Ahlaki kuralları islam dininin getirdiği esaslar üzerine bina etmenin gerekliliğini izah etmek durumundayız. İnsan düşüncesinin sınırsız gücü ortada iken bir merkeze bağlanmanın gereği nedir?
İslam dini getirdiği esasları düşünen insanın önüne sererek kendini tercih etmesi gerektiğine işaret ediyor. Akıl emniyeti, nesil, mal, düşünce emniyeti bağlılarına yaşam biçimi halinde sunan bu yüce din insanın kendi fikrine saygı göstermede çok güzel örnekler sunuyor. Yüzlerce yıllık İslam tarihi bunun canlı şahididir. Ahlak prensipleri başlangıçta özgür fertlere seslenir ve insanın akıl ve biyolojik yapıda belirli bir aşamada olmasını gerekli görür. İslamiyet kendi prensiplerini sunmada genel ahlak kurallarıyla örtüşür. Ahlak kuralları akliliğinden hiçbir şey kaybetmez. İslam da aklın daha da güçlenmesi düşünüldüğünden yol açılmış ve insana mutluluğun kaynağı işaret edilmiştir. Aklın hangi kuralı var ki İslam ona karşı çıksın ve insanı tahribata yönelik bir olgu ahlaki nitelik içine alsın. İnsan merkezli düşünen dostların edindikleri bilgileri defalarca gözden geçirmeleri gerekir. Felsefe okullarının ahlaki insan olma yolunda ortaya koydukları esasları da biliyoruz. İslam dininin alternatiflerini daha insani olduğunu belirtmekte yarar var. Altı bin yılı aşan yazılı kültür kaynaklarının ortaya çıkardıkları ahlak düşüncelerinin pratik ve teoride nelere kadir olduğunu biliyoruz ve bu konuya detaylı şekilde değineceğimizi de bildiriyoruz.
Düşünce tarihinin ahlaki zemin yaptığı en önemli kavram SEÇME GÜCÜ'dür. Eski tabiriyle söyleyecek olursak seçme gücü; ihtiyar. İnsan kendi tecrübe ve bilgisi ışığında bu olgunun ne kadar önemli olduğunu kavrar. Dahası insanın varlığının sırrı burada desem mübalağa etmemiş olurum. Seçme gücünün kabul edilip edilmemesi çevresinde yüzlerce düşünce okulu olmuştur. Günümüzde aynı yapı verimli örnekler sunmaya devam ediyor. Bugün siyasette olsun vatandaşlıkta olsun ferdin neyi ne kadar seçme gücü olduğu tartışılıp duruluyor işte bizim ahlaki esasları kendimize konu yapmamızın bir sebebi bu diğerine gelince oda yazılarımızın içinde kendini zamanla ortaya cıkaracaktır.
SEÇME GÜCÜ'nü kabul edip etmemekte özgürüz. İnsan kendine böyle bir yapının olmadığını da inandırabilir. Bizde bu şık üzerinde duralım. Biyolojik bir yapıda olan insan çeşitli gelişme evrelerinden geçer; çocukluk dönemini takip eden gençlik ve olgunluk devresinin gerçekliği su götürmez. Diğer canlılardan farklı bir gelişme çizgisine sahip olan insan SEÇME GÜCÜ'nü kullanması dahası bunun farkına varması hiçte kolay olmamaktadır. Ölüm olgusunun şıklar arasında olmadığı çocukluk dönemi gençliğin de birden bire girilen gençlik dönemi ruh ve beden arasında müthiş bir gerilime sahne olmaktadır. Bedensel hazların zirvede olduğu bu dönem büyük tahribatları peşinen getirmekte ruha ve düşünceye gerekli olan donanımın verilmemiş olması kırılmalara yol açmaktadır. Şimdi onsekiz yaşına gelmiş bir ferdin karşılaştığı paradoksları düşünüyorum da elim kolum bağlanıyor. Altı yaşından beri süren eğitim bu yaşa geldiğinde insan lise düzeyinde bilgi sahibi kılıyor ama şurası var ki genç insan bu dönemde bilginin kurallarıyla meşgul olmaktan ziyade hayatın hazlarının peşinden gitmeyi yeğliyor. Tecrübe edilen ve her gün yeni şeyler öğrenilen hayatta adam gibi yaşamak hiçte kolay olmamaktadır. İnsan ne kadar bilgi sahibi olursa biyolojik yaşamının icabı hal ve hareketlerden kendini alıkoyamamakta bu durum ister istemez insanın SEÇME GÜCÜ diye tariflendiğimiz zeminde kaymalar olmaktadır. Ayaklarımız sağlam zemine bassın istiyorsak hayata dönelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



