Fransız Parlamentosu'nda 65 milletvekili ve 77 senatörün imzaları ile daha önce kabul edilen soykırımı inkar edenlerin cezalandırılmasına dair yasanın Anayasa Konseyi'ne götürülmesi Türkiye açısından önemli bir gelişmedir. Hem de çok önemlidir. Gerçi yasanın Anayasa Konseyi'ne götürülmesi kesinlikle iptal edileceği anlamına gelmiyor ama şu aşamada en azından yasanın iptali hususunda ciddi bir ümit doğmuştur.
Bu noktaya geliş genellikle medyamızda 'Sarko'ya darbe ya da tokat' olarak ele alınıyor. Bu arada bazı medya organlarında hükumetin, Dışişleri Bakanlığı ile Paris Büyükelçiliğimizin sessiz ama etkin diplomasisine alkış tutuluyor. Neyin etkili olduğunu şu anda net olarak tespit mümkün olmamakla birlikte başarılı bir sonuç elde edilmiştir. Bu noktada eğer yasanın Meclis'te ve ardından senatodan geçişi sırasında sergilenen çok sesli diplomasinin başarısız olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yani kopartılan onca gürültü ve hatta tehdit anlamına gelebilecek söylem ve yazılara rağmen yasanın Fransa'da her iki meclisten de geçmiş olması dış ilişkilerde kabadayılık ve meydan okumalarla sonuç alınamayacağını göstermiştir.
Bu noktada serinkanlı olarak düşünüp üzerinde durulması gereken bir başka husus ise Türkiye'yi gerçekten üzen söz konusu yasanın Fransız Meclisinden 37 üyenin oyu ile geçmiş olmasını, buna karşılık Anayasaya Konseyi'ne götürülmesini sağlayan müracaatta 65 milletvekilinin imzasının bulunması sanıyorum üzerinde durulması gereken bir husustur. Bugün yasanın Anayasa Komisyonu'na götürülmesini sağlayarak iptalinin önünü açan 65 milletvekili yasa Meclis'te görüşülürken salonda yerlerini almış olsalardı belki bu yasa geçmeyecekti. Ya da en azından 50 milletvekilinin katıldığı ve 37'sinin evet oyu kullandığı bir toplantı ile iki ülkeyi karşı karşıya getiren yasa kabul edilmemiş olacaktı.
Fransız senatosunda soykırımı inkar yasası daha büyük katılımla görüşülmüş ve kabul edilmişti. Dışarıdan bakınca yazılmış bir senaryo Meclis'te sahnelenmiş 550 milletvekilli Meclis'te 37 oy ile yasa kabul edilmişti. Bu durum gerçekten ciddiyetten uzak bir tavır ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyordu. Ancak, Senato'da daha farklı bir durum ortaya çıktı, yasanın daha müzakereleri sırasında sonuç ortaya çıkmıştı. Diyebiliriz ki Fransız Meclisi olmasa bile senatosu bu hususta ısrarcı olmuştur. Netice itibariyle bugüne gelinmiş ve şimdi Anayasa Komisyonu'nun kararını bekliyoruz. Buradan nasıl bir sonuç çıkacağı üzerine ahkam kesmek falcılıktan öte bir anlam ifade etmez.
Peki bu neticenin alınmasında ne etkili olmuştur? Söz gelimi Fransız mallarına karşı boykot uygulamasının bunda etkisi nedir? Fransız mallarına karşı toplum olarak ciddi bir boykot uygulandığını söylemek mümkün değil. Gerçi bazı gazete haberlerinde boykotun Fransa'ya bir ayda 356 milyon dolar kaybettirdiği belirtiliyordu. Yani Fransa'dan ithalatımız bir ayda 356 milyon dolar azalmış. Boykot bu hızda devam ederse bir yılda Fransa'dan ithalatımız yaklaşık 3.5 milyar dolar azalacak demektir. Bu az bir rakam değildir. Bu durum ülkemiz ile iş yapan Fransız firmalarının sayının Anayasa Komisyonu'na götürülmesini sağlamak hususunda ciddi bir kulis yapmış olabileceklerini akla getiriyor. Olaya bu açıdan bakıldığında 142 parlamenterin insan hakları ve özgürlükleri düşünerek yasanın Anayasa Komisyonuna götürülmesine katkı verdiklerini söylemek biraz hayalcilik olur diye düşünüyorum. Çünkü, demokrasi ve özgürlükler söz konusu yasa Meclis ve Senatoda kabul edilirken de geçerliydi.
Peki bunda Türkiye'nin hükumet olarak gösterdiği çabanın hiçbir katkısı olmamış mıdır? Sanıyorum olmadığını söylemek haksızlık olur. Ancak, meydan okuyarak sonuç alınamadığını da gördük. Nasıl ki Türkiye'ye dönük bir takım uygulamalar sebebiyle birileri bize ders vermeye kalktığımızda canımız sıkılıyor, tepki gösteriyorsak aynı şey başta komşularımız olmam üzere diğer ülkeler içinde geçerli. Bu bakımdan özellikle dış politikada meydan okumalara fazla yer vermemek gerekiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



