Şairler, yazarlar, ressamlar, daha genel ifadeyle sanatçılar, siyasi görüşleriyle değil, eserleriyle ön planda olmalı, eserleriyle anılmalılar. Ancak böyle olmadığı çok açıktır. Bu sebeple bugün Türkiye'de, Bosna edebiyatından bahsedilince Drina Köprüsü isimli romanında açık bir Osmanlı ve Müslüman düşmanlığı yapan ve bunun karşılığını 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü ile alan, Ivo Andric akla geliyor. Aynı şekilde Bosna-Hersek'te, Türk edebiyatından bahsedilince İsviçre'de bir gazeteye "Bu topraklarda 30 bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü" açıklamasını yapan ve 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Orhan Pamuk akla geliyor.
Boşnak ve Türk milli edebiyatının gerçek temsilcileri, maalesef son birkaç asırdır, ürünlerini birbirlerine tanıtacak imkânlardan yoksundular. Neticede, bugün her iki halkın akl-ı selim okurları, eli kalem tutan akl-ı selim yazar ve çizerleri birbirlerini tanımıyorlardı. Şükürler olsun ki, bugünlerde, bu gidişe dur diyen adımlar da atılıyor. Bu adımlardan birisi de, kısa hikâyeleri Türkçeye tercüme edilerek Kent Kitap Yayınları tarafından yayınlanan, Boşnak yazar Selma Fazlic'in, Kiraz Lekesi isimli kitabı.
Selma Fazlic, 1983 yılında Saraybosna'da dünyaya gelen genç bir yazar. Savaş yılları dâhil, bugüne kadar Saraybosna'da yaşamaya devam etti. Saraybosna Üniversitesi Felsefe Fakültesi'nde önce Boşnak Dili ve Edebiyatı, ardından Arap Dili ve Edebiyatı eğitimi aldı. Yüksek lisansını da edebiyat alanında tamam yazar, ilk ciddi eserlerini lise yıllarında yayınladı. Aralık 2009'da dünya evine giren Fazlic, yaşamını Kuveyt'te devam ettiriyor.
Ekim 2009'da, Kiraz Lekesi ismiyle Türkçe yayımlanan kitap, ilk olarak 2002 yılında, Bosna-Hersek'te Kad zapuse bakijas ismiyle yayınlandı. Ardından 2004 yılında ikinci baskısını yaptı. 1992-1995 Bosna Savaşı ve savaş sonrasında yaşanan hayattan önemli kesitler sunan Kad zapuse bakijas, 22 şiir ve 12 hikâyeden oluşuyor. Ancak, Kiraz Lekesi, dokuz kısa hikâyeden oluşuyor: Aişa, Anneanneme, Bahçe, Mezar taşı, Bir tramvay konuşması, Canım benim, Kiraz lekesi, Magribiye'de ve Soğuk. Kiraz Lekesi'nin oldukça sade ve geleneksel bir dili var. Hikâyeler, satır aralarında, Bosna-Hersek'in önemli şehrleri Saraybosna ve Mostar ve Boşnak kültürüne ait birçok bilinmeyeni de okurlarına sunuyor.
Kiraz Lekesi'nin ilk hikâyesi olan "Aişa", eşi çentiklerle savaşmaya giden, bir kadının küçük çocuğuyla birlikte verdiği hayatta kalma mücadelesinin bir gününü anlatıyor. Her sabah kendi kendisine "Acaba bugünde yaşayabilecek miyiz?" sorusunu soran Aişa'nın, Bosna-Hersek'teki her Müslüman gibi, tek dayanağı vardır: "Allah en büyüktür ve duaları kabul eder." [Sayfa 16]
"Anneanneme" isimli ikinci hikâye, Mostar'da yaşayan ve sekizinci doğum gününde anneannesi vefat eden, bir kız çocuğunun ölümü idrak etme çabasını anlatıyor. "Anneannemim odası akrabalarla ve komşularla dolmuştu. Anneannem o bembeyaz örtünün altında yatarken sanki bakışlarıyla bana usul usul dur diyordu. Bir komşumuzun beni odadan çıkardığını ve bir çocuk saflığı ile sorduğum o soruyu hatırlıyorum: -Şimdi bana kim yumurta pişirecek?" [Sayfa 19]
Kitabın üçüncü hikâyesi olan "Bahçe", bizim unutmaya başladığımız ancak başkent Saraybosna dâhil, Bosna-Hersek'in birçok şehrinde korunan bahçe kültürünü yazar şu şekilde anlatıyor: "Katillerden, her çeşit zalimden, atom bombasından, ozondaki delikten ve zamanın aç gözlülüğünden, anarşisinden uzaktasınız sanki. Dünyayı kötülüklerden koruyan zamanın ruhu, o bahçede hala uyuyordu sanki." [Sayfa 23]
"Mezar Taşı" isimli hikâyeyi okuduğunuzda, 1992-1995 Müslüman Bosna-Hersek'i korumak adına savaşan ve birçoğu hikâyenin kahramanı Malik gibi hayatının baharında şehit düşen 250 bin Boşnak'ı yeniden hatırlayacaksınız. Bir yandan hüzünlenecek, kan ve can vererek kazanılan toprakları yeniden savaşın eşiğine getiren basiretsiz politikacıları hatırladıkça, diğer yandan derin bir düşünceye dalacaksınız.
