Seçime doğru gidiyoruz…
Türkiye’de seçim var, seçime gidiyoruz, gidiyoruz ama bu seçim planlanmış bir seçimdir. Planlar yapılmış ve kimilerince gerekli tedbirler alınmıştır. Düşünelim bakalım; ne gibi planlar yapılmış ve kime karşı tedbirler alınmıştır? Bugünlerde ana gündemimiz bu olduğuna göre, konu üzerinde durmaya ve kafa yormaya çalışalım. Evet, planlar yapılmış ve birilerine karşı gerekli tedbirler alınmıştır.
*
İlk tedbir bilindiği gibi ‘askeri duyuru’ veya ‘e-muhtıra’ olmuştur. Soruyoruz; Türk milleti ordusu ile arası açık olan bir partiye oy verir mi? Bu hususta asker tam da askerce tavır almadı ama AKP’ye de cumhurbaşkanı seçiminde ısrar etmemesini açıkça bildirdi. Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtiremeyen parti özgüvenini kaybetti. AKP kimi fanatik yandaşlarınca belki takdir edilmektedir ama, başarısız olduğu hususunda herhangi bir tereddüt yoktur.
İkinci olarak iktidar partisi; 1) Başörtüsü sorununu halledememiştir. 2) IMF’den çıkma teşebbüsünde bile bulunamamış, ülkenin KİT’lerini ‘özelleştirme’ adı altında bitirmiştir, 3) Cumhurbaşkanını eldeki çoğunluğuna rağmen seçememiştir. 4) Anayasayı değiştirememiştir. Sonuç olarak AKP iktidarının beceriksizlikleri her hâliyle ortadadır.
Üçüncü olarak, AKP karşısında partiler birleştirilmiştir. Çok daha kötüsü, birçok yerde ve bölgede bağımsız adaylar konmuştur. Bunların bir kısmı birkaç milletvekilinin oyunu alacaktır. Böylece, kimi yerlerde AKP’nin %10 barajını aşması bile tehlikede olabilir. [Unutulmasın ki, DSP bir önceki seçimde %22’lerde iken, sonraki seçimde %1’lerin altına inmiştir.]
Dördüncüsü ve daha da kötüsü, AKP’yi bitiren adaylar listesidir. AKP bundan önceki seçimde eski ANAP’lıları almıştı. Yalnız aldığı ANAP’lılar zihniyet itibariyle AKP’ye yakın kimselerdi. Seçim sonrasında hükümetin yarısını da onlardan oluşturdu. Oysa, bugünlerde listelere gelenlerin AKP zihniyeti ile hiçbir ilgileri yoktur. AKP’nin hedefi ile soldakilerin hedefi arasında fark kalmamıştır.
*
AKP’yi belki de barajın altına indirecek başka bir durum vardır. Sadece milletvekili olmak, hattâ AKP’yi değiştirmek veya yıkmak için gelenleri listelere almakla kalmadı; AKP’yi samimi olarak destekleyenler liste dışında bırakıldı. Örnek olarak İstanbul Milletvekili Gürsoy Erol, mecliste çok samimi olarak çalışan bir milletvekiliydi. Tayyip Erdoğan’ın baştan beri yakın arkadaşıydı. Geçmişte Refah Partisi Kadıköy İlçe Başkanlığı ve Hamidiye Genel Müdürlüğü yapmıştı. Gürsoy Erol, merhum Ağrı Milletvekili Melik Özmen’i de yanına alarak 3 Mart tezkeresine karşı oy kullandı. Bugünlerde liste dışı kalmayı göze alarak o zaman böyle oy verdi. Böylece tezkere iki oy farkla reddedildi.
O iki oy olmasaydı ne olacaktı? 1) Ordu istemiyor, cumhurbaşkanı istemiyor, halk asla istemiyor... Tezkere geçseydi Türk ordusu savaşa sürüklenecekti. Bu durum ülke içinde siyasi çalkantılar doğuracaktı. 2) Tüm Türkiye Amerikan askerleri tarafından işgal edilecek, havaalanları ve limanlara el konacak, ülkenin tersanelerine girilmiş olacaktı. Irak’a Türkiye’den saldırılacaktı. Bu durumda biz Irak’la savaşa girmiş olacaktık. 3) Irak’taki başarısızlık bize yıkılacak, biz Iraklılarla doğrudan boğuşmak zorunda kalacaktık. Bugün o savaş sebebiyle İngiltere Başbakanı Tony Blair bile gitti, ABD Başkanı Bush gücünü kaybetti. Türkiye Irak savaşına girseydi şimdi Tayyip Erdoğan’ın yerinde yeller esecekti. 4) Türkiye tezkereyi reddedince Almanya ve Fransa yanımızda yer aldı, itibarlı ülke olduk. Rusya ve Çin de Fransa ve Almanya’yı destekledi, biz böylece dünyada siyasetin galip merkezinde yerleştik. Aksi halde ABD’ye karşı dünyanın ittifakı sağlanamamış olacak ve sadece Türkiye değil, dünya perişan halde olacaktı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



