Memlekette; silahlar, panzerler, göz yaşartıcı bombalar, devleti ve topraklarımızı hedef alan taşlar altında nefes alıp veriyoruz. Haçlı ruhu hortlamış Batılılar, kovduğumuz topraklar üzerinde, tekrar kardeşliğimizi baltalayan söylemlere, tavırlara başvuruyor. Günden güne, 1980 öncesi sağ/sol çatışmasının ardından, yeni bir iç savaş eşiğine (bu seferki adı ‘etnik’ olan) getirilmek isteniyoruz.
En son Nevruz görüntüleriyle yakından tanıdığımız AB’li ve Avrupalı misafirlerimiz(!) ‘ayrılıkçı, gerilla, ezilmiş, horlanmış, dışlanmış, insan hakkı elinden alınmış, özgürlüğü kısıtlanmış’ diyerek topraklarımız üzerinde yıllardır karışıp kaynaştığımız ve aynı topraklar üzerinde yaşayıp aynı devletin vatandaşı olduğumuz ve adına ‘Kürt’ dedikleri, genelde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayan vatandaşlarımızı tahrik ederek; ‘verin onların hakkını, verin onların bağımsızlığını’ diyerek üzerimize geliyor. Türkiye’ye geldiklerinde, ya bir aydın(?) kolunda görüyoruz onları, ya da Doğu bölgesinde bir yerde... Ya da piyasaya sürülen birleşik Kürdistan haritalarıyla pozlar verirken...
Irak’ı işgal eden ABD ve müttefikleri, ne de olsa Irak’ın bir bölgesine Kuzey Irak dedi, orada Barzani ve peşmergeleri ile anlaştı ve gözlerini toprak bütünlüğümüze diktiler. Amaç bu toprağın çocuklarını daha küçük bir toprak parçasına (Orta Anadolu’ya) sıkıştırmak ve zamanla boğmak değil mi? Bunu yıllar önce söyleyenler “paranoyak” ilan edilmişti. (Gerçi halen daha ediliyor). Şimdi düşmanın sinsiliği de kalmadı. Herşeyi açıktan oynuyorlar.
Bazı strateji uzmanlarımız; “Onlar güçlüdür, onlar büyüktür, onların devasa projeleri vardır, onların nükleer bombaları vardır, bu sefer şurayı şunun üstünden vuracaklardır” diye diye üstü kapalı ‘onlara sığının, onların köpeği olun’ gibi psikolojik bir beyin işgali gerçekleştiriyor. Çeşitli ‘dayatmalar’ yoluyla onların müttefiki olmak zorunda bırakılıyoruz. Şu günlerde kendi dünyamızdan çıkarak yepyeni bir dünyaya doğru çekilmek isteniyoruz.
Biliyoruz ki, bize dayattıkları o dünyada yüzyıllardır oluk oluk insan kanı akıyor. Soykırımlar ve katliamlar... Peki biz ne diyoruz: “Hayır! Bizim bu topraklarda yaşayan herkesle kardeşlik münasebetimiz vardır. Bize özel özel isimler koyup, kodlamaya kalkmayın! Sinsi politikalarınızı, bu coğrafyaya hakim olabilme hayallerinizi, bilhassa petrol ve yeraltı zenginliklerini elde etme hevesinizi, maddi hırsınızı, maymun iştahınızı, şehvetiniz için insanı hiçe sayma yaklaşımlarınızı bırakın. Kendinizi her geçen gün daha çok düşmanlaştırıp, yabancılaştıracağınıza, bu topraklardaki yılların kardeşliğini seyredin ve örnek alın! Neden sürekli ‘ayırma halinde’ olduğunuzu tahlil edin. Gözümüzün içine baka baka, ‘seni onlardan ayıracağım, bu toprakları çözeceğim, coğrafyana yerleştirdiğim dinamitlerle parça parça, lime lime, ufak ufak, tane tane edip yavaşca hazmedeceğim’ diyorsunuz! İnsanlığınızı biliniz ve medeniyetinizi yeniden gözden geçiriniz.”
Ciddi tahliller gerekiyor. Toplum mühendislerinin, toplumbilimcilerin, sosyologların, eğitimcilerin; bu topraklar üzerinde sistematik ve geniş kapsamlı, geniş bakış açılı görüşler, tespitler yapması gerekiyor. Ama öncelik, bu toprakları tanıyan, bu toprakların tarihini bilen, bu insanların içinden çıkan, sarı çizmeli Mehmet ağaya kadar bu toprakların şehirlerini ve köylerini yemiş yutmuş olanlarındır. Ama bu tam da ABD ve onun Avrupalı emperyal devletlerinin bugünkü işgal parolası olan ‘insan hakları, demokrasi, özgürlük’ söylemleriyle ülkelere ve topraklara girdiği sıra, ülkemizde ‘Kürt sorunu vardır’ diyerek imzalar toplayıp, yazılar yazan şu onlara dost, bize yabancı aydınlarımız(?) gibi olmasın...
Topraklarımızda ve varisi olduğumuz geniş vatanımızda gözü olanlar; bizim birbirimize yabancılaşmamız, bizim birbirimizi –onlar’laştırmamız, bizim birbirimize kutuplaşmamız hususunda sevindirici, memnun edici tavırlara şahit olabilmeyi beklemektedir.
Zygmunt Bauman, ‘sosyolojik düşünmek’ adlı eserinde der ki: “Biz ve onlar yalnızca iki ayrı insan grubunu değil, tümüyle farklı iki tutum arasındaki, duygusal bağlanma ve antipati, güven ve kuşku, güvenlik ve korku, işbirliği ve çekişme arasındaki ayrımı temsil eder.” Yani yine Zygmunt Bauman’a göre: “Biz ve onlar ayrımı bazen sosyolojide iç grup ve dış grup ayrımı olarak verilir.”
Ülke insanımız işte bu ‘iç grup ve dış grup’ veya ‘biz ve onlar’ kutuplaşmasına çekilmek istenmektedir.
Biz vahşi emperyalizmin kan kokan tarihini iyi okuyup kavradığımız için, onların bize hangi şekilde geleceğini de iyi bilmekteyiz. Biliyoruz ki, yaşanan bunca şeye rağmen hala yeterince tatmin olamamaktadırlar. Nihat Genç’in “Anadolu toprakları kendini böldürtmüyor” ifadesinde yatan gerçek işte budur! Onlar kudura kudura gelseler de üzerimize, timsah gözyaşlarıyla ağlasalar da, yılan gibi sinsi ve soğuk ifade biçimine bürünselerde, topraklarımız kendini böldürtmüyor kardeşim!
Bu ülke çocuğunun, bu toprağın evlatlarının bilmesi gereken husus; onları (yani topraklarımız da gözü olanların, inançlarımızla savaş halinde olanların) memnun edecek hal, hareket, tavır, söylem, ideoloji, görüş, slogan her ne varsa uzaklaşmak... Onları memnun edecek ne varsa karşısında durmak, cephe almak...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



