Seçimler öncesi yazdığımız aynı konuyu işleyen birkaç yazımızda, şehirlere ruhunu veren özelliğin insanların o şehirle olan gönül bağlantısı olduğunu, şehirlere aidiyet duyulmazsa o şehrin güzelliklerinin ortaya çıkmayacağını dile getirmiştik. Şehirler, tüm karakteristik özelliklerini, güzelliklerini, mistik yapılarını, üzerlerine sinen atmosferi o şehrin insanlarının kendilerine kattığı değerlerden alırlar. Örneğin, İslam medeniyetinin şehirlerinin hepsinin kendisine has özellikleri ve o şehrin kendilerine özel karakteristik yapıları vardır. Mekke, Medine, Şam, Bağdat, İstanbul gibi şehirler İslam medeniyetinin güzelliklerini, tarihi yapısal mimari özelliklerini üzerlerinde ve bağırlarında taşırlar. Bu şehirlere gittiğinizde sizleri saran, kuşatan, sarmalayan bir atmosferle karşılaşırsınız. Karşılaştığınız bu atmosfer, o şehrin coğrafi yapısı, toprak özellikleri, dağı bayırı değildir. Bu atmosfer, o şehrin ruhuna sinen insanların o şehirle bütünleşmek için ortaya koydukları tüm çabaların ve çalışmaların ürünüdür.
Önceki gün ajanslara düşen bir haber vardı. İstanbul, Roma'dan sonra dünyanın en önemli ikinci kültür kenti ve turizm şehri olarak seçilmiş. Aslında bu seçimi yapanlar yanlış bir seçim yapmışlar. İstanbul, dünyanın bir numaralı kültür kenti, turizm şehri seçilmeliydi. İstanbul, gerek coğrafi özellikleriyle, gerekse şehir olarak sergilediği güzelliklerle medeniyetlerin başkenti olmuş, nadide şehirlerden birisidir.
İstanbul, tüm medeniyetlerin izini sürebileceğiniz, bu medeniyetlerle ilgili mimari yapıların hala dimdik ayakta olduğu, dünyanın bir çok şehrinde bulamayacağınız mistik özellikleri içinde barındıran bir şehirdir.
Bu şehir iki cihan serveri Hz. Muhammed (sav) Efendimiz'in, "İstanbul elbette fethedilecektir. O'nu fetheden kumandan ne güzel kumandandır. O'nun askerleri ne güzel askerlerdir" hadisi şerifine mazhar olmuş, İslam medeniyetinde çok farklı bir yeri olan nadide bir şehirdir.
Çağ açıp çağ kapatan fetih hadisesi vuku bulduğundan itibaren, İstanbul şehrinde İslam medeniyetinin en güzel örnekleri ortaya konulmuştur. İstanbul'un her köşesi, dağı taşı, sokakları caddeleri İslam medeniyetinin güzelliklerini yansıtan eserlerle bezenmiştir. Bugün tarihi yarımadayı uzaktan seyrettiğinizde, tesbih gibi ardı ardına sıralanan camiler, İstanbul'a değerini, güzelliğini ve pahasını katan değerler olarak dikkat çeker.
Şimdi en can alıcı soru: İstanbul, dünyanın en önemli kültür başkenti, turizm şehri seçilmiştir, peki biz İstanbul'da yaşayan bir fert olarak, İstanbul'un kültürel değerlerini koruyacak, kollayacak, bir sonraki nesle aktaracak, nesiller arası geçiş sağlayacak neler yapıyoruz?
Şehri sevmek, kuru kuru sevmekle olmuyor. Bu şehre sahip çıkacak, bu şehri koruyacak, hatta bu şehri idare edenlerin kötü yönetimlerinden bile hesap soracak neler yapıyoruz?
İstanbul'un sadece trafik sorunu mu var? Başka sorunu yok mu?
Bu şehrin kültürel değerlerini, tarihe damga vurmuş medeniyet izlerini, batılıların hayran oldukları tüm mistik ve tarihsel atmosferini biz ne kadar sahiplenebiliyoruz?
Yoksa, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" zihniyetiyle, bu şehirde sadece kendimize ait yaşam alanında keyfimizi sürmeye devam edip, şehrin bağrından koparılan her değere seyirci kalmayı mı yeğliyoruz?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



