"Bu mallar ve servet sizden sadece zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın."(59 Haşr 7)
Küreselleşme ile kast edilen sadece ekonominin, finansmanın küreselleşmesi değil ekonomi ile birlikte siyasal, sosyal, askeri, kültür, idari ve yargı sisteminin de küreselleşmesidir. İktisadı, askeri, siyası, idari, yargı ve kültürel sistemin entegrasyonu ile merkezi anayasa, güvenlik, hükümet ve ekonomik sistemin olduğu tek bir dünya devleti meydana getirilmek istenmektedir. Bunun olabilmesi için ülkelerin ekonomik yapılarının kontrolünün Küresel Sermaye güçlerinin eline geçmesi ve bununla eş zamanlı olarak NATO'nun küresel bir askeri güce dönüşmesi gerekmektedir.
Bugünkü şartlarda Pazar Şirk Dininin Küreselleşebilmesinin ayakları olarak, serbestleşme, deregülasyon (kamu düzenleyiciliğinin zayıflatılması ve/veya değiştirilmesi), Serbest Pazar ve özelleştirme öngörülmektedir.
Burada Pazar Şirk dininin bir Truva atı olarak kullandığı özelleştirmenin, millilik ya da ülkeler açısından anlamı nedir yada ne olmalıdır? Ülkenin tüm ekonomik alt yapısının ya da her şeyin özelleştirme adına Küresel sermaye güçlerinin eline geçmesi doğru mudur?
Burada bu konu ele alınıp incelenecektir.
Özelleştirme Nedir?
Özelleştirme, en sade tanımlama ile, "bir iş veya endüstrinin kontrol veya mülkiyetinin kamudan özel kesime geçirme" demektir. "Özelleştirme, faaliyet alanında veya mülkiyette devletin rolünün azaltılması veya özel sektörün rolünün artırılmasıdır(1). Kamunun/Devletin ekonomik hayattan çekilmesi, 'kamu mülkiyeti, girişimciliği, karışımcılığı ve işletmeciliğinin' özel mülkiyete/özel şahıslara devredilmesidir(2,3).
Özelleştirmeyi savunan ve bu noktada baskı oluşturan dört grup insan unsuru mevcuttur: İdeolojik yaklaşanlar, popülist yaklaşanlar, iktisadı-finansal amaçlı yaklaşanlar ve pragmatik olanlar (1,2). Popülistler daha iyi bir toplumu, Pragmatikler, daha iyi bir devleti, İktisadı - Finansal yaklaşanlar, daha çok işi, İdeolojik yaklaşanlar ise daha küçük bir devleti hedeflemektedirler(1,2).
Genel Olarak ne pahasına olursa olsun Özelleştirmeyi savunanların gerekçeleri ana hatları ile aşağıda ki gibi özetlenebilir(1-6):
Kamu sektörü, hantal olup ağır işlemektedir. İşlerin gecikmesine sebebiyet vermektedir.
Özelleştirme ile birlikte Mikro ve makro düzeyde verimlilik artacak, iktisadı performans iyileşecektir.
Aşırı, gereksiz istihdamla toplumun sırtına gereksiz bir yük yüklenmektedir. Özelleştirme ile gereksiz istihdam önlenecektir.
Kamu sektöründe çalışanlar, işlerini garantili gördükleri için gerektiği gibi çalışmamakta, kalitenin ve verimin düşmesine sebebiyet vermektedirler. İnsanlara nazik davranmamakta, işleri hızlandırmamakta, bugün git yarın gel demektedirler.
Kamu tekelleri devletin koruması altında olduklarından serbest rekabet ortamından etkilenmemekte bu da, hem piyasayı hem de mal ve hizmet kalitesini olumsuz etkilemektedir. Tekellerin kaldırılması ile rekabet ortamı doğacak, gerçek serbest piyasa oluşarak kaynak tahsisini optimum yapacaktır.
Kamu tekellerinin uyguladığı vergi-fiyat sistemi tüketiciler aleyhinedir.
KİT açıklarının finanse edilmesinden kaynaklanan enflasyonist baskı son bulacaktır.
Devlet KİT açıklarını kapatmak için gerçekleştirdiği transferlerden ve borçlanmalardan kurtulacak, bunları sosyal refahı artırıcı alanlara yöneltecektir.
Sermaye piyasası gelişecek, sermaye tabana yayılacak, pay sahibi küçük sermaye sahipleri, işletmenin verimliliğini denetleyecektir.
