Mor Taka, Trabzon menşeli bir dergi. Kaptanı şair, romancı, hikâyeci, nakkaş, fotoğraf sanatçısı, velhasıl birçok marifet sahibi olan Yaşar Bedri... Mor Taka 13. sayıdır yalnız Karadeniz'de değil, diğer denizlerimizde de seyrine devam ediyor. Dolu dolu bir dergiyi özene bezene hazırlayıp bu kadar kadir bilir sanat aşığı okuyucuya takdim ediyor. Bir hayli zahmetli bir iştir dergicilik. Bilen bilir tabi. Diğer işlerinin yanında vazgeçilmez bir iş olarak da bu dergi müktesebatını ortaya koyuyor Yaşar Bedri... Zamanı, mesaisi bir hayli ağır olan uğraşlardır bunlar. Tabii Yaşar Bedri'nin hangi işi asli işidir ona da bakmak lazım. Çok yönlü bir sanatçı olunca muhatabımız böyle değişik algılarımız oluyor ister istemez. Takdirlerimiz de olacak tabii bu kadar gayretli bir insan için...
Belki de en takdir edilecek işleri arasında bu külfeti gerçekten çok fazla olan dergicilik işini saymak doğru olacak. Cabülka romanını, Ah Minyatürleri adlı şiirlerini de anmadan geçmek olmaz. Belki de Babil'i Beş Geçe şiirlerini en başta anmamız gerekiyor. Çünkü biz daha çok o dönemlerin birer tanışı oluyoruz 1990 yılından bu yana. Dergiler, şiirler, şiir kitapları derken zaman da akıp gidiyor böylece. Bir bakıyorsunuz geride bir hayli yüklü bir geçmiş anılar dosyası birikmiş. Envanteri çıkarılsa ne iyi olur diye de düşüncelere dalıyorsunuz peşinden. Adeta bir hayat akıp gidiyor gözlerinizin önünden. "Size anlatmak isterdim varsa eğer vaktiniz" demek gelir içinizden ve bazı bazı da anlatmaya başlarsınız kendiliğinizden. Bir de 'Tenha'sı varmış şiir kitaplarının, 'Ruşen Ali Cengi' varmış benim görmediğim. Hiç adlı hikâye kitabı. Daha adları yazılmadık kaç kitabı bulunuyor Yaşar Bedri'nin.
Şu Şubat 1956 Trabzon, Akçaabat Akçaköy Pınarbaşı Mahallesi'nde doğduğu rivayet edilen Yaşar Bedri'nin yaptığı iş öyle az bir iş değil elbet. Trabzon'a yakışan bir şeyi gün yüzüne çıkarıyor. Trabzon ilimizin de tarihi bir hayli eskilere giden bir kıyı kentimiz. Denizle iç içeliği de ayrı bir önem kazandırıyor şehre tarih boyunca. Trabzon, İstanbul'dan eski diyorlar. Tabii İstanbul başka bir şeydir. Bir imge gibi bir hayal gibi bakıyor bize. Başka şehirlerle kıyaslamak olmaz. Sanki İstanbul'daki edebi hayat daha kışkırtıyor insanı. Ama ne olursa olsun bir bütün olarak bakılması gerekiyor sanatımıza, edebiyatımıza, şiirimize. Çeşitli şehirlerimizde yayınlarını sürdüren dergiler bir zenginlik de katıyor elbet edebi hayatımıza. Çeşitli renkler, çeşitli zevkler, anlayışlar, algılayışlar bir bütün halinde toparlanıp bir yerde birikiyor. Biriken yer ise edebiyat tarihimiz oluyor elbet.
Ruşen Ali Cengi şiirinden bir bölüm:
babam yosun tutan sebilmiş
cevizin ve gürgenin tarihi kadar eski
güz sabahına açmıştık dağ kapısını
bakır bir tasla uyanıyordu
sönen kurşun, koşan atların cengi


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



