"Bu mallar ve servet sizden sadece zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın." (59 Haşr 7)
'Pazar Tek Tanrıcılığı Şirk Dininin' sözcüsü bugün için Siyonizm ve ABD'dir. Bu dini, küreselleşme adı altında tüm dünyaya yaymak istemektedirler. ABD-Siyonizm, Pazar tektanrıcılığı şirk dini aracılığıyla her ülkeyi ele geçirmeyi planlamaktadır. Müslüman coğrafyanın tüm zenginlikleri, serbest piyasa ve özelleştirme sloganları ile Pazar şirk dininin ilahları tarafından yağmalanmak istenmektedir. Küreselleşme eksenli özelleştirme, bu yeni şirk dininin öldürücü silahı olarak kullanılmakta ve her derde deva olarak sunulmaktadır.
Batı dünyası, özellikle Siyonizm ve ABD, 'Yeni Dünya Düzeni' adı altında ekonomik alan üzerinden bir savaş yürütmekte tüm ülkelerin zenginliklerini ele geçirmeye çalışmaktadırlar. Bunun için Küreselleşme, serbestleşme (liberizasyon), deregülasyon (kamu düzenleyiciliğinin zayıflatılması ve/veya değiştirilmesi), Serbest Pazar ve özelleştirme, tartışılamaz, konuşulamaz ve karşı çıkılamaz kavramlar olarak taktım edilip kutsallaştırılmışlardır. Gerçekte yapılmak istenen, Pazar şirk dininin ekonomi üzerinden küreselleşmesi ile tüm ülkelerin, siyasi, iktisadi, askeri, idari ve sosyal yapılarının değiştirilerek sisteme entegre edilmesidir.
Burada küreselleşme yaklaşımının arka planı ele alınıp incelenecektir.
Küreselleşmenin Kökleri
Bugün Küreselleşme olarak anılan hareket gerçekte tek bir dünya devleti kurmak için 'Gizli dünya devleti' hareketinden başka bir şey değildir. Bu hareketin merkezinde küresel bazda örgütlenmiş ve kendini çok iyi kamufle etmiş Küresel Siyonist sermaye vardır. Siyon protokollerinin ön gördüğü gizli dünya devleti projesini ekonomik bir şemsiye altında icra etmeye çalışmaktadırlar. Bu grup batıda 'elit sınıf' olarak bilinmektedir (1).
Siyonist bir sermayedar grup, 1800'lü yılların sonuna doğru ABD'nin varlıklarının büyük bir kesimini ele geçirmiş ve 1900'lerin başlarında çok özel kanunlar çıkartarak özel vakıflar kurmuşlar ve kendilerini bu vakıfların arkasına saklamışlardır (1). Böylece ABD, şirketlerin emrinde bir devlet olarak görev icra etmeye başlamıştır:
"ABD Başkanı Hayes (1876): Amerikan hükümeti şirketlerin, şirketler tarafından, şirketler için yönetildiği bir hükümettir." (2)
1913 yılında Amerikan Merkez Bankası adı altında Federal Rezerv'i kurup Amerikan dolarını basma hakkını elde etmişlerdir. Böylelikle ABD'de kontrol edilemeyen bir güç haline gelmişlerdir:
"House Banking Commitee başkanı, kongre üyesi Wright Patman:
'Amerika'da aslında iki hükümet bulunmakta... Bir usule göre teşekkül eden hükümet var... Bir de, aslında kontrol yetkisi Anayasa tarafından kongreye verilen, mali gücü idare eden, bağımsız, kontrol edilmeyen, koordine edilmeyen Federal Reserve Sistem mevcut." (3)
1921 yılında Dış İlişkiler Konseyi (CFR) adı altında çok özel bir yapı kurarak ABD bürokrasisi ve siyaseti üzerinde tam bir baskı oluşturdular. ABD başkanı olmak isteyenlerin önce bu kapıyı çalmaları CFR'nin gücünün bir ölçüsüdür. 1944-1945 yıllarında BM, Dünya Bankası ve İMF'yi kurarak güçlerine yasal çerçevede küresel bir boyut kazandırdılar. 1947 yılında GATT toplantıları başlatılmıştır. 1954 yılında Bilderberg organizasyonu ile tüm ülkeleri yönlendirecek ve yapılandıracak çalışmalara girdiler. AB gibi oluşumların fikri alt yapısı Bilderberg toplantılarında oluşturulmuştur. CFR ve Bilderberg, fikir üretim empoze etme amaçlı olarak çalışmaktadır. 1973 yılında Trilateral Komisyununu (Üçlü Komisyon) kurarak Almanya ile Japoyayı Küresel sisteme entegre etmeye çalışmışlardır. 1995 yılında da Dünya Ticaret Örgütü'nü kurmuşlardır (1).