Özelleştirmede görünmeyen/gösterilmek istenmeyen yüz
Dışa yansıyan boyutları itibarıyla bu şikayetler doğrudur. Ancak olayın görünmeyen yönü, özelleştirmeye meşruluk kazandırabilmek için bunların bir kısmının şuurlu bir şekilde siyası mekanizma ya da üst düzey bürokratlar tarafından meydana getirilmiş olmasıdır.
Aşırı istihdam yaptırıp istihdamdan şikayet edenler, siyasetçilerle bürokratlardır. Siyasetçilerle bürokratlar, kamu sektörünü kadro istihdam alanı olarak görüp arpalık olarak kullanmaktadırlar. Gereksiz istihdamla birlikte kurumun sırtına gereksiz yüklenmiş, personel maliyetleri artmaktadır. Gereksiz istihdamın yapılması ile birlikte çalışanlar arasında ki denge ve düzen bozulmaktadır. Bu, iş ve hizmet kalitesinin ve veriminin düşmesine sebebiyet vermektedir. Bundan halk şikayetçi olunca bunu, siyasetçi ile bürokratlar özelleştirme gerekçesi olarak kullanmaktadır.
Kamu sektöründeki gereksiz istihdamın bir nedeni de, işsizliğin azaltılmasına dönük sosyal fayda boyutudur. İşsizliğe bir çözüm olarak böyle bir yola gidilmiş olmasını, siyasetçilerle bürokratların savunmaları gerekirken bu yapılmayıp özelleştirme gerekçesi yapmaları gerçekten üzücüdür. Elden para dağıtma, kömür, yiyecek ve giyecek gibi yardımlar yerine gereksiz istihdam yapılmış kamu sektörlerine yardım ve yatırım yapılmış olsaydı, hem sektör kurtarılacak hem de aileler daha mutlu olmuş olacaktır.
Diğer taraftan gereksiz görülen birçok istihdam ve yatırım, bölgesel gelişmişlik farklarının ortadan kaldırılmasına ilişkin politikaların bir sonucudur. Bugün anlamsız hatta mantıksız olarak görülen birçok fabrika, işsizliği bir parça önleyerek sosyal fayda boyutu göz önüne alınarak kurulmuştur. Bunların göz önüne alınmadan karalama kampanyasının yürütülmesi, bu ülkeye yarar getirmeyecektir.
Kamu sektörünün başında bulunanları, yeteneklerine göre değil de siyası görüşlerine, dost ve arkadaş ilişkilerine göre atayarak kalite ve verim düşümüne, neden olanlar siyasetçilerle bürokratlardır. Kamu sektöründeki üst düzey yöneticilerin yönetimlerine çok sık müdahale edilmekte, inisiyatif tanınmamaktadır. Kamu sektörü ürünlerinin fiyatlandırılmasında sosyal fayda, siyası fayda ve serbest rekabet arasında denge kurulamadığından dolayı kamu sektör yöneticileri, piyasaya değil siyasete endeksli düşünmekte ve davranmaktadır. Rekabetin kesilmesi ile işleri, sıradanlaşmakta rekabetin gerektirdiği duyarlılık ortadan kalkmaktadır. Türkiye'deki bürokratik ve siyası yapı, kamu sektörü yönetimlerine inisiyatif tanımayıp arpalık olarak kullandıklarından dolayı da olumsuzluklar karşısında gerekli hesap sormayı yapamamaktadırlar.
Daha da önemli olan bir husus, siyasetçiler ile bürokratlar, özelleştirilmesine karar verdikleri sektörlere, yeni eleman almayarak, yatırım yapmayıp, çürümeye terk ederek, hantallaştırarak, bütçeleri düşürülerek iş, hizmet ve ürün kalitesinin düşmesine sebebiyet vermektedirler. Böylelikle halkın şikayetçi olması sağlanarak özelleştirme noktasında halkta bir talep oluşturulmaktadır.
Bu şartlar altında kamu sektörü, bizatihi mahiyetinden dolayı mı yoksa siyasetçi bürokrat kıskacından dolayı mı kötü ve zararlıdır? Bu sorunun tartışılması gerekmektedir.
Özelleştirmenin muhtemel sonuçları:
Özelleştirme ile birlikte toplumsal fayda yerine bireysel fayda ön plana çıkmakta ve toplumsal dayanışma çözülmektedir. Toplumsal fayda piyasa putuna kurban edilmektedir.
