"Sevginin sebebi güzelliktir. Çünkü güzellik, bizatihi sevilen şeydir. Sevgi üç mertebe üzeridir:
1 - Tabii sevgi: Bu avamın sevgisidir. Gayesi hayvani ruh konusunda ittihad, bir araya gelmedir. Eserleri, tezahürleri şehvet ve aksiyon bakımından sonunda nikâhtır. Zira sevgi şehveti insanın bütün mizacına ve bünyesine yayılır. Tıpkı renkli bir şeyde rengin yayılması gibi. Tabii sevgi kendi cismani maksatlarına nail olunan sevgidir. Mahbub, sevgili buna ister sevinsin isterse sevinmesin, hiç fark etmez. Günümüzde insanların çoğunun sevgisi böyledir. Tabiî sevgi iki nevidir: Tabiî ve unsurî sevgi. Tabiî sevgi kendi zatındandır. Egoist bir sevgidir. Burada seven sevileni ancak onun malı olarak ve lezzet, zevk için sever; sevilenin kendisi için değil.
2 - Ruhani sevgi: Bunun gayesi, mahbuba, yani sevilene benzemektir. Sevilenin rızasını, gönlünü kazanmak için gayret sarf etmektir. Sevdiğini, sevdiği için, onun şahsı için sevmesidir. Çünkü tabii sevgide seven sevileni ancak kendi nefsi için sever. Leylâ'nın Mecnun'u ruhanî aşk makamındaydı. Çünkü konuştuğu her şeyde "Leylâ! Leylâ!..." diye haykırıyordu. Zira kendisinin Leylâ için kaybolmuş olduğunu sanıyordu.
3 - İlâhî sevgi: Bu sevgi ise, Allah'ın kullara olan, kulların da Allah'a olan sevgisidir. Bu sevgi Allah'ın bizlere olan sevgisidir. "İlâhî aşk, en kudretli tecellisini güzel insan çehresinde gösterir. Fakat bu bakış temiz olmalı, her türlü çirkin ihtiraslardan uzak bulunmalıdır. Gerek mahbubun gerek mahbubenin böyle bir hisle temaşası, ilâhî aşka mazhar kılar ve Hakk'a eriştirir."*
Aşk, gördüğü bir çift gözün, bir çift bakışın bütün benliği sarmasıdır. Bakışın insan yüreğine yerleşmesidir. Yüreklerin birbirine tutulması hâlidir.
Aşk yüreği kordan daha sıcak bir ateş, insanı yakıp kavuran bir duygudur. İnsanı hayata farklı gözlerle baktıran, bakışların yüreği delip geçmişçesine ruhun alt üst olması, anafora tutulmasıdır. Bazen bir öfkenin kıvılcımları oluşturması, bazen de gözyaşlarını yol verilmesidir. Beşeri aşkın tezahürleridir bunlar.
Ya ilâhî aşk... İlâhî aşk, zor ve meşakkat isteyen uzun soluklu bir mânâ serüvenidir. Fakat ilâhî aşk için beşeri aşk bir ön koşuldur. Beşeri aşkı tatmayanların ilâhî aşkı tatmaları mümkün değildir. Bu nedenle "Hakikî aşk insan ruhunun ruh-ı mutlak olan Allah'a karşı bir iştiyakıdır."
"Aşktır vasıta-i vuslat-ı yâr
Aşktır râbıta-i kurb-ı Nigâr
Noktası bir kitabdır aşkın
Zerresi âftabdır aşkın
Gark olur katresinde kevn ü mekân
Gizlenür zerresinde her dü cihan."
"Aşk muhabbette ifrattır, yahut müfrik, çok fazla aşırı muhabbettir. Bazıları demiştir ki, akıl ile idare edilen sevgide hiç bir hayır yoktur. Heva, hoşlanmak, garaz, arzulamak, meyil, gönül kaptırmak ancak bir aşk hareketinden olur."
"Kadınların kadrini bilen ve onların sırlarını, inceliklerini bilen kimse, onları sevmekte zahitlik yapmaz. Aksine kadınları sevmek arif olanın kemalinden, olgunluğundandır."
"Aşk şehveti, bedenin bütününe yayılır. Tıpkı suyun yün ipliğine yayılması, hatta rengin bir renkli cisimde yayılması gibi."**
Aşk ve sevgi her ne kadar birbirlerini çağrıştırırlarsa da, aşk, sevgiye oranla daha özümlenmiş, daha katmerlenmiş bir duygudur. Sevgi aşkın yanında biraz albenisiz, büyüsüz, sönük kalır. Sevgi ancak pek çok merhaleden geçtikten sonra hedefini bulup ancak aşklaşabilir.
Aşk ise, ileri derecede bir sevgidir. Sevginin hâle hâle yükselişi ve harmanlanışıdır. İşte bu yüzden insan önderleri olan Peygamberler, aşkın taşıyıcıları, aşkın müjdeleyicileri ve dağıtıcılarıdırlar.
Sevginin insanı tam olarak hükmü altında alması, varlığın aslı ve yaratılış sebebi olarak da tanımlanan, tarif olunan aşkın manevi âlemde büyük bir yeri vardır. Bu yüzden evrensel inancı kuşanmış olan şairlerin "divan"larına bakarsak, onların aşkla örülü, aşkla bezeli ve aşk feryadlarıyla dolu olduğunu görürüz.
Aşkın oluşması için sevgiyle ateşin yan yana gelmesi gerekmektedir. Ateşin kıvılcımlar oluşturarak sevgiyi sarıp sarmaladığında aşk cezbedici yüzünü göstermeye başlar. Yürekler sevgi ateşiyle yandıkça yükselmeye başlar ve yükseldikçe yükselir; sonunda iman noktasında kemâle ulaşır. Nasıl ulaşmasın? Çünkü aşk insanı yakıp kavurduğu sürece beden ve kalb kirleri dağlanır, beden ve kalp alabildiğine arınıp, paklanır... Aşk üzerine tahlillerde bulunmaya devam edeceğiz...
1) İbn Hazm, Güvercin Gerdanlığı, İstanbul 1985, s. 34-35.
2) A. g.e., s.34.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



