Tahammülsüzlük böyle bir şey. Başörtülü üniversiteli kız, "Atatürkçüyüm" demesine rağmen, 10 Kasım törenlerinde tardediliyor.
Olay İzmir'de geçiyor. Atatürk'ün 73.ölüm yıldönümü anma töreninde resmen sözlü tacize uğruyor. İnternet yayınlanan video görüntülerine bakıyoruz; ufak tefek bir "kokona" başörtülü kıza yaklaşarak, "Senin buradan gitmeni istiyorum" diyor.
Gerekçeye bakar mısınız: "Bu insanların karşı devrimin bir ürünü olduğunu göremiyorsanız, sizinle konuşacak hiçbir şeyim yok" diyor.
Aynı gün Mümtaz'er Türköne'nin köşesinde şu satırlar yer alıyordu:
"Atatürkçülüğün bir tür; cehaleti, kifayetsizliği, ilme ve fikre uzaklığı ve bağnazlığı gizlemek için icat edilmiş bir maske olduğun uzun yıllar boyu tecrübe ederek öğrendim."
"En hızlı Atatürkçü öğretmenlerimiz en şekilci, en anlayışsız ve en despot hocalarımızdı. Aklımda, öğrettikleri tek bir şey bile yok. En hızlı Atatürkçü akademisyenler evrensel bilimi bir kenara, bu ülkeye bile toplu iğne ucu kadar katkıda bulunamamış, sadece unvanlarıyla geçinen adamlardı. En yiğitleri, benim talebeliğimde sadece Türkçeyi bozmakla uğraşır, uydurdukları yeni Öztürkçe kelimelerle bilim adamlığı taslarlardı.
Geride bir dogma bırakmadığını söyleyen, sadece aklın ve bilimin rehber alınmasını vasiyet eden büyük bir devlet adamının sözlerini eğip bükerek ilkel bir ideoloji icat etmek ve ne olduğu bir türlü anlaşılamayan bu ideoloji ile devletin bütün imkânlarını kullanarak körpe beyinleri yıkamak mutlaka bir art niyete dayanmalı. Atatürkçülük, silahla desteklenen bir oligarşinin yönetme hakkını meşrulaştırmak adına seferber edilen bir ideolojiydi. Ne Atatürk'le, ne Atatürk'ün bizlere çizdiği ufukla ve bıraktığı mirasla yakından uzaktan alâkası yoktu.
Birileri Atatürk'ün çatık kaşlı, asık suratlı büstlerinin arkasına saklanarak halka karşı kendi yönetme ayrıcalıklarını sürdürmeye çalıştılar. Birbirinden farklı yığınla Atatürkçülük vardır. Hepsinin ortak paydası demokrasi hazımsızlığıdır.
Bu sığ ve ilkel ideoloji, bütünüyle geçekliğin çarpıtılmasına dayandığı için ülkemizin ilmen ve fikren gelişmesine engel oldu. Bu zorba azınlığın iktidarını sürdürebilmesi için herkesin Atatürkçü olması gerekiyordu. Atatürkçü olması için de çocukça yalanlara, çarpıtmalara herkesin inanması gerekiyordu. Gerçeklik duygusu ters yüz edilmiş bir toplumdan hangi başarıyı, hangi performansı bekleyebilirsiniz? Allah'tan Atatürkçülük metazori, dar ve sıradan beyinler tarafından üretildiği için akıl ve izan sahiplerinin idrak duvarını geçemedi. Bu yüzden arkasında kanunlar ve yönetmelikler olan devlet törenleri ile sınırlı kaldı." (Zaman, 10 Kasım)
Kuşku yok ki, bu satırların yazarına çok kızan Atatürkçü köşe yazarları, karşı atağa geçerek gereken cevabı yapıştırdı!
Ancak artık bazı gerçekleri görmenin zamanı gelmedi mi?
Siyasi parti yapılanmasında bile "tek adam" oligarşisi"ne karşı çıkanlar, yıllardır yasalarla korunan ideolojik yapılanmaya göz yumdu.
Aslında İtalyan Tarihçi-filozof Machivelli'nin şu sözlerini hatırlatmak isterim:
"Eğer bir Cumhuriyet ya da krallık, tek bir adam tarafından yapıldıysa, eski kurumları tamamen reforme etmek genel bir kuraldır" diyor.
Tek adam ideolojisinin temelinde yatan gerçek, başkalarına hayat hakkı tanımamaktır.
Yani, Cumhuriyeti kuran kadronun, tarihsel olarak bir kökü yoktu. Çünkü geçmişle olan bağlantıyı sağlayan köprüyü tamamen yıkmışlardı. Bu yüzden "ideolojik" boşluğu "resmi ideoloji"yle doldurma gayretine girdiler.
Ne yaptılar:
-Tek adamın kişiliği etrafında bir "kült" oluşturdular.
-Milli Mücadeleyi "yeni yönetici" sınıfın ihtiyaçlarına göre "olmasını istedikleri" gibi yorumladılar.
-Tek Parti dönemi devrimlerini "abartarak" gerçekleştirdiler.
Sözüm ona Cumhuriyet aydınları(!) resmi ideoloji üreticisi ve yayıcısı durumuna düştüler.
Resmi ideolojiyi kendilerine misyon edinenler devletle olan ilişkilerini ve devletle olan konumlarına özel bir statü kazandırdılar. Bu da anti/demokratik, tek tip, bağnaz bir düşünce yapısını doğurdu.
Zaten "resmi ideoloji"nin kökünde, iktidar odakları tarafından üretilmiş, devletin içinde önemli konumlarda bulunan, kendi içinde belirli bir devamlılık bulunan bir kitlenin oluşturduğu oligarşi yatmaktadır.
Resmi ideoloji, her şeyden önce, propaganda yapabilme kabiliyetine, kısır eğitim sistemine sahiptir. Bu yüzden resmi ideolojilerde propaganda yeteneği önemli bir güçtür.
Amaç, devletin varlığını ve muhtevasını halktan üstün tutmaktır. Nitekim her resmi ideoloji "halkın refahı ve iyiliği" noktasından hareket eder ve bunu hedef gösterse de, asıl amaç, araç durumunda bulunan devletin sorgulanamaz kutsallığı ve varlığıdır.
Resmi ideoloji "kutsal devlet" anlayışını önceleyecek her türlü destekleme için kendisine ait bir manevra alanı oluşturur. Özelikle bu ideolojinin eğitim ve öğretim kurumları üzerindeki baskısı ve tahakkümü, modern devletin propaganda araçlarının "kurumsallaşması" ile açıklanabilir.
Her neyse... Bu hamur çok su götürür. Tahammülsüz kafaların yersiz atraksiyonları İzmir'de pişmiş kelle gibi sırıttı.
"Senin buradan gitmeni istiyorum" gibi bağnaz ve küstah kovuşturmalar artık bitsin istiyoruz. Zira, bir başkası da "Ben de senin buradan gitmeni istiyorum" derse ne olacak?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



