milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • "YILANLI TEDAVİYE" İZİN İSTEĞİ
  • "OKUL SÜTÜNÜN YANINDA BAL DA DAĞITILSIN" ÖNERİSİ
  • YAPAY TOHUMLAMA İLE SAĞLIKLI ARI KOLONİLERİ YETİŞTİRİLECEK
  • VATANDAŞ GIDADA HİJYEN ARIYOR
  • DMİTRİY MEDVEDEV: "KAZAKİSTAN İLE STRATEJİK ORTAĞIZ"
  • "KENTSEL DÖNÜŞÜM, AFETLERİN TEHDİT ETMEDİĞİ BİR GELECEK VADEDİYOR"

Şiirin devrimci gücü

13 AĞUSTOS 2011
CMT 03:25

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

"İsyan şiirleri bilirim sonra

Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden

Harfler harp düzeni almıştır mısralarında

Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır

Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda

Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır."

Erdem Beyazıt

Bir zamanlar dünyaya nizam veren Müslümanlar, hakikat ve gelenekle güçlü bir bağ kuramadıklarından dolayı medeniyet krizi yaşamaktadırlar. Bunun sonucu olarak batının tahakkümü altına giren İslam coğrafyasının dört bir yanında kan ve gözyaşı su gibi akmaktadır. Bugün milyonların ayağa kalktığı Arap Baharı'nın ardında yüzyıllık ezilmişlik, horlanmışlık yarı sömürge şeklinde yönetilme ve buna duyulan öfke vardır. Allaha kul olarak gerçek özgürlüğü elde eden Müslümanlar ne yazık ki kukla hükümetlerin ve Batılı güçlerin kölesi olmuştur. Ortadoğu'yu baştanbaşa saran halk ayaklanmaları ve isyanlar yüzyıllık bastırılmış özgürlük duygusunun şiddetli şekilde dışavurumundan başka bir şey değildir. Kırılan onur, kaybedilen özgürlük ve bayraklaşan isyanlar halkın meydanlarda yazdığı destandır.

Kanla sulanan ve gözyaşına boğulan Afganistan, Filistin, Irak, Suriye, Mısır, Tunus, Cezayir, Yemen,  Lübnan, Çeçenistan, Bosna Hersek, Kosova, Doğu Türkistan savaş ve isyanlarla yüzyıldır yaşamakta oldukları medeniyet krizini aşmaya çalışmalarının işaretidir. Yaşanan bu süreçte Müslümanlar kıyamda iken şairlerin derin bir sessizliğe gömülmesi oldukça düşündürücüdür. Şair yürekler duyarlılıklarını kaybetmiş sanki. En çok şairlerin seslerinin çıkması gerektiği bir zaman dilinde en çok şairlerin susması ne acı? Ne acı henüz dillere pelesenk olan Irak, Afganistan, Çeçenistan, Bosna şiirinin yazılmaması? Ne acı ümmet kıyamda iken şairlerin hafakanlar geçirmesi... Çağının tanığı ve tarihin nabzını tutmayan ne şair şairdir, ne şiir şiirdir! Ne hazin şeydir savaş ve katliamların, isyan ve ihtilallerin başını alıp gittiği bir dönemde şairlerin susması, şiirin görevini yapmaması. Savrulmayı yalnız yaşadığımız coğrafyamızda değil, şairlerimizin yüreğinde, aydınlarımızın zihninde, âlimlerimizin dilinde yaşıyoruz. Henüz yürekleri sarsacak şiirlerimiz, ufkumuzu aydınlatacak fikirlerimiz, ruhumuza hitap edecek sözlerimiz söylenmedi. Şairlerimiz susmuş, aydınlarımız susmuş, âlimlerimiz susmuş...