Özel sektör satın aldığı kurumlardaki çalışan sayısını azaltarak işsiz sayısının daha da artmasına vesile olmaktadır. Bazı özelleştirilen işletmelerde işten çıkarma yapılmayıp çalışma koşulları kötüleştirilmekte, ücretler düşürülmekte ve bazı sosyal haklar verilmemektedir (7).
Çalışan sayısı azaltılarak, geçici, yarım zamanlı, özel sözleşmeli eleman çalıştırarak ve taşeron kullanarak maliyetler aşağıya çekilip kâr yükseltilmektedir (5-7). Bu da özelleştirmenin başarısı olarak gösterilmektedir. Sosyal zarar hiç göz önüne alınmamaktadır.
Özelleştirilen birçok alanda teknoloji yenilenmemektedir. Yurt dışında daha ucuz olan ürünlerin, içerde üretimi durdurularak ithalatı yapılmaktadır. Fabrikalar kapanmaktadır. Bu da işsizlik demektir. NETAŞ ve TELETAŞ en güzel örneklerden biridir (7). İthalat bir taraftan işsizliği körüklerken diğer taraftan o kamu sektörüne hizmet sunan yan sanayi olumsuz etkilenmektedir. İşsizliğin artması ile çalışanların ücretleri düşmektedir.
İthalat yoluna gidilerek üretimin durdurulması ve fabrikaların kapanması bir özelleştirme amacı olabilir mi? Olamayacağına göre bu tür özelleştirmelerde amaç, var olan fabrikaların işletilmesi değil; fabrikaların sahip olduğu arazı gibi imkanların ele geçirilip gasp edilmesidir. Bu kamu malının peşkeş çekilmesi değil midir?
Özelleştirilme gerekçesi olarak gösterilen iyi işletilememe nedeniyle KİT'lerin zarar ettiği olgusu ile zarar yapan KİT'lerin özelleştirilmeyip kar yapan KİT'lerin özelleştirilmesi arasında ciddi bir tezat vardır. Diğer taraftan mevcut çalışan sayısı ile kâr yapan KİT'lerin, özelleştirilme sonrasında çalışan sayısı düşürülerek özel sektörün kârı daha da yükselmektedir. Buna karşılık mevcut işsizler ordusuna yeni işsizler ordusu eklenmektedir. Bu tür bir özelleştirmeden ülkenin, milletin ve devletin ne faydası, kârı olmaktadır? Burada ki tezatlı durumun bir açıklaması var mıdır?
Kâr yapan KİT'lerin özelleştirilmesinden elde edilen gelirin kamu finansman açığında kullanılması, daha hayati alanlara yatırım yapılmaması ciddi bir israf ve tehlikedir (8).
Buraya kadar özelleştirmenin olumlu ve olumsuzluklarını değerlendirdik. Yerli sermaye çerçevesinde kalmak şartıyla yukarıdaki bir kısım sorunları çözmek mümkündür. Yabancı sermaye olduğunda durum ne olacaktır?
Sonuç: Özelleştirmede yabancı sermaye şartı ve bağımsız Türkiye (!)
Özelleştirmede tartışılması gereken bir başka hayati nokta da, özelleştirmelerin yabancı sermayeye açılmış olmasıdır. Küresel sermayenin hedefi, Pazar şirk dininin dünya hakimiyetidir. Sınırların kalktığı tek devlet, tek para, tek anayasa ve tek güvenlik sisteminin hakim olduğu bir dünya amaçlanmaktadır. Bu devasa tekellerle hangi yerli sermaye baş edebilir? Küresel sermaye güçleri, özelleştirmeyi bir Truva atı olarak kullanıp ülkelerin içine nüfuz etmeye ve ardından da ülkelerin ekonomilerini satın alarak küresel çarkın bir dışlısı haline getirmeye çalışmaktadırlar.
Bunun yanı sıra yabancı sermaye, bu ülkeye yüksek teknoloji getirmeyecek, her şeyin serbest piyasa şartlarında cereyan etmesi gerektiğini ileri sürerek ithalat yoluna gidecektir. Türkiye'nin var olan yerli sanayisi tamamen çökecek; bu da dışa bağımlılığı daha da artıracaktır. İsrail'e ihale edilen tankların, Heronların gelmemesi ya da gelenlerin istenen özellikleri sağlamaması vakası üzerinde Türkiye düşünmelidir. Heronlar yerine Predator almakta taşıma su ile değirmen çevirmek gibidir. Kıbrıs çıkartmasında ABD başkanı Johnson'ın ünlü mektubu ile başlayan süreç, Çukurca, Dağlıca, Uludere'de olanlar, Kocatepe muhribinin başına gelenler unutulmamalıdır.
