4 Ekim günü Yunanistan'da yapılan erken genel seçimlere Başbakan sıfatıyla giren Kostas Karamanlis'in Yeni Demokrasi Partisi'nin oyları yüzde 35'i geçemedi. Böylece YDP, kurulduğu 1974'ten bu yana en ağır seçim yenilgisini almış oldu. Karamanlis, aldığı ağır yenilgi sebebiyle, seçimlerin ertesi günü Yeni Demokrasi Partisi Genel Başkanlığı görevini bırakacağını açıkladı. YDP'de Karamanlis sonrası dönem için en güçlü aday, eski Başbakanlardan Konstantinos Miçotakis'in kızı, Dışişleri eski Bakanı Dora Bakoyanni. Karamanlis'in görevi bırakacağını açıkladığı gün Cumhurbaşkanı Karolos Papuliyas, seçimlerden tek başına iktidar olarak çıkan PASOK lideri Yorgo Papandreu'ya yeni hükümeti kurma görevi verdi.
Çalışmalara hızlı bir şekilde başlayan Papandreu'nun kabine listesi ve görev dağılımı, bakanlıklarda önemli değişiklikler yapıldığını işaret ediyor. 6 Ekim günü Yunanistan'ın yeni Başbakanı olarak seçilen Yorgo Papandreu, bir gün sonra Cumhurbaşkanlığı köşkünde Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas'ında hazır bulunduğu ve Yunanistan Kilisesi lideri ve Atina Başpiskoposu İeronimos yönetti dini merasim sonrasında göreve başladı. Papandreu, 1999-2004 yılları arasında dönemin Başbakanı Kostas Karamanlis kabinesinde olduğu gibi, Dışişleri Bakanlığı görevini de üstlendi.
Seçim değil, hanedanlık yarışı
Seçim neticelerine bakıldığında ilk söylenebilecek husus şudur: Yunanistan halkı sadece Karamanlis'i yeniden iktidara getirmeyi reddetmekle yetinmedi, aynı zamanda panik bir tepkiyle, care olarak gördüğü PASOK'a yöneldi. Hal bu ki, 2004 yılındaki seçimlerde, yolsuzluk ve çok sayıda skandal nedeniyle seçmenlerin oylarıyla iktidardan alaşağı ettikleri yine PASOK'tan başkası değildi.
Aslına bakarsanız Karamanlis ve Papandreu aileleri, 1960'lı yıllardan beri Yunanistan'ın siyasi sahnesinin en önemli aktörlerini bünyesinde barındırıyor. Yeni Demokrasi Partisi'nin lideri Kostas Karamanlis, Yunan siyasetinin geçen yüzyıldaki tarihiyle özdeşleşen Konstantin Karamanlis'in yeğeni. Amca Karamanlis, siyasetten 88 yaşındayken, beş parlamento seçimini kazanmış, 14 yıl başbakanlık, 10 yıl da cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuş dev bir siyasi figür olarak ayrılmıştı. İç savaşın ardından ülkede yönetime el koyan cuntanın baskısıyla sürgüne gitmiş, geri dönmüş bir siyasetçi.
Panhellenik Sosyalist Hareketi lideri Yorgo Papandreu ise, yedi göbek siyasetçi bir ailenin mensubu. Babası Andreas ve dedesi Yorgo da ülkenin eski başbakanlarından. Konstantin Karamanlis gibi Andreas Papandreu da cunta tarafından sürgüne zorlanan, diktatörlerin devrilmesi ardından ülkeye döndükten sonra Yunanistan'ın yakın siyaset tarihinin en önemli figürlerinden olan bir siyasetçi ve sosyalist lider. Kurucusu olduğu PASOK'un 22 yıl süreyle liderliğini yaptı. Dokuz yılı 1980'lerde olmak üzere toplam 12 yıl Başbakanlık yaptı. Kostas Simitis'e, bıraktığı parti liderliği bir kaç yıl sonra, asıl varies olan, ülkenin yeni Başbakanı Yorgo Papandreu'ya geçti.
Her Yunanlı olimpiyatların yanı sıra demokrasinin doğum yeri olarak ülkesinin adının geçmesinden büyük gurur duyar. Ancak demokrasinin beşiği olduğunu söyleyen Yunanistan'ın, babadan oğla devredilen parti genel başkanlığına dayanan, "siyasi hanedanlar" tarafından yönetiliyor olması oldukça ironik bir durum. PASOK ile Yeni Demokrasi Partisi'nin aslında aynı madalyonun iki yüzü olduğundan Yunan halkının hiç şüphesi yok. Eskimiş ve ciddi anlamda yolsuzluğa meyil eden iki partili sistemi ayakta tutan en önemli etken umut vaat eden ikna edici bir alternatifin çıkmaması.