"Bir Tramvay Konuşması" isimli hikâyede, Başçarşı-Ilıca hattında çalışan ve "kim bilir kaç kez hepimizin, isteyerek ya da istemeyerek otobüslerde, tramvaylarda tanımadığımız kişilerle, öncelikle duyduğumuz, sonrasında ise içine daldığımız sohbetlerden" birisi anlatılıyor. Yeni neslin savaş yıllarına dair pek cümle kur(a)madığı bugünlerde, her hikâyesinde olduğu gibi büyük bir sorumluluk bilinciyle, yazarımız önemli bir hatırlatma yapmayı da ihmal etmiyor: "Kafamdaki düşünceler en acayip hatıralarla örüldü bir anda. Savaş hakkında, birçok şeyi hak eden ama unutulan savaşçılar hakkında, uzaklardaki insanlar hakkında..." [Sayfa 39]
Mart 1992'de henüz on iki yaşında olan bir genç kızın gözüyle Bosna Savaşı'nın başlangıcını anlatan "Canım Benim" isimli hikâye, bir yandan okuyucusunu Saraybosna sokaklarında kısa bir seyahate çıkarırken, diğer yanda da ülkesinin bağımsızlığa kavuşmasında büyük katkıları olan rahmetli Aliya İzzetbegoviç ve Dino Merlin'e bir selam gönderiyor. Yazar, Boşnak kültürünün en önemli öğelerinden düğün baklavasını ve selamı da unutmuyor: "Haydi Allah'a emanet olun."
Kitaba ismini veren Kiraz Lekesi, savaşın ortasında olsa bile, çocuğun çocukluğundan vazgeçmeyeceğinin en acı örneklerden birini anlatıyor. Şehrin dışında kalan, en tehlikeli dağının tepesindeki kiraz ağacı çocuklar için tam bir cazibe merkezidir. Beklide, katillerin şehre saçtığı ölüm ve umutsuzluğu dağıtacak tek eğlence. Ancak, kadın-erkek, çocuk-ihtiyar ayırt etmeyen katillerin ölüm makineleri, çoktan kiraz ağacını da tutmuştur.
Kitabın sekizinci hikâyesi Magribiye'de, yazar bir yandan bizi Saraybosna sokaklarında dolaştırmaya devam ederken, diğer yandan tarihin her döneminde olduğu gibi İkinci Dünya Savaşı'nda da, birçok sıkıntı ve zulümle karşı karşıya kalmalarına rağmen kültürlerinin iskeletini oluşturan İslam'dan kopmadıklarını, anlatıyor: "Müezzin tepeye kadar çıkıp şerefeye ulaştıktan sonra iki üç kez derin derin nefes aldı. Yüksek sesle okuyordu ki İskenderiye'ye ve daha da ötelere duyurabilsin sesini: -Allah-u Ekber! Allah-u Ekber!" [Sayfa70]
Kiraz Lekesi'nin son hikâyesi "Soğuk", on bir ayın sultanı Ramazan kültürü ve komşuluk bilinci üzerine önemli hatırlatmalar içeriyor: "Gelip gitmek olmayınca komşuluk kavramı da anlamını yitirmişti. Fakat selam vermek bu tür yakınlıkların kurulması için ilk adımdı." [Sayfa 72]
Türkiye'de yayımlanan Saraybosna'da Kâbus isimli kitabıyla tanınan Zlatko Topcic'in de övgüyle bahsettiği genç yazar Selma Fazlic, Kiraz Lekesi kitabından elde edilecek gelirin tamamını, kendisinin de aktif olarak görev aldığı, ABG [Asocijacija Bosnjackih Gimnazijalaca] yani Boşnak Lisesi Öğrenci Derneği'ne bağışlamıştı. 2000 yılında Birinci Boşnak Lisesi'nin mezunları tarafından kurulan ABG, iki yüzü aşkın üyesiyle; iftar, seminer, ders, piknik gibi kültür ve eğitim alanında birçok başarılı projeye imza attı. Muhtaç ailelere erzak yardımı, Ramazan ve bayram için çocuklara hediye paketi dağıtımı, Lübnanlı ve Filistinli çocuklar için para yardımı, Kadın ve Anne Sağlığı Merkezi'ne tıbbi malzeme desteği ve Uyuşturucu Madde Bağımlıları Terapi Merkezi'ne düzenli destek, ABG'nin diğer önemli faaliyetleri.
Selma Fazlic, Kad zapuse bakijas isimli kitabının 2002 yılındaki ilk baskısından elde edilen 2 bin 500 KM'lik gelirin tamamını da, UKC Kosevo Hastanesi Çocuk Bölümü'nde tedavi gören lösemi hastaları için bağışlamıştı.
Kiraz Lekesi, Selma Fazlic, Kent Kitap Lotus Yayın Grubu, 76 sayfa.
Kent Kitap Lotus Yayın Grubu İrtibat: 0312 433 08 14, aykuttamer@yahoo.com


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