Gücünü yürekten alan şiirler yazılmıyor artık. Bir sözle ayağa kalkacak kitleler, bir sembol veya imge ile bir dönemi tasvir edecek şiirler, yürekleri sarsacak şiirler yazılmadı henüz. Yüz yılı aşkın bir süredir ölüm ve katliamlara, işgal ve savaşlara maruz kalmış bir milletiz. Topraklarımız işgale uğramış, insanlarımız öldürülmüş, yüreklerimiz yanmış ama bu yürek yangınımızı dile getiren bir tek şiir yazılmamış! Kanla ekilmiş fidanlarımız, gözyaşıyla sulanmış ama meyve vermemiş coğrafyamız. Oysa geçen yüzyılın başında bırakın şairlerimizi halkımız Hicaz'ı Yemen'de savunurken yaşadığı acıları türküleştirmiştir. Çıplak ayakla gidip donarak can verdiğimiz Sarıkamış'a ağıt yakmış, türkü çağırmıştır. Çanakkale'de iman dolu göğsünü siper ederek savunurken destan yazmış, şarkı çığırmıştır ama şairlerimiz ümmetin yaşadığı bugünkü trajediyi şiire dökebilmiş midir?

İnsanı etkileyen güçlerden biri de onun duygu ve düşünce dünyasını kuşatan şiirdir sanırım. Güzel ve derinliği olan bir şiir insanı heyecana ve aşkınlığa sürükler. Tıpkı zikir halindeki bir derviş gibi trans hali yaşatır. İnsana böylesine aşkınlık yaşatan bir şiir gücünü aşk, öfke ve inançtan alır. İnsanın manevi duygularını harekete geçirir. Güçlü bir şiir, insanı öyle yanlarından yakalar ki, nasıl bir sarsıntı yaşadığını insanın kendisi dahi anlayamaz. Tıpkı hoşumuza giden bir türkü veya tutturduğumuz bir ıslıkta olduğu gibi gayri ihtiyari dudaklarımızdan dökülüverir duygularımız. Şiir insanı yürekten yakaladığında onu bambaşka âlemlere götürür. Kahramanlık şiirleri cesaretimizi, aşk şiirleri sevgimizi, umudumuzu kamçılar. Sözün ya da şiirin gücü kitleleri ayağa kaldırmaya yetecek kadar büyüktür. Derviş Yunus'un "söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı" dediği gerçek kendini en çok şiirin gücünde gösterir. Cahiliye döneminde her aşiret ve kabilenin bir şairi varmış ve bu şairler o aşiret ve kabileyi övmenin yanında gazve ve talanlarda savaşçı duyguları kabartacak şiirler söylerlermiş. Savaşa katılanlar şiirin gücüyle daha bir galeyana gelir, daha bir cesaretle ölüme giderlermiş. Örneğin cahiliye döneminde yazılmış Kabileler adlı bir şiirde, şair tek tek başka kabilelerin özelliklerini daha doğrusu zayıflıklarını anlatırken aşağılar ve kendi kabilesinin hasletlerinden övgüyle bahseder ve böylece aşireti savaşa ve talana hazırlar. Örneğin cahiliye dönemi yazılan bir şiirde şair :

"İçlerinde krallar çıkan söz sahibi bir lakhm kabilesi vardır

Lakhm kralları ki, söyledikleri sözler birer vacip hükmündedir

Biz ise öyle insanlarız ki hem toprağımızda Hicaz yoktur

Bize hem yağmur ve imdat gelir, savaşçılarımız hep galip olur"

Diye yazar. Şiir cahiliye döneminde de ondan sonra da gücünü her zaman göstermiştir. Savaş ve talanlarda, yiğitlik ve kahramanlıkta şairler hem şiirleri hem eylemleriyle yarışmışlardır.  Şiir kitlelere aşk ve güç vermiştir. Yine bir Alman köylüsün Birinci Dünya Savaşı'nda aşk ve hasret üstüne yazdığı Lili Marlen şiiri daha sonra bestelenerek Lale Andersan tarafından radyolarda okunduğunda döneminin duyarlılığıyla buluşunca meşhur olmuştur. Özellikle Türkü İkinci Dünya Savaşı sırasında itilaf ve ittifak devletlerinin askerleri hayranlıkla dinledikleri bir parça olmuş. Öyle ki bu parça çalındığında başta Alman askerleri olmak üzere cephede savaşı kesilir bu türküyü dinlerlermiş. Hatta karşı cepheden radyonun sesini biraz daha açar mısınız diye sesler yükselirmiş.  Bir ara Hitler bu parçayı yasak etmiş. Çünkü dönemin nabzını tutan bu aşk ve hasret türküsü yıllardır cephelerde savaşan batılı askerlerin yüreğinde yankısın bulmuş.  Şair Attila İlhan'ın :