Bakanlıklarda değişiklik
Yunan halkının bu arayışı devam ederken PASOK lideri Papandreu'nun erken genel seçimlerde elde ettiği zafer, ailesinin gölgesinden çıkması ve kendi siyasi yolunu çizmeye başlaması açısından da kişisel fırsat niteliği taşıyor. Papandreu bunu ne kadar başarabilecek bilemiyorum. Ancak yeni kurulan Papandreu hükümetinde önemli değişiklikler var. Kabinedeki bazı bakanlıklar birleştirildi, bazı bakanlıkların ise adları değiştirildi. Daha önce İçişleri Bakanlığına bağlı olan polis ve itfaiye teşkilatı, sahil güvenlik ve liman güvenliğini de bünyesine alan Vatandaşı Koruma Bakanlığı'na devredildi. Ekonomi bakanlığı, maliye bakanlığından ayrılırken, kalkınma ile Ege ve deniz ticaret bakanlıklarını da kapsar duruma getirildi. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlıkları, Altyapı Bakanlığı çatısı altında birleştirildi. Daha önce bulunmayan Çevre Bakanlığı kurulurken, Turizm ile Kültür Bakanlıkları tek bir bakanlık haline getirildi. Kuzey bölgeleriyle daha dengeli bir kalkınma sağlamak amacıyla kurulan Makedonya-Trakya Bakanlığı, Kamu Güvenliği Bakanlığı adı altında kurulan yeni bakanlığa bağlandı. Papandreu'nun, İskandinav sosyalizmine olan eğiliminin bir göstergesi olarak Adalet Bakanlığı'nın adı Adalet, Şeffaflık ve İnsan Hakları Bakanlığı olarak değiştirildi.
Papandreu'nun babası Andreas Papandreu'nun Başbakanlık yaptığı 1993-1996 arası dönemde özel ekonomi danışmanlığı yapan Louka Katseli Ekonomi Bakanı oldu. Avrupa Parlamentosu milletvekili Yorgos Papakonstantinu, Maliye Bakanı olarak görevlendirildi. Evangelos Venizelos Ulusal Savunma Bakanı olurken, Tina Birbili Çevre, Enerji ve İklim Değişiminden Sorumlu Bakanlığa getirildi. Yeni kabinede Türk halkının yakından tanıdığı bir isim de yer alıyor: 1996-1999 yılları arasında Dışişleri Bakanı olarak görev yapan ve yeni kabinede Başbakan Yardımcılığı'nı üstelenecek olan Theodoros Pangalos.
Krizlerin adamı: Pangalos
Türkiye'de "Dangalos" olarak da bilinen Pangalos, iki ülke arasında yaşanan Kardak krizinin faturasını Yunan Ordusu'na çıkarmıştı. Askerleri acizlik ve beceriksizlikle suçlamış ve dönemin Genelkurmay Başkanı Hristos Limberis'in 7 Şubat 1996 günü ordudan uzaklaştırılmasına ön ayak olmuştu. Kardak kayalıkları meselesinin çözümü için Lahey Adalet Divanı'na başvurma önerisi yine Pangalos'a aitti. Kardak krizinin üçüncü yılında Netnews haber ajansına yaptığı açıklamada, bu krizin "Türk yayılmacılığının somut bir kanıtı" olduğunu ve "kriz gecesi, Başbakan Simitis'e de kafa tuttuğunu" söylemişti.
Bir türlü ağzına hâkim olmayı başaramayan Pangalos, 1998 yılında dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile New York'ta görüştükten sonra Türkiye'yi "ırz düşmanı, hırsız ve kanlı çizmeleriyle Avrupa yolunda ilerlemek isteyen bir ülke" olarak tanımlamıştı. Pangalos'un bu açıklamaları, iki ülke ilişkilerinde siyasi bir kriz yaratmış ve Başbakan Simitis tarafından bir kez daha uyarılmıştı. Ancak Pangalos'un kimseyi dinlemeye, yapılan uyarıları dikkate alma niyeti yoktu. Dışişleri bakanı olarak Simitis Hükümeti'nde görev aldığı 1999 yılında terörist başı Abdullah Öcalan krizinin başrolünü oynadı. Atina'ya gizlice giren terörist örgüt liderini kurtarmak için Kenya'ya gönderdi. Nairobi'deki Yunanistan Büyükelçiliği'ne ait konutta 12 gün ağırlanmasını sağladı. Terörist başı yakalanınca, Başbakan Simitis'in arkasından işler çevirdiği gerekçesiyle görevden alındı. Daha sonra Kültür Bakanlığı'na atanan Pangalos, insan hakları konusunda Türk politikasını "Hitler'in izlediği politikalar" olarak tanımlayınca, Başbakan Simitis tarafından ikinci kez görevden alındı.
