Yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası ile asgari ücretin üçte birinden (yani 295 liradan) geliri olanlar devlete prim ödeyecekler. Geliri 295 liradan daha az olanlar veya herhangi bir geliri olmayanlar ise gelir testi yaptırmak zorundalar. Yoksa, onlar da aylık 213 liralık bir primle karşı karşıya kalacaklar.
Aylık 295 liradan 1 lira bile fazla geliri olanların bile cebindeki paraya göz konulmasıdır aslında bu zorunlu sağlık sigortası uygulaması. Haberi olmadığından veya herhangi bir başka sebeple, 30 Ocak'a kadar başvurmayan sigortasız çalışan veya yeşil kartlıdan sağlık hizmetlerinden faydalanması adına aylık 213 lira talep etmek pek de insaflıca değil. Hele ki, sağlık hizmetlerinden genelde düşük gelirli insanların faydalandığı da bir gerçekken, daha da büyük bir sorun var ortada.
Konuyla ilgili olarak muhakkak pek çok şey söylenebilir, ancak basite indirgeyelim. Bu yasa ile tüm sağlık hizmetleri bedava olmuyor mesela. Prim ödeniyor, ardından da hastaneye gidince önce muayene parası, ardından reçete parası, sonra da alınan ilaçların katkı payı (duruma göre de ilacın tamamının parası) ödeniyor. Hatırlanırsa, milletvekili emekli maaşlarına zam, ilaçta katkı payı tasarısına ilave yapılmıştı bir gece yarısı. Cebimizdeki para uçup gidiyor her zamanki gibi devletin kasasına doğru.
Velhasıl-ı kelam, vatandaşın cebinden devletin kasasına uzayıp giden katar bir türlü bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor. Ne de olsa, ödenek çok borç, kapatılacak çok açık olduğu gibi cebine el uzatılacak milyonlarca da vatandaş var.
Sıcak paraya "gel gel"
CHP'nin Ekonomik Görünüm Raporunun değerlendirme kısmında ilginç bir tespit yapılmış ve "Her ne kadar Hükümet ve TCMB " 2012'de TL, doları yenecek", "TL'ye yatırım yapan kim olursa o kazanacak" diyerek, daha önceden istemediğini söylediği spekülatif sermayeye "gel gel" yapma noktasına kadar gelse de, bu örtük sözlü garantiler de ileride yetersiz kalabilir." denmiş. Ekonomi politikası anlamında siyasi iktidar ile pek fazla ayrı gayrı düşünmeyen ve küresel trendlere uyma yönünde sinyaller veren CHP'nin, böyle bir tespitle ortaya çıkması ilginç. Doğru bir tespit yapmışlar sonunda, ancak onların da uygulama noktasındaki defolarını bilince "acaba?" diyor insan.
Bir İstanbul klasiği(!)
İki damla yağmurda saatlerce trafik çilesi ve keşmekeşe dönen bir şehir manzarasına alışık olan İstanbul, birazcık kar yağışında yine teslim bayrağını çekti. Her defasında, bir önceki keşmekeşe ve kaosa rahmet okuturcasına insanı sıkan ve daha büyük sıkıntı manzaralarını önümüze koyan bu şehirde, ulaşım tamamen iflas bayrağını çekti bir süre. Tutunacak son dal haline gelen ve kendine ayrı bir yolu olan metrobüs bile birkaç santim karda "stop etti". Haberlerde Taksim'den Harbiye'ye 1 saatte geldiklerini söyleyen vatandaşlar da vardı, internetteki yorumlarda Ümraniye'den Maltepe'ye 3.5-4 saatte gittiğini yazanlar da. Metrobüsün, Boğaz geçişini yapamaması yüzünden çareyi yürümekte bulan insanlara, acaba hangi gelişmiş ülkede rastlanabilirdi? Çözümü Boğaz Köprüsü'nü yürüyerek geçmekte bulanlar trajikomik halimizi gösteriyordu.
İstanbul'un finans merkezi, rantın başkenti veya bilmemneyin sembolü olmasından önce barındırdığı insanlara rahat bir hayatı sağlaması gerekiyor. Yabancı basının yüksekten uçan "dünya şehri" vs gibi yorumlarına kapıldık gidiyoruz. İstanbul, durduğu yerde bile bir dünya şehri, uygarlıklara evsahipliği yapmış, tarihi oğlu tarihi bir şehir zaten. Mesele, bu değeri yaşanabilir kılmak, onu tuhaf tuhaf ticari şeylere alet etmek değil. İki damla yağmurda, yarım saat yağan karda koskoca şehir böyle perişan oluyorsa, ortada ciddi bir sorun var demektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