"Akşam olur mektuplar hasretlik söyler

Zagreb radyosunda lili marlen türküsü

Dost ağlar karanfilim, dost ağlar karanfilim

Maraş söylemeden ölmek bize yakışmaz"

Şiirinin ilham kaynağı yine bu türküdür. İslam dünyasının savrulma yaşadığı bir dönemde çağının nabzını tutan şiirlerin yazılmaması oldukça ilginçtir. Geçen yüzyılın başında Batılı güçlere karşı savaşan Anadolu çocuklarının destansı mücadelesini büyük şair Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale şiiri ve İstiklal Marşı'yla destanlaştırmıştır. Bu toprakların okumamış halkının irfanıyla dile getirdiği Yemen Ağıtı çağının nabzını tutan, dinlenildiğinde insanı gözyaşına boğan ölümsüzleşmiş türküsüdür. Peki, bugün yüz binlerce insanın öldüğü, yarım asırdan fazladır süren savaşlar dolayısıyla oluk oluk kanın akıttığı bu coğrafyada neden şairler bu duyarlılıkta bir şiir ortaya koyamamıştır? Neden henüz bir Afganistan şiiri, bir Bosna şiiri, bir Çeçenya şiiri yazamamıştır? Neden şairlerimiz halen kendi kendiyle hesaplaşmaktadır? Geçen yüzyılda Necip Fazıl aydın ve şairlerimizin kendi kendisiyle hesaplaşmasını en sarsıcı şekilde Çile şiiriyle ortaya koymuş ve konuyu kapatmıştır. Oysa şairlerimiz halen geçen yüzyılın hafakan ve bunalımlarıyla uğraşmaktan kendi çağının nabzını tutamamakta ruhunda hissedememektedir...

Şair çağının sözcüsüdür. Şair halkının duyarlılığını ruhunda hissedip sözcüklere döken adamdır. Şair haksızlık ve zulüm karşısında sesi en yüksek çıkan insandır. Şair ruhunun sesine kulak veren zarif ve içli sözlerin sahibidir. Bu yüzden çağına kör ve sağır kalamaz. İçinde yaşadığı çağın acımasızlığı ve insanlığa yarattığı trajediye rağmen, henüz gücünü yürekten alan bir şiir yazılmaması büyük bir eksikliktir. Avrupa geçen yüzyılı savaşlarla geçirmiş ve şiiri romanı hikâyesiyle büyük bir savaş edebiyatı arkalarında bırakmışlardır. Oysa bizim tarihe tanıklık edecek şiirimiz yazılmamıştır! İşgale uğrayan ve savrulan coğrafyamız gibi savrulmuş şairlerimiz ve aydınlarımız. Öfkelenmiş küfretmiş, meydan okumuş, savaşmış ve ölmüşüz ama yüreğimizden kopan acıları nedense aşkın bir şekilde sözcüklere dökememişiz.

