyecanın peşine takılıp koşmalıyız. Haydi, şimdi baharın müjdelediği güzelliklere doğru koşma zamanı...
Polislik zor meslek
Türkiye dün acı bir olayla güne başladı. Bostancı'da çıkan çatışmada, 34 yaşında 2 çocuk babası Semih Balaban şehit oldu. Semih Emniyet Amiri dün gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı. Arkasında acılı bir eş, 'bizi bırakma baba' çığlıkları atan iki çocuk bıraktı. Polislik zor meslek.
Canı pahasına yapılan bir iş. Ne gecesi belli, ne gündüzü... İşte bir çok insan evinde uyurken daha güne başlamadan Semih Balaban görevini yaparken hayata veda etti. Her fırsatta acımasızca polislere karşı eleştiri sınırlarını zorlayan yazılar döktürenler, umarım bu gerçeğin de farkındadır. Semih Emniyet Amiri'nin evinden yükselen acı çığlıklar aslında hepimizin yüreğinden yükselen çığlıklardır. Allah rahmet eylesin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



