Şiir yazmak ve şiir üzerine düşünmek farklıdır. Her şair, şiir yazar ama her şair şiir üzerine düşünmez. Şiir üzerine düşünmek, biraz da şiir nasıl yazılır üzerine düşünmekten geçer. Şiir nedir ve şiir nasıl yazılır sorusunu cevaplayabilmek ancak şairlerin bu konuda söylediklerine bakmakla mümkündür.
Bu bağlamda söylenenlere baktığımızda, "tanım akıl işidir, şiir ise akıl dışıdır" diyerek şiirin tarif edilemeyeceğini vurgulayan Melih Cevdet Anday'ın tespitine ters düşen bir başlık attığımızı sanabilirsiniz. Oysa burada "şiir nedir?" derken şiirin tarifsizliğini göz önünde bulundurarak şiir üzerine yazılan düşüncelerden bir yol bulmaya çalışacağız. Böylece şiir üzerine ortaya konan görüşlerin ışığında, hem "şiir nedir?" sorusunun ipuçları yakalamış olacağız hem de şiir nasıl yazılır aşamasına kapı aralamış olacağız.
Şiir üzerinde, bugüne değin o kadar çok şey söylenmiştir ki, duygudan ilhama, akıldan düşünceye, ruhtan dine kadar bağlanmadığı mefhum kalmamıştır. Şiir üzerine bu kadar çok şey söylenmiş ve yazılmış olmasına rağmen yine de tarifsizliğini sürdürmüştür. Hatta "şiir gibi tarifsiz" diye bir benzetme kalmıştır geriye. Belki de bu tarifsizliktir şiir.
"Şiir dil değildir, sözdür" ve "şiir dünyanın zihinsel imgesidir" diyen Hilmi Yavuz "Güneş bir altın güldür" dizesinin zihinsel imgesinin, her zihinde ayrı bir resmi vardır diyerek bu dize ışığında şiire açıklık getirmiştir. İsmet Özel ise şiire daha farklı bir perspektiften bakarak; "şiir mantığının genel geçer kuralları yok, yürüyerek yolu biz kendimizden bulup çıkarıyoruz... Başlangıcından beri şiir başkaldıranların, baskıya, zorbalığa karşı koyanların sesidir. Haksızlığa uğrayanların bir haykırışıdır şiir" diye tanımlıyor. Şiir hakkındaki bu görüşler yukarıda dediğimiz gibi onun tarifsizliğinin bir tarifidir. İsmet Özel'in bakışından farklı olarak Cahit Külebi, şiir hakkında sorulan bir soruya; "şiir bir keşif alanıdır. Daha doğrusu her şiir bir keşiftir" diye cevap vermiştir.
Şiir daha uçuk kelimelerle ifade eden Özkan Mert ise, "şiir kahve içmez, cinayet işler. Ve bilardo oynar imparatorluklarda. Çünkü şiir dünyaya bir sataşmadır" der. "Şiir bir dilde söylenilebilen bütün şeylerin değişmez bir anımsatıcısıdır." diyen Eliot ise, şiiri bir anımsama olarak algılar. Şiiri "Sözcükleri evirip çevirme ustalığı" olarak gören Mayakovski şiiri bir üretim olarak ele alır. Ve şöyle tanımlar; "çok güç, çok karmaşık türden bir üretimdir, ama gene de bir üretimdir." "Şiir Nasıl Yazılır" kitabıyla şiirin nasıl yazılabileceğini bile kurallara bağlayan Mayakovski, şiiri bir işçilik olarak görür.
Usta şair Cahit Zarifoğlu'yla yapılan bir röportajda, soruyu soran kişi "şiirin abc'si var mı?" diye sorduğunda "Zarifoğlu şu ilginç cevabı verir : "ai, ai, ai..." Şiiri ilham olarak gören Zarifoğlu "Fikirsiz şiirler olmaz elbet. Ama her fikrin karşılığı bir duygu vardır" diye yazar. Şiir ona göre akıl ve duygu zeminine oturmalıdır.
Şiir tarifiyle şiirin nasıl yazıldığı hususu aslında iç içedir. Şiiri bilmeden, şiir yazmak mümkün değildir. Şiirin ilham olarak doğup söylenmesi ile belli bir süre bekletilip üzerinde çalışılmasından-Mayakovski işçilik diyor bu sürece- sonra yayınlanması ayrı bir süreçtir. Bu işlenmemiş elmasa benzer. Şiirin şairin içine ilham olarak doğması elmasın ham haline, şiiri bir süre bekletip üzerinde çalışıldıktan sonra yayınlanması ise elmasın işlenerek kuyumcu vitrininde satışa çıkarılmasına benzer. Bu yüzden şiiri yalnızca yazmak değil, bilmek de gereklidir. Şiiri bilmek, şiir nedir sorusunu cevaplamaktan geçer.
