Birinci şahadet sofrası:
Hazreti Osman'ın şehadet sofrası...
Hazreti Osman şehit olacağı gün bir rüya görür ve rüyasını kendisini ziyarete gelen Abdullah Bin Selam'a aktarır. Selam sabah ve hoş beşten sonra Abdullah Bin Selam'a ' sana gece gördüğüm bir rüyayı anlatayım mı?'der. Abdullah Bin Selam da 'evet, lütfen !' diyerekten Hazreti Osman'dan rüyayı anlatması istirhamında bulunur. Ve Hazreti Osman odasındaki ışık huzmelerinin sızdığı deliği göstererek (havha) ya da kandilliğe işaret eder şöyle der: "Peygamberimizi bu kandillikte gördüm. Bana 'seni kuşattılar mı?' diye sordu. Ben de 'evet ya Resulallah' dedim. Ardından 'sana su vermediler mi?' diye sordu. 'Evet ya Resulllah' dedim. Ve bana su dolu bir bakraç uzattı ve içtiğimde omuzlarımdan vucudumunun tamamını kapsayan bir serinlik hissettim. Bana buyurdular ki, 'dilersen seni onlara karşı muzaffer kılayım. Dilersen bizim yanımızda iftara gel.' Ve ben de onların yanında iftarı yeğledim..." Zinnureyn yani iki nur sahibi anlamında Resulullah'ın iki kızıyla izdivaç eden Hazreti Osman rüyanın ertesi günü şehadet mertebesine erer ve şehadet şerbetini içer (Zünnurayn Osman Bin Affan, Muhammed Rıza, Daru'l Kütüb el İlmiyye, s: 190).
İkinci şehadet sofrası:
İskilipli Atıf'ın şehadet sofrası...
Ulucanlar cezaevini sekiz numaralı umumi koğuşunda Atıf Efendi gayet güzel cümlelerle dört sayfalık savunmasını yazar. Ranzaya yaslandığında rüyasında Resulullah (s.a.v.)ı görür. Heyecanlanır. Resulullah (s.a.v.) buyurur, "Atıf, neden bize kavuşmayı erteliyorsun?" Tekbirle uyanan Atıf Efendi, hemen özenerek yazdığı savunmayı yırtıp atıyor. İkinci gün yapılan duruşmada, mahkeme başkanı Kel Ali müdafaasını isteyince: "Müdafaa etmeyi mucip bir günahımız olmadığı esasen ortaya çıkmıştır.
Binaenaleyh vicdanınızın vereceği hükme müntazirim." diyor. Bu, bir suç icat etmek için çırpınan mahkeme heyetine koz oluyor. Aslında daha mahkeme başlamadan Atıf efendi için kalem kırılmıştır. Aslında, müdafaa hazırlanmış ve fakat rüyasında Peygamber Efendimizi görüp, Onun "Kendisine iltihak etmekten içtinap edip, müdafaa hazırlamakla mı meşgul" olduğu tarzındaki hitabı karşısında, bundan vazgeçmiştir. İdama mahkûm edilmesi üzerine 4 Şubat 1926 Perşembe günü şafağında hükmü infaz edilmiştir. Bu rüya meselesi Neçip Fazıl Kısakürek'in Büyük Din Mazlumları kitabında anlatılmaktadır. Lakin bazıları bu rüya üzerine şüphe bulutları düşürmektedir. İtiraz nedenlerinden birisi, rüyayı nakleden Tahir el Mevlevi'nin kendi hatıratında bu rüyaya yer vermeyişidir. Bu mücerret bir itirazdır ve mücerret şüphe rüyayı cerhetmez. İstiklal Mahkemelerinin maznulları Karakuşi kararlarla mazlumlar haline gelmiştir (http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/12467-iskilipli-atif-hoca/ ) .
Üçüncü şehadet sofrası:
İmad İffet'in şehadet sofrası...
Ezher şehidi ve devrimcisi olarak nitelendirdiğimiz İmad İffet'in şehadetinin Resullullaha malum olması ve kalleş bir kurşunla öldürüleceği dostları tarafından rüyada görülür. "Ezher devrimcisi ve şehidi olarak ünlenen İmad İffet'in şehadet sofrasını Al Mısriyyun gazetesinden Haseyin Kadı anlatmaktadır: Medinetü'n Nasır'da bir panelde bulunuyordum. Elektronik posta adreslerinden birine daha doğrusu talebele ve dostlarından İbrahim Hudeybi'nin elektronik postasına İmad İffet'in şehadet haberi düştü. Kimse inanamadı. Herkes kendi tarıkiyle ve yöntemiyle haberi doğrulatmaya ve teyit etmeye çalıştı. Teyitler geldikçe başlar öne eğildi. Enes Sultan ise şehadet haberi karşısında irkilmiyor, tepki göstermiyor, kılını kıpırdatmıyordu. Zira o bu şehadeti önceden sezmiş ve rüyasına girmişti. Rüyasında Şeyh İmad İffet'I kucaklıyor ve Resulullah da Şeyh İffet'in kendi yanında olduğunu tebşir ediyor, müjdeliyordu. Ben de Şeyh İmad'a Resulllahın yanına giderken şevklenmesini istiyordum." Böylece Şeyh İmad İffet de şehitler kervanına katılanlar zümresine ilhak oluyordu. Zaten şehadet sofrasından bir ay kadar önce Kabe duvarlarına ve örtüsüne yapışarak Allah'dan şehitlik nasip etmesini istemişti. Ve Hicaz'dan boş dönmediği anlaşılıyordu. Duası müstecap olmuş ve baltacıların eliyle şehadet şerbetini içmiş ve yücelere kanatlanmıştı (http://www.alamatonline.net/l3.php?id=19362 ).


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



