İnsan tekinin bencilleşmesinin öne çıktığı bir süreci yaşamaktayız. Bireyselliğin öne çıkmasıyla, aile kurumunun, mahalle ve çevre birlikteliğinin, kasaba, kent ve ülke birlikteliğinin giderek bozulmasına neden oluyor. Ben veya bencillik kişisel bir edimdir. Kişi sadece kendi beni çevresinde bir dünya kurmaya bakar. Paylaşımcı olmaktan uzaklaştıkça giderek acımasızlaşır.
Birey sadece kendisine ait bir dünya kurarken, başkasının dünyasıyla asla ilgilenmez. Başkası onun için bir hiçtir.
İnsanların alile kurumundan uzaklaşması, insan tekinin varlığıyla ilgili bir ortam oluşturmaya bakar. Büyük ve kalabalık evler yerine küçük ve sınırlı ev ortamları oluşturuluyor. Bu evler bireyin sorumluluktan kaçmasına, sendece kendi benini tatmin için bir hayat biçimi oluşturmaya yol açar. Başlangıçta sınırlı bir çevrede yaşanan bireysellik bugün için toplum geneline yansımış durumda. Evlenmemek, çocuk sahibi olmamak, evlilerin çok kısa zaman sonra boşanmaları bireyselliğin ve sorumluluktan kaçmanın bir sonucu. Günümüz hayatının bir ideolojisi.
Sorumluluktan kaçma bireylerin en yakınlarını bile feda etmesine neden oluyor. Bugün için huzur evlerinin artmasının nedeni de budur. Çocukları hayatta olan bir anne ya da baba bir huzurevi yalnızlığına terk edilmektedir.
Anadolu'dan büyük kentlere yığılan insanlar bir arada yaşama zorluğuyla baş başadırlar. Bin bir çileyle büyütülen evlatları büyüklerini çok rahatlıkla feda edebiliyorlar.
İslâm medeniyetinin özünde sevgi ve paylaşım var. Mekkeli Müslümanlar Medine'ye hicret ettiklerinde, Medineliler kendi evlerini bu yeni misafirlerine, kardeşlerine sonuna kadar açıyorlar. Evlerini, gelirlerini paylaşıyorlar. Mekke'nin sayılı zenginlerinden ve saygın kişilerinden olan Hz. Ömer Medine'ye yerleşince birden boşluğa düşüyor. Hiçbir şeyi yok. Hz. Ömer Medine'ye geldiğinde bir aileyle kardeş olarak yaşamaya başlıyorlar. Evin hem ticari, hem de zirai işleri var. Hz. Ömer ile ev sahibi kardeşi iş bölümü yapıyorlar. Her gün Allah Elçisi Sevgili'nin yanına gidemiyor. Bir gün Hz. Ömer, diğer gün de ev sahibi gidiyor. Peygamber efendimizden dinlediklerini gelip birbirlerine anlatıyorlar. Böyle yüzlerce aile var. Sonradan Müslüman olup zorluklarla karşılaşan diğer müslümanlar gelince onlara da evlerini açıyorlar. Bunun dünyada bir başka örneği yoktur.
Bu, Müslümanlar arasında süregelen bir dayanışma örneğidir. Yakın zamanda Somali'de baş gösteren açlık sorunuyla ilgi duyan Müslümanlar oldu. Çünkü bu, hem bir insani sorumluluk, hem de Müslüman kardeşliğinin bir gereğidir.
Sevgi, öfkeyi ve düşmanlığı ortadan kaldırıyor. İnsanların birbirine daha sıcak ve samimi bakmasına neden oluyor. Medine Müslümanları bütün yönleriyle insanlığa örnek teşkil etmeli, ediyor da. Sevgi ve dayanışma bir milleti güçlendiriyor. Büyük başarılara götürüyor.
Sevgi içten gelen bir edimdir. İnsanın insanı sevmesi, insan sevgisinin aşkınlaşması için bir süreçtir. Bu, insanı Allah dostları, Peygamberler ve Allah'a giden bir sürecin yol izleğidir.
Müslümanların birbirlerine sevgi duyması nedensiz değildir. Onların taşıdıkları ruh, sevgiyi hem zorunlu kılıyor hem de hayatın bir gerçeği oluyor.
Günümüz insanının en temel sorunlardan biridir sevgisizlik. Bu, insanın insandan, insanın Allah'tan uzaklaşmasına neden oluyor. Bu, bir acımasızlığa neden oluyor. Allah'tan korkmamak sevgisizliğin bir sonucu. Bu tip kimselerde adalet, merhamet ve yardımlaşma duygusu asla olmaz. Korku, korkulacak bir durum değil. İnsan havf ve reca, korku ile umut arasında bulunur. Korku, insanı insana, dolayısıyla Allah'a yaklaştırır. Cehennem bir korku imidir. Kişi cehennem korkusunu taşımıyorsa, ondan sevgi beklenemez. Çünkü onda sınır tanımazlık var. Cennet ile cehennem korkuyla umudun karşılıklarıdır. Bunlar aynı zamanda sevgi ve sevgisizliğin de karşılıkları olarak algılanmalı.
İnsanın insana olan sevgisi bireysel bir çıkara dönüşmedikçe azizdir. Bu, dostlukları ve kardeşlikleri geliştirir. Bireysel çıkar dediğimiz şey her konuda sınır tanımayan şehvet duygusudur. Bu da doyumsuzluk getirir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



