"Ol mâhîler ki derya içredir deryayı bilmezler" ironisinde olduğu gibi, insan kendini hep başka bir yere ait olarak düşünüyor. Bu hal, onun bulunduğu yerin kıymetini bilmeme / bilmek isteme gibi bir ruh halinin bir tezahürü müdür, bilinmez.
Belki de insan fıtratı gereği böyledir, çünkü o hep gurbeti yaşıyor, gurbet sanki onun içindedir. Köyde doğup büyüyen, orada hayatını idame ettirenler, değişik yerler gördükçe buraların hasretini çekiyorlar hatta köylerinden sıkıldıklarını söylüyorlar. Dar gelmeye başlıyor köy onlara...
Bu durum yeni arayışlar içinde olmanın güzel bir tezahürü müdür; yoksa kıymet bilmemenin bir sonucu mudur bilinmez ama bu duygu, insanda kendini çeşitli biçimlerde hissettirmektedir.
Elbette kimse doğup büyüdüğü yerden vazgeçmek istemez. Uzaklara gitse de özlemini çeker çocukluğunu geçirdiği yerlerin, içtiği suların, yediği ekmeklerin; hatta yaptığı haylazlıkların...
Sosyolojik anlamda köy mahrumiyeti ve imkânsızlıkları ifade ederken; şehir, her türlü imkânın, insanın zihin ve gönül ürünlerinin neşvünemâ bulduğu bir yerdir. İnsan için önemli olan "köy"ü, "şehir" haline getirip "şehirli" olmaktır. Son elli yıllık süreçte Türkiye'de taşlar iyice yerinden oynadı. Köyler insanlara dar gelmeye başladı, sürekli kalabalıkların olduğu yerlere doğru akın ediyorlar.
Dünya değişiyor, dünya yeni bir şekil alıyor. Dünyamızda maddî ve mânevî şartlar değişiyor. Bu hal zorunlu olarak yeni bir hayat tarzını karşımıza çıkarıyor. Adına "şehir" denilen fakat bir türlü "şehirlileşilemeyen" mekânlarda sokaklar yani "dışarı" tehlike saçıyor.
Şehirler yeni ve gizemli bir hayat sunuyor insanlara... Şehir hayatının en bariz özelliği, mekânların birlikte kullanılması meselesidir, dolayısıyla dar mekânlarda çok insanın "birlikte" yaşaması gerekmektedir.
Artık şehirlerde yetişen çocukların tabiatla iç içe yaşamaları mümkün değildir. Şehirlerin yeni oluşumunda ev, çocuğun her şeyidir. Aile bireyleri dar mekânda kendilerine yepyeni bir dünya oluşturmak zorundadırlar.
Çocuk koşmak, oynamak istiyor, onun sağlıklı bir şekilde yetişebilmesi için temiz havaya ihtiyacı vardır. Oysa çocuğun evden dışarı açılan tek penceresi televizyon ve internettir. Bir de hiç kuşkusuz büyük çoğunlukla amaç dışında kullanılan cep telefonları!
Çocuk "şehir" ortamına elbette uyum sağlayacaktır. Çünkü insanın en belirgin özelliği bulunduğu ortama uyum sağlamasıdır. Burada önemli olan, insanın bulunduğu ortamı benimsemesi ve sevmesidir. Şehir ancak bu şekilde yaşanılır kılınabilir.
Son yıllarda şehrin yani medeniyetin yeşerdiği mekânın kendini sıktığını söyleyen ve köy gibi bir alternatifi olan şehirdeki köylüler, "Ben köyümü özledim" türküsünü yüksek sesle söylüyorlar.
Elbette "medeniyet"in bir bedeli vardır. Sokaklar herkesin istediği gibi cirit attığı yerler değildir, olmamalıdır. Daracık evleri aile bireyleriyle birlikte yaşanılır kılmaya çalışırken, onlarca insanla paylaşmak gerekir sokakları, caddeleri, parkları, bahçeleri...
Şehirde herkesle beraber tek başına yaşar gibi değil de, tek başına yaşar gibi herkesle birlikte yaşamak kuraldır.
Şehir demek kural demektir, köyde gibi oturamazsın, köyde gibi hareket edemezsin. Şehir, çok insanın "birlikte" yaşadığı, ürünlerini "birlikte" paylaştığı "ortak" bir mekândır.
İnsanlar son yıllarda yaşanan ve adına "geçiş dönemi" denen süreçte kolay ve çok kazanç elde etmek istiyorlar, ekmek arıyorlar, aş arıyorlar. Dolayısıyla şehirler köyleşiyor. Köyleşen şehirler de insanları isyan noktasına getiriyor.
Amaçlarının yemek ve içmek olduğunu sanan bir kısım insanlar, üç beş kuruş kazanınca kendilerini okyanusta zannediyorlar. En kalabalık yerlerde içki içip sarhoş olmayı medeniyet zannediyorlar. Oysa medeniyet birlikte yaşamaktır. Birlikte yaşamak ise birini, diğerini, ötekini rahatsız etmemektir.
Bu basamağı geçebilmek için epey zamana ihtiyaç vardır. Çünkü toplumların toparlaması, insanların kendi kendilerine çeki düzen vermesi kısa zamanda gerçekleşmiyor.
Bütün bunlara ilâve olarak, bir de şehri kendilerine yurt edindiklerini sananlar, ya da şehrin sadece kendilerine ait olduğunu düşünenler var. Bunların, medenî bir tavır sergileyip paylaşımcı olmaları gerekirken, "Şehrin nimetleri bize ait, sonradan gelenlere yedirtmeyiz" şeklindeki sözlü ve fiilî tutumları, onların da değişimin farkında olmadıklarını, değişimi kabullenmek istemediklerini göstermektedir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