Halkın beklentileri
Yeni Başbakan Yardımcısı Pangalos'un, iki ülke arasında çıkardığı krizlerden dersler alıp almadığını bilemiyorum. Bunu hep birlikte göreceğiz. Ancak bildiğim bir şey var ki, Yunan halkının yeni hükümetten beklentileri çok yüksek. Depresyon, Yunan toplumunun büyük çoğunluğunu etkisi altına almış durumda. Aralık 2008'de Atina'da yaşananların gözler önüne serdiği gibi, gelecekten herhangi bir beklentisi olmayan ve isyan etmeye hazır bir gençlik var. Ekonomik kriz ve sosyal sorunlardan oldukça yıpranan Yunan halkı, Yorgo Papandreu'nun ekonomik krizden çıkış için bir şans olabileceğine inanıyor. Yunanlılar, Papandreu'nun seçim vaatlerinden biri olan ülkede derin değişim ve reformlar gerçekleştirme sözünü tutmasını bekliyor. Papandreou seçimden önce dört buçuk milyar dolara yaklaşan bir ekonomiyi canlandırma paketi uygulamayı vaat etmişti. Pakette zenginlerin vergilerinin artırılması ve yoksulların durumunun düzeltilmesi yer alıyor. Ancak görünen o ki, Papandreu da, Karamanlis gibi kemer sıkma politikası izleyip, seçmenlerini rahatsız edecek tedbirler almak zorunda kalacak. Emeklilik reformu meselesinde olduğu gibi uzun yıllardır neşter vurulmayı bekleyen konular var. Elbette bu adımları atmak hiç de kolay olmayacaktır. Ne var ki, Yunanistan'ın en büyük sorunlarından biri olan kamu borçlanmasının önüne geçmenin başka çaresi yok.
PASOK'un dış politikası
Yorgo Papandreu liderliğindeki PASOK'un, dış politika alanındaki tüm dikkatini Kıbrıs, Türkiye ve Makedonya Cumhuriyeti'ne yönelteceği kesin. PASOK Hükümeti, Makedonya ile Yunanistan aradaki isim anlaşmazlığı meselesinde, büyük ihtimalle eski hükümetin tavrını sürdürecektir. Makedonya'nın adının başına "kuzey" gibi bir coğrafi niteleme yapması konusunda bu ülkeye baskı yapmaya devam edecektir. Ancak, Atina'dan gelecek bu talebin Üsküp'te kabul görmesi çok düşük bir olasılık. Bu sebeple Atina'nın, Makedonya'nın ismi konusundaki, baskı politikasından vazgeçmesi ve Üsküp'ten beklediği esneklik ve işbirliği politikasının ilk adımlarını kendisinin atması gerekiyor.
Yunanistan'ın, Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik politikasında da önemli bir değişiklik beklenmiyor. Fransa ve Almanya gibi Avrupa Birliği mensubu ülkeler, Türkiye'nin üyeliğine "hayır" demeye devam ederken, Papandreu Hükümeti de "evet" demeye devam edecektir. Türkiye'nin yakın gelecekte birliğe üye olması beklenmediğinden, Yunanistan'ın bu uzlaşmacı tutum sebebiyle kaybedeceği bir şey olmayacaktır. Ancak Yunanistan, artık temcit pilavına dönen "Ankara'nın üyelik şartlarını yerine getirmek için çalışmaya devam etmesi gerektiği" söylemini de devam ettirecektir.
Diğer taraftan Dışişleri Bakanlığı döneminde Ankara ile yakınlaşma süreci başlatan Papandreu, seçim öncesi yaptığı açıklamalarda Ege'de kıta sahanlığının belirlenmesi, askerî uçuşlar ve ihlaller konularında Karamanlis'i pasif olmakla suçlamış ve kıta sahanlığı meselesini Lahey Adalet Divanı'na götürme taraftarı olduğunu açıklamıştı. Papandreu, yine seçim kampanyası sırasında, ilk yurt dışı ziyaretini Kıbrıs'a gerçekleştireceğini ve oradaki barış müzakerelerinde destek vereceğini açıklamıştı.
Başbakan Papandreu, seçim sonrasında da benzer açıklamalar yaptı. Müzakere süreciyle alakalı olarak; Ankara'nın ikili ilişkiler ve Kıbrıs'ta atacağı adımlar ile özellikle Kıbrıs Rum Kesimi gemilerine limanların açılması konularının değerlendirileceği Aralık ayındaki AB zirvesi öncesi, veto kartını göstererek, Türkiye'ye gözdağı vermek istedi. Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, bu sözleri sebebiyle Papandreu'nun seçimleri kazanarak Başbakanlık makamına oturmasından büyük bir memnuniyet duyuyor. Başta Türkiye olmak üzere Kıbrıs Türkleri ve Makedonya'nın, Yunanistan'ın yeni Başbakanı'ndan memnun olup olmayacaklarını ise gelecek günler gösterecek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