"Şiir nedir?" sorusu bu tanımlarla bitecek değildir elbet. Öyle ki herkesin şiir üzerine söyleyeceği bir şeyler vardır. Fakat hem şiir yazıp, hem şiir üzerine düşünen ve poetikasını oluşturan şair parmakla sayılamayacak kadar azdır. Ahmet Haşim, Necip Fazıl, İsmet Özel kendi poetikasını oluşturmuş müstesna şairlerdir. Hem şiir sanatı hem de kendi şiiri üzerine ciddi şekilde düşünmüş ve poetikasını oluşturmuş olan Necip Fazıl, şiire alışılmışın dışında bir tanım getirirken; "bizce şiir mutlak hakikati arama işidir. Eşya ve hadiselerin, bütün mantık yasalarına rağmen, en mahrem, en mahcup, en nazik ve en hassas nahiyesini tutarak ve nispetlerini bularak mutlak hakikati arama işi." diye yazar.
Necip Fazıl'ın şiir anlayışına yakın bir düşünceyi paylaşan Sezai Karakoç ise şiir ve inancın birbirinden farklı düşünülemeyeceğini belirtir. "Geçmiş topluluklarda din ve şiir iç içe idi. Zerdüşt bir şairdir. Hintlilerin kutsal kitabı Veda'lar şiirdir. Ahd-i Atik yer yer şiirle doludur. Mazmurlar, Eyyub'un kitabı şiirdir. Peygamberin çıkacağını Ukkaz Panayırı'nda ilkin şairler haber vermişlerdir. Kâbe'nin duvarına asılan yedi meşhur şiir (Muallakat-üssab'a) Kur'an'ın belagat üstünlüğü önünde, duvardan indirilmiştir. Kur'an'a Nazm-ı ilahi, yani ilahi şiir denir" diyerek, şiirin ilahi boyutu üzerinde durur. Karakoç bu düşüncesiyle; "şiir nedir?" sorusunu "şiir bir varoluş mudur?" şekline dönüştürür ve bu sorunun cevabını da yine kendisi verir: "Benim şiirim aşk, hürriyet, arayış ve ölüm gibi, var olmanın dinamitlendiği noktalardaki trajik espriyi, irrasyonel, absürde bulanmış mutlakı zapt etmektedir." der. Böylece Üstat Necip Fazıl ile aynı mutlak'ı paylaşır.
"Şiir nedir?" sorusunu kesin bir yargıyla cevaplamak mümkün değildir. Bizim burada yapmaya çalıştığımız şey, şiir nedir sorusu üzerinde bir okuma yapmaktır. Her şairin kendine mahsus bir şiir tarifi olduğu gibi, her şairin kendine mahsus şiir yazma yöntemi vardır. Dolayısıyla her şair kendi şiir macerasından yola çıkarak, şiiri tarif eder ve yazar. Burada şiir hakkında genel bir ifade ortaya çıkarabilir miyiz gibi bir endişe taşımadık. Çünkü üç milyon şairi olan bir ülkede üç milyon şiir tarifi olabilir. Ama biz bütün bu endişelerden uzak, yukarıda sunduğumuz şiir hakkındaki mülahazaları ve usta şairlerimizin (tümü değilse de bir kısmının) bu konudaki görüşlerini sizlerle paylaşmak istedik. Her ne kadar yukarıdaki tarifler birbirine zıt ise de doğrunun bir tane, gerçeğin ise birçok olacağı unutulmamalıdır. Şiir bir "doğru" değildir ki cevabı bir tek olsun. Zira şiir varoluş, inanç, aşk, sevgi ve duyguların ortaya çıkardığı bir gerçektir. Bu gerçek bizim en insani olan yanımızdır. Bu yüzden bu gerçeğin üzerinde daha çok düşünmeye ihtiyacımız vardır. Çünkü modern insan hayatından aşkı, inancı ve şiiri kovduğundan bir arayış bir boşluktadır. Şiir nedir diye soran insan dolaylı olarak ben kimim diye soruyordur aynı zamanda. Bu anlamda şiir, insanın kendisi olma halidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