Bu politikaların sonucu, küresel ölçekte çok gizli bir örgütlenme meydana getirilmiştir:
"Dünyadaki asıl mali güç, birleşmemiş olan şahsi bankaların kulisi arkasında kalan , (uluslararası veya büyük bankerler diye isimlendirilen) Investment olan bankerlerin elinde bulunuyor. Bu, merkez bankalarının ajanlarından çok özel, güç sahibi ve gizli olan uluslararası işbirliği ve ulusal hakimiyeti içeren bir sistem kurmuştur" (3)
Bu şeytanı yapıda, kendi içerisinde tutarlı gözüken fikirlerle kamuoyu oluşturarak yönetimlerin üzerinde baskı oluşturmak ve ekonomik olarak bağımlı hale getirmek temel yaklaşım olarak benimsenmiştir. Kendi menfaatini muhatabın menfaatine imiş gibi sunmak tarzında bir ikna politikası güdülmektedir.
İkinci dünya savaşı sonrasında önderliği ele geçiren ABD (gerçekte Siyonist Sermaye Grubu), 'serbest ticaret anlaşmasının' imzalanması ile küresel bir ekonomik sistem meydana getirmeye yönelmiştir. Bretton Woods anlaşması ile uluslararası parasal ve finansal sistem oluşturulmuştur. Bu sistemde dış ödemelerdeki dengesizliklerin giderilebilmesi, gerek tek taraflı ve gerekse çok taraflı kamu finansmanı tarafından karşılanması ön görülmüştür. (4)
Bu anlaşmaya göre ABD ve onun çevresinde ki merkez tabir edilen ülkeler, tek taraflı olarak yeni bağımsızlığını kazanan ülkelere yardım edeceklerdir. Marshall Planı, Truman Doktrini bu amaçla oluşturulmuştur. Çok taraflı finansman ise İMF ve Dünya Bankası tarafından sağlanacaktır. IMF dış ödemelerde ortaya çıkan geçici açıkların finansmanını sağlarken; Dünya Bankası da yeni bağımsızlığa kavuşmuş ülkelerin kalkınmaları için gerekli finansmanı karşılayacaktır.
Böylece ABD ve merkez ülkeleri (G-7) tarafından diğer ülkelere kalkınmaları için dayatılan devletçi ve tekelci bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu modelde çok taraflı finansman sisteminin çalışabilmesi için, finansmanın güvenliği için, devlet müdahaleciği merkeze alınmıştır. Bu yapılanma ile ABD ve onun çevresinde ki G4'ler (G7,G8, G10, G20) hareketi, Sovyet bloğu ve bağlantısızlar dışındaki ülkeleri aşırı borçlandırarak IMF ve Dünya Bankası'nın kontrolüne sokmuşlardır (4).
Sonraları IMF ve Dünya Bankası'nın çalışma alanı genişletilerek borçlandırılan ülkelerin başına bela olmuşlardır. Döviz kuru yönetimi, devalüasyon yapılması, daha sıkı para politikası uygulanması, faiz hadlerinin yükseltmesi, ücretlerin düşürülmesi, sübvansiyonun azaltılması, bütçe açığının kapatılması ve fiyat artışları ile ödeme açığı dengesinin düzenlenmesi ve enflasyonun azaltması gibi konular, İMF Stabilizasyon programlarının kapsam alanı içindedir (5).
Dünya Bankası Yapısal düzenleme programları, milli ekonomideki yapısal dengesizlikleri gidermeyi amaçlayan uzun dönemli programlardır. Bu programlar, devlet hakimiyetini azaltmayı, özelleştirmeyi, ticari politikalar üzerindeki hükümet kontrolünü kaldırmayı ve vergi sistemlerinde reformlar yapılmasını amaçlamaktadır (5).
Başlangıçta Sovyet yayılmacılığının engellenmesi ve Sovyetlere karşı güçlü bir duvar oluşturulabilmek için Ulus devletlerin güçlü ve ABD - Merkez ülkelere bağımlı olması gerekmekteydi. Sovyetlerin yıkılışına kadar olan dönemde Küreselleşme hedeflenmiş olmasına rağmen seslendirilmemiştir. Ancak Sovyetlerin çöküşü ile birlikte İngiltere ve ABD'de bilimsellik adına ortaya çıkan yeni liberal akımla birlikte 'Yeni Dünya düzeni' ve 'Küreselleşme' için yoğun bir kampanya başlatılmış ve bunlar olmazsa olmazlardan kabul edilmiş ve kabul ettirilmeye çalışılmıştır/çalışılmaktadır.
