Kargodan ilginç bir paket geldi. İlk başta ne olduğunu anlayamadık. Ne alaka derken bir de baktık ki, içinden çok sevimli bir şekerpancarı çıktı. Yanında da tek sayfalık bir mektup var. Hemen açıp okuduk.
Oldukça etkileyiciydi. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine, ancak bu kadar güzel bir metinle karşı çıkılabilir. İnanın okurken, kendimizi neredeyse bir şeker pancarı gibi hissettik. Şeker-İş Sendikası'nı tebrik ediyor, haklı mücadelelerinde başarılar diliyoruz.
Geçtiğimiz günlerde 10 tane şeker fabrikası özelleştirildi. Arkadaşımız Sadettin İnan haberleriyle sektörü bekleyen tehlikelere ve ciddi sıkıntılara dikkat çekti. Temel endişe, arazileri çok değerli olan fabrikalara kısa sürede kilit vurulması ve sektörün yabancı tatlandırıcı kartellerin eline geçmesi.
Umarız, medyada ve kamuoyunda hak ettiği yeri alamayan özelleştirme kararı, kısa sürede yargıdan geri döner. Yoksa Türkiye'yi sıkıntılı günler bekliyor.
Neyse, bizim de altına imza atacağımız o ilginç mektubu bu köşeye aynen aktarıyorum:
"BEN BİR ŞEKER PANCARIYIM.
Bakmayın böyle ufak-tefek göründüğüme...
İçtiğiniz çayın, kurduğunuz sofranın tadında ben varım.
Soluduğunuz havada, kullandığınız ilaçta bile ben varım.
İnanmıyorsanız anlatayım;
- Türkiye için her yıl 3 milyar dolar yerli katma değer sağlayan benim.
- 10 milyon insana iş ve ekmek kapısı olan benim.
- Yem, gübre, maya, ilaç ve kozmetik gibi onlarca sektörün ayakta kalmasını sağlayan benim.
- 250 bin çiftçiye yerinde üretim imkânı sağlayarak, köyden kente göçü önleyen benim.
- Her yıl nakliye sektörüne 25 milyon ton iş hacmi sağlayan benim.
- Biyoetanolü biliyor musunuz? Hani şu alternatif enerji arayışında en hızlı artışın yaşandığı kaynak. İşte o Biyoetanol'ün en verimli ve temiz hammaddesi benim.
- Dedim ya; soluduğunuz havada bile ben varım. Vallahi yalan değil. Ekili olduğum bir tarlada, aynı ölçüdeki bir çam ormanına kıyasla 3 kat daha fazla oksijen üreten de benim.
Aslında kendimi övmeyi hiç sevmem. Çünkü boş başak dik durur.
Bilin ki bu anlattıklarım kibrimden değil çaresizliğimdendir.
Bugüne kadar hiç feryat ettiğimi duydunuz mu?
Günlerce toprağın altında kaldım. Dirgenlerle sökülüp, hoyratça kamyon kasalarına atıldım. Lime lime doğrandım, kaynar kazanlara atıldım. Hiç sesim çıktı mı?
Hep sizin için katlandım. Çünkü hayatınıza kattığım tat, beni mutlu etmeye yetti.
Şimdi sıra sizde. Çünkü beni yok etmeye çalışıyorlar. Önce kota-kota diyerek, yaşam alanımı daralttılar. Benim yerime şu; NBŞ dedikleri tatlandırıcıyı getiriyorlar.
Soruyorum size; Hiç gerçeği ile sahtesi aynı olur mu?
Hiç toprakta yetişenle, laboratuarda üretilen bir olur mu?
Şimdi de işlendiğim Şeker Fabrikalarını, satmaya çalışıyorlar. Önce özelleştirip, sonra kapatacaklar. Oysa Fabrika olmazsa, üretim olmaz. Üretim olmazsa, istihdam olmaz.
Benim için sorun değil. Ben gider kendime, başka topraklar bulurum.
Mesela Amerika'da bana ,"Stratejik Ürün" diyorlar. El üstünde tutuyorlar.
Fransa'da öyle. Onlarda önce, şeker fabrikalarını satmaya kalktılar. Çok geçmedi, yaptıkları hatayı anladılar. Şimdi kimselere vermiyorlar.
Ben, Anadolu'yu seviyorum. Bu topraklara aidim. Bana sahip çıkın.
Çünkü bana sahip çıkmak, Anadolu'ya sahip çıkmaktır"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



