Tarihe damga vurmuş ve turizm misyonu olan tüm şehirlerin kendilerine özgü çizgileri, mimari estetiği, farklı turistik sembolleri ve yüzyıllar boyunca gelen marka değerleri vardır. Bu marka değerini oluşturan en önemli temeli o şehirde yaşayan insanların, o coğrafyaya ve bölgeye sahip çıkma arzuları ve "aidiyet hisleri" oluşturur. Şehirlere değerini veren şey, tarih boyunca tevarüs eden tüm mirası, olduğu gibi bir sonraki kuşağa aktarma misyonu ve vizyonunu en dorukta yaşatabilme olgusudur. İslam coğrafyasının tüm şehirlerinin kendilerine ait güzellikleri, değerleri, her birisinin farklı estetik çizgileri, mimari güzellikleri ve bu kültürel ve sosyal nosyonların oluşturduğu bir vizyonu vardır. Bu güzelliklere, sosyal, kültürel ve tarihi çizgilere insanların katacağı, ekleyeceği değerler, o şehrin dünya literatürüne girmiş turizm potansiyeline katkı sağlamalıdır. Bu katkı, şehre sahip çıkma, şehri geçmişten geleceğe taşıma arzusuyla ortaya çıkar.
Şehrin silüetini bozan, şehrin coğrafyasını bozan her girişim, o şehrin sahipleri tarafından engellenmeli, bu çabalar bir şekilde yok edilmelidir.
İslam tarihinin en güzide, en güzel, en mükemmel şehirlerinin başında kuşkusuz İstanbul geliyor. İstanbul'un güzelliği ve muhteşemliği, atalarımızın bize bıraktığı tarihsel vizyondan ve muhteşem estetik yapılardan kaynaklanıyor. Kuşkusuz şehir hayatının kaosu, büyükşehire dönüştükten sonra, bu estetik zaman içinde nokta turizm mekanlarına dönüştü. Bir çok yapı, betonarme binaların içinde eritilerek kaybedildi. Ama, şehrin ana silüetinin yerinde durması ve bu konuda bir iradenin varolması, şehri geleceğe taşıyabilmek adına çok büyük önem arzediyor.
Şehir elbette yaşıyor, bir önceki kuşaktan çok daha büyük dertler, sıkıntılar ve trafik kaosuyla baş etmek durumundayız. Bunu aşabilmek için yeni ulaşım teknikleri, yeni ana arterler, yeni yollar, kavşaklar inşa etmek zorundayız.
Bu noktada yapılan en önemli tartışmaların başında, 3. köprünün yapılıp yapılmaması tartışması geliyor. Önceki gün televizyonlarda bir grup protestocu, 3. köprünün, İstanbul'un yeşil alan güzergahını ve orman bloğunu yok edeceğini ileri sürerek nümayiş yapıyorlardı.
Hükümet bu noktada 3. köprü ihalesini açtı, hiç kimsenin müracaat etmemesi üzerine ihaleyi iptal etti. Nisan ayı başı gibi, ihale yeniden açılacak ve kamu kaynaklarıyla hem otoyol bağlantıları, hem de köprü yapılacak.
Yani, eninde sonunda bu köprü ve otoyol yapılacak. O zaman şehre sahip çıkmak adına şu değerlendirmenin yapılması gerekiyor: 3. Köprü'ye karşı çıkanlar, şehrin ihtiyaçlarını göz önüne alarak, ne yapılacağını da ortaya koymak zorundadır.
Sorulması gereken soru da şudur: 3. Köprü, şehrin coğrafyasını ve mimari estetiğini, estetik silüetini bozuyor mu, bozmuyor mu?
3. Köprü, şehrin estetik silüetini bozmayacak bir şekilde nasıl inşa edilebilir?
Bu konuda çıkan cılız seslere bakılırsa, İstanbul'un giderek artan ihtiyaçları, trafik kaosu, stres ve bunalımları dikkate alınarak 3. köprüye karşı çıkanların sayısı, destekleyenlerin sayısından çok daha azdır. Aylardır bu noktada çalışmalar gerçekleştiren hükümetin, 3.Köprü ihalesinin iptaliyle ilgili durum ise, bu noktada yatırımcıların ve "Yap-işlet-devret" sisteminde çalışanların, bu yatırımın hiçbir cazibesinin olmadığını ortaya koymuştur.
İstanbul'un en ana arterlerinin dışında inşa edilecek bu köprü, trafik müşterisini bulabilecek mi? Bekleyip, göreceğiz!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



