Paradigmalar, haritalara benzer. Bu haritaların işaret ettikleri coğrafî şekiller ise, ilişki içinde olduğumuz nesneler ve hadiselerdir. Elimizdeki haritaya bakarak nerede olduğumuza karar verir, yönümüzü belirler ve yol alırız. Harita ne kadar netse, tespitlerimiz o kadar doğru olur ve yolculuğumuz o kadar emin geçer. Harita ne kadar karışık, anlaşılmaz ve eski püsküyse, o kadar çok hatalar yapar, yolumuzu kaybeder ve tehlikelere düşeriz.
Paradigmaları değiştirmek, rota değiştirmeye benzer. İnsan, eşya ve hadiseleri, zannettiği gibi değil de gerçek yüzleriyle idrak ettiği an, yaklaşımlarında, kanaatlerinde ve inançlarında değişim başlar. Vak'aları farklı bir perspektiften değerlendirir. Daha önce görmediklerini görür, anlamadıklarını anlar ve davranışlarını değiştirir. "Sünnetullah" diye tabir ettiğimiz evrensel gerçeklere ters hareket etmez.
Paradigma değişimi bu tür bir "intibah"la gerçekleşir. Farklı bir şeyi okumak, seyretmek, dinlemek, farklı bir mekânda bulunmak, hâl ehli bir insanla hasbihâl etmek, eğer gerekli şartlar mevcutsa, paradigmaları sarsar ve değiştirir. Bu, "niyet"e bağlı bir "nazar" değişimidir. Âdeta bir "şok"la bakış açısı değişmektedir. "Şefkat tokatları", paradigma değişimine sebep olan bu tür şoklardandır.
Hayatımızı şekillendiren paradigmaları, hangi faktörlere göre inşa ediyoruz? Ömrümüz eş, aile, para, iş, mülkiyet, zevk, dost, düşman merkezli paradigmaların yönlendirmesiyle mi gelip geçiyor, yoksa bu tür değişken ve fani maksatların ötesinde bir ana davamız mı var? Badireler yaşanmadan, gerçek niyetler tezahür etmez. Esas maksadımızı idrak ettiğimizde imbikten geçmeyi başarmış olacağız. İnsanlar, çoğu zaman yapmacık davranışlarla idare-i maslahat edebilir, ancak iş başa düştüğü an, olduğundan farklı görünmek fayda etmez. Yıldız böceği, ne zamana kadar yıldız taklidi yapabilir ki?
"Elif" olmak kolay değildir. "Elif"in bir değeri, bir istikrarı, sağlam bir karakteri vardır. Âdeta bir nokta, iradesini kullanarak doğrulmuş, bir "elif" haline gelmiştir. Bu zahmet sürecini geçirmeyip eğri büğrü bir şekil alanlar ise, kullanıldıkları yerlerde, mânâları ve hesapları altüst ederler. Elif, bir'in, birliğin, doğruluğun bükülmemenin sembolüdür.
Buz parçasının hikâyesi de elifinkine benzer. Su donduğu zaman, belli bir kalıba girer, değişik bir karakter kazanır. Suyun, bir buz parçası haline gelebilmesi için ortamın buna müsait olması gerekir. Isı, yani enerji transferiyle su, buz olur. Su, etrafından bir şeyler alarak değişime uğrar. Sonra bu buz parçası, kendisini havuza atarak aldıklarını verir, kendi gücünü aşar, büyük bir havuza kavuşur.
Havuzun suyu, içinde eriyen o yeni buz parçasıyla daha bir tatlı, daha bir serin, daha bir asude görünüm sergiler. Donmamış, kendi halinde kaldığı için saflığını yitirmiş sular ise, havuzu kirletmekten başka bir işe yaramazlar. Bu sular, ortamdan istifade ederek donacak olsalar bile havuza katılmak istemedikleri için dışarıda kalır, eriyip giderler.
Seçmeden önce, anlamaya çalışmak, elif olmanın yollarını aramaktır. Önce, şahsiyetli bir buz parçası olalım. Saf su çabuk donar ama saflaşmak için de imbikten geçmek gerekir. Seçmenin paradigmasını değiştirmek için saf kalmak zorundayız. Saf saf çalışmak zorundayız. Safları sıkıştırmak zorundayız. Bunu başardığımızda seçmen, karşımıza inanan olarak çıkacak, elif olacaktır. Unutmayalım ki; onların seçmenleri varsa bizim de inanlarımız var. İnanç var, herşey var.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