Bu yeni dönemde ABD-Merkez ülkelerin yayılmacılığının önünde yeni bir engel olarak Ulus/Milli Devletler görüldüğünden bunlara savaş açılmıştır. Neden? Neden dün kutsadıkları ulus devleti, Sovyetlerin çöküşünden sonra aşağılamaya ve her türlü kötülüğün kaynağı olarak göstermeye başlamışlardır? Küreselleşme ile sadece ekonominin, finansmanın küreselleşmesi mi istenmektedir, yoksa ekonomi-finansmanla birlikte siyasal, sosyal, askeri, kültürel, idari ve yargı sisteminin de küreselleşmesi istenmektedir? Süreci iyi okuyabilmek için bu sorunun cevabı çok önemlidir. Küreselleşmekten kast edilen, ekonomik, sosyal, askeri, siyasi, idari, yargısal ve kültürel bir entegrasyondur. Tek bir dünya sistemi istenmektedir. Pazar Şirk Dininin hakim olduğu tek devlet, tek hükümet, tek yargı, tek güvenlik ve tek bir ekonomik sistem:
"Aydınlanmanın (illuminati) sonunda sosyal gücün milliyet kavramının ortadan kalkacağı ve insan ırkının suni ihtiyaçlarından arınmış olarak mutlu ve tek bir aile gibi yaşadığı duruma geri dönülecek. İllumınatinin kendi holdingleri hariç özel mülkiyete hiç bir şekilde izin verilmeyecek, milli kurumları ekonomileri kötüleştirilerek geçirilecek. Milliyet kavramı yok edilecek.. Tek para, tek anayasa ve tek devlet var olacak"(6)
Küreselleşmenin dayandırıldığı 'Liberal İlke', 'serbest piyasa ekonomisi' kuralları içerisinde bireyciliği kutsamakta ve sosyal faydayı tasfiye etmek istemektedir. Buna göre devlet birey karşıtlığı vardır; Devletin karşısında birey kuvvetlendirilmelidir. Sosyal boyut arka plana atılınca sosyal faydayı daima göz önünde bulunduran devlet, kamu sektörü, önemsizleşmekte, özel sektör önemli olmaktadır. Sosyal fayda, mal hizmet ve sermaye hareketlerinin önündeki en ciddi engel olarak görüldüğü için 'devletin karışımcılığı, girişimciliği ve düzenleyiciliği' ortadan kaldırılmalı ya da alanı ciddi bir şekilde daraltılmalıdır. Devlet korumacı politikalardan vazgeçmeli, elindeki tüm işletmeleri özel sektöre devretmeli, sosyal güvenlik harcamalarını azaltmalı, hatta terk etmelidir.
'Alt Sistemleşme'
Küresel sermaye, ulusal ekonomilerin küresel sisteme entegrasyonunu gerçekleştirebilmek için bölgesel alt sistemler kurmuş ve kurmaya da devam etmektedir. AB, NAFTA, ASEAN yapılanması ile Avrupa'da, Kuzey Amerika'da Asya pasifikte alt sistemler kurulmuştur. Bugün Büyük Ortadoğu coğrafyasında serbest ticaret bölgeleri, ticari işbirlikleri kurmaya çalışılmaktadır.
Sonuç: 12 Eylül Darbesi: Türkiye'nin Küresel Sisteme Entegrasyonu
12 Eylül darbesi, Türkiye'nin küresel sisteme entegrasyonu için yapılmış bir yapısal değişim darbesidir. 12 Eylül hükümetleri tarafından başlatılan liberalizasyon, serbest piyasa ve özelleştirme süreci, küresel yapılanma stratejisinin bir sonucudur. Erbakan dönemi sistemde bir trafik kazası olup Milli Görüş hareketine bunun için ağır bedel ödettirilmiştir.
Türkiye'nin AB'ye girmesi için ABD-İngiltere tarafından yapılan baskılara ve Türkiye'nin Büyük Ortadoğu coğrafyasındaki ülkelere model olarak sunulmasına bu açıdan bakmakta fayda vardır.
Kaynaklar
1- Dura, C., Sömürgeleşen Türkiye, İleri yayınları, İleri yayınları, 2005, S: 223-254.
2- Ataöv T., 'ABD; "şirketlerin, şirketler tarafından, şirketler için yönetimidir" ', NPQ, Cilt 6 ,Özel sayı, 2004, S:18-21
3- Allen G. Gizli Dünya Devleti, Milli Gazete, İstanbul 1996,
4- Sönmez. S. Küreselleşme Söylemi ve Politikalarında Özelleştirmeye Verilen İşlev, Dünyada ve Türkiye'de Kamu Girişimciliğinin Geçmiş, Bugünü ve Geleceği Sempozyumu, TMMOB, cilt 1, İstanbul, s: 145-157, 1997.
5- Jiyad. M. A., Yeni bir gelişim paradıgması olarak Özelleştirme, TMMOB, S: 158-184.
6- Marrs T., İlluminati (Entrika Çemberi), Timaş Yayınları, İstanbul, (2002)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