Bir mal-mülk, işletme devletin elinde olduğu için ne kutsaldır ne de kötüdür; ne iyi işletilebildiğini ne de kötü işletilebildiğini ön yargı ile söyleyebiliriz. Aynı şekilde her hangi bir işletme, özelin elinde olduğu için ne iyi ne de kötüdür; ne iyi bir şekilde işletildiğini ne de kötü işletildiğini ön yargı ile söyleyebiliriz.
Sloganlarla konuya yaklaşmak ya da birbirimizi suçlayarak, karalayarak üste çıkmaya çalışmak, bu ülkeye bir fayda sağlamayacaktır. Hepimizin aynı gemide seyahat ettiğini, sorunları konuşarak tartışarak bu ülke yararına çözmek zorunda olduğumuzu bilmeliyiz. Bunun için meselenin hem felsefi hem de stratejik boyutlarını göz önüne almalıyız.
Özelleştirmeyi her derde deva bir şey gibi sunmak ciddi bir yanlıştır. Küresel propagandanın etkisi altında kalınmamalıdır. Bunun kadar diğer bir yanlış yaklaşım da devletin bardağa, kumaşa varıncaya her türlü alanda bulunmasında ısrarcı olmaktır. Bunları üretmek dün doğruydu ama bugün yanlıştır. Devlet birçok alandan çekilip stratejik alanlara, savunma sanayisine, stratejik tarım alanlarına, yüksek teknolojiye, uzay teknolojisine, nano teknolojiye, haberleşme teknolojisi gibi alanlara yönelmeli, öncülük etmeli ve girmelidir.
Küresel bazda rekabeti, küresel hakimiyet mücadelelerini, bölgesel gerilimleri, hatta savaşları göz önüne aldığımızda Türkiye'ye yüksek teknolojiyi kim getirecektir ya da getirmelidir? Bu sorunun cevabını Türkiye tartışmak zorundadır. Bugün bunu yapabilecek yerli, milli bir sermaye gücü yoktur. Bu alan devletin alanıdır ve çok geç kalınmıştır.
Büyük Ortadoğu, Büyük İsrail Projelerini ve 22 Ülkenin hudutlarının değiştirilmek istendiğini göz önüne alarak özelleştirmeyi yeniden değerlendirmeliyiz. Neyi nereye kadar özelleştireceğimizi ve özelleştirmenin milli ekonomiye ve topluma ne kazandırıp ne kazandırmayacağını gerçekçi bir şekilde konuşulmalı, tartışılmalı ve mutmain olmuş olarak milletçe karar vermeliyiz.
Kaynaklar
1-Savas, E.S., Daha iyi devlet Yönetimin Anahtarı Özelleştirme, Milli Produktivite Merkezi Yayınları No: 517, Ankara, 1999, s: 3-15.
2- Sönmez. S. Küreselleşme Söylemi ve Politikalarında Özelleştirmeye Verilen İşlev, TMMOB, cilt 1, İstanbul, s: 145-157, 1997.
3- Jiyad. M. A., Yeni bir gelişim paradigması olarak Özelleştirme, TMMOB,1997, S: 158-184.
4- Dura, C., Sömürgeleşen Türkiye, İleri yayınları, İleri yayınları, 2005, S: 223-254.
5- Doğan, Ç., Kalaycı, İ., KİT yönetiminin İktisat Politikası Açısından Bir Değerlendirmesi, TMMOB, 1997, S:708-721.
6-Kalaycı,İ., Küreselleşme Ekseninde Özelleştirmenin İktisadı Sonuçları, TMMOB, 1997, S:797-808.
7- Özdemir, Ö., Başaran F., Özelleştirme Politikalarının sonuçları; Türk Telekom İçin Dersler, TMMOB, 1997, S:536-550.
8- Gülçubuk B., Türkiye Tarımında Özelleştirmenin Sosyal Boyutları ve Getirdiği Sorunlar, TMMOB, 1997, S:550-559.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