Oysa biz sözün ve kalemin gücüne, kutsallığına iman etmiş bir medeniyetin çocukları değil miyiz? Sözün gücüyle diktatörler dahi kitleleri ayağa kaldırırken, yüreğe yaslanarak şiir söyleyen şairler neden kitleleri ayağa kaldıramasın? Neden devrim yapamasın yüreklerde? Neden suskun ve sessiz duruyorlar? Çağının nabzını tutamayan şair unutulan/ölü şairdir. Her çağ kendi şairini çıkarır, her çağ kendi şiirini söyler.  Shakespeare dediği gibi "herkes kendi türküsünü söyler." Bir medeniyet krizi yaşayan Müslümanların bu krizden çıkabilmesi için kendi şarkılarına dönmeleri, kendi şarkılarını söylemeleri gerekir. Şarkılarını söylerken ilham alacakları coğrafya kendi coğrafyalarıdır. Bir seher vaktinde kıyımdan geçirilen Hama'da öldürülenlerden ilham almalılar. Cahit Zarifoğlu'nun 1980 Hama katliamı üzerine söylediği "o gün minarelerden ezan sesi işitilmedi" demeleri dahi yeterli olacaktır. Irak'ta tecavüze uğrayan kadınların gözyaşlarından, Filistin'de taş atan çocuklardan, Çeçenya'da destanlar yazan Dudayev, Basayev, Yalnız Kurt ve İmam Âlim Sultan'dan, Bosna'da Aliya'dan, Mısır'da Tahrir Meydanı'ndan, Tunus'ta kendini yakan insanlardan ilham almalı şairler. Yüreğin gücüyle sözün gücünü birleştirip haykırmalılar şiirlerini. Gökyüzü dile gelmeli yeryüzü kıyama! Şiirleri yüreklerde yankı bulmalı, yüreklerde devrim yapmalıdır. Devrim yapmalı ki, Hz. Peygamberin hırkasını emanet ettiği şair Kab bin Züheyr'in varisi olmalılar...

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 13.08.2011 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: şiir, erdem beyazıt, toprak,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

yazar resmi yok

Mehmet Kurtoğlu

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Şair ve serserilik
    2. Şair ve Zalim
    3. Öfkenin şöhreti (Bir Tatlıses okuması)
    4. Devlet ve tiyatro
    5. Şair, şiir ve siyaset
    6. Suriye trajedisi ve İran
    7. Şiir ve müzik
    8. Aşksız şiir olmaz
    9. Şehirlerin ruh mimarları (Yozgatlı Şakir Efendi)
    10. Arafta bir romancı Tanpınar
    1. Ben mi tanık olacaktım?
    2. Diktatörler
    3. Yarına kalan ses (Mehmet Akif Ve İstiklal Marşı)
    4. Biz taş atan çocuklar!
    5. Kadim gelenekten moderniteye kadın dili
    6. Doğu Batı ekseninde edebiyat ve medeniyet
    7. Bizim kuşak ve Erbakan...
    8. Dramatik ve trajik arasında: Halk ayaklanmaları
    9. Ortadoğu, devrim ve Araplar
    10. Ertelenmiş bir devrim...
    1. Biz taş atan çocuklar!
    2. Ben mi tanık olacaktım?
    3. Ertelenmiş bir devrim...
    4. Dramatik ve trajik arasında: Halk ayaklanmaları
    5. Bizim kuşak ve Erbakan...
    6. Kadim gelenekten moderniteye kadın dili
    7. Yarına kalan ses (Mehmet Akif Ve İstiklal Marşı)
    8. Kahramanlar ve şarlatanlar
    9. Ortadoğu, devrim ve Araplar
    10. Türkiye-Suriye yakınlaşması ve ayaklanmalar
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    2. 'El bombası attılar'
    3. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    4. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    5. "Öğretmenine sahip çık"
    6. Dalga askeri aşamadı
    7. Siyonist katiller tutuklanabilir
    8. Ümmet, İslam Birliği'ni bekliyor
    9. Kadın garson zorunluluğu
    10. Devlet de Özal'ın ölümünü şüpheli buldu
  • Diğer

    1. Demir bariyerler ok gibi saplandı, yolcular ölümden döndü
    2. Destici: 'Dosya kapatılıyor mu' endişesi taşıyoruz
    3. Yağışlar Trakya'daki barajları doldurdu
    4. BM: Hule'deki çocukları Şebbihalar katletti
    5. Avustralya iki Suriyeli diplomatı sınır dışı ediyor
    6. İran'a yeni bir "siber" saldırı
    7. "Telefonlar ile tablet bilgisayarlar gözleri kurutuyor"
    8. Sokaklarından çöp ve kanalizasyon suyundan geçilemeyen şehir: Kerkük
    9. Ülkelerin "kötü alışkanlıklar" raporu
    10. Anaç sığır ve buzağı desteklemeleri, bugün yatırılıyor
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Kadın garson zorunluluğu
    8. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    9. Dalga askeri aşamadı
    10. Memura maaş farkı ve gecikme zammı
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek