Yerel yönetimler seçiminin yaklaştığı şu günlerde ortalık toz dumandan geçilmez hale geldi. İktidar ve anamuhalefet arasında bir "Dosyalar savaşı"dır devam ediyor: Kapalı kapılar arkasında yapılan ihaleler, yolsuzluk ve usulsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış durumda.
Gülay Göktürk, "Bak açıklarım haa!" üslubuyla restleşen siyasilerin bu yolsuzlukları zamanında açıklamayıp şimdi "seçim silâhı" olarak kullanmaları karşısında şu soruyu yöneltiyor: "Kollarının altında dosyalarla sahneye çıkan ve ahlâkçılık oynayan bu adamlar, sizce o dosyaları birgün önce mi buldular da şimdi heyecanla bize açıklıyorlar?" (Bugün, 22/02/2009)
Saadet Partisi'nin Çağlayan'da 1.5 milyonluk bir miting gerçekleştirmesinden sonra Başbakan'a bir haller oldu. "Kimyası bozuldu" şeklinde değerlendirenler var. Afet Ilgaz olayın Başbakan'ın sağlığını bozacak boyuta ulaştığından endişeli: "Yüksek sesle konuşmak bir suçluluğun ifadesidir." Başbakan kürsüden bu sözü söylerken inanılmaz derecede bağırıyordu. Başbakan'ın sağlığı için endişe ediyorum. Bu kadar çok yorgunluk, kızgınlık, öfke". (Millî Gazete 18/02/2009)
Özellikle, hükümet ve anamuhalefet partisine mensup belediye başkanları arasında kıyasıya bir mücadele yaşanıyor. Her biri diğerinin ipliğini pazara çıkarmakla meşgul. Karşılıklı suçlamalar, atışmalar. Yolsuzluk iddiaları manşetlerden düşmüyor.
Sadece başkanlık rekabeti de değil. Her iki parti de iç hesaplaşma problemi yaşıyor. CHP Gurup Başkanvekili Ali Topuz, basın toplantısı düzenleyerek CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen'i, her seçimde akçeli işlere giriştiği iddiasıyla suçluyor ve "Çok utanıyorum" şeklinde ekliyor. CHP Konya milletvekili ise Sevigen'i istifaya çağırıyor. İç problemler AKP'nin de peşini bırakmıyor. Ahmet Altan diyor ki; "AKP Ankara'da utanca batarken, anamuhalefet CHP'de kendini utandıracak olaylarla sarsılıyor." (Star 18/02/2009)
İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları, Saadet Partisi'nin yönelttiği çok ciddi eleştiriler karşısında susmayı tercih ediyorlar. Topbaş ve Kılıçdaroğlu arasında karşılıklı yolsuzluk suçlamaları ve bir de "opera'ya gitti-gitmedi" tartışması yaşanıyor.
Saadet Partisi Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Prof. Dr Mehmet Bekâroğlu "Topbaş ve Kılıçdaroğlu İstanbul'un problemlerini konuşmuyorlar, ikisinin de ciddi projesi yok" diyerek, Belediye Başkanı'nı şöyle eleştiriyor: "Topbaş "İstanbul'u kültür başkenti yapacağım" diyor. İstanbul zaten dünya başkenti. İstanbul'u 5 senedir yöneten kişi "Ben doğuştan patronum" diyor. Sen babanın bıraktığı mirasın patronusun, milletin değil. İstanbul ahlâk başkenti haline gelmelidir.
Adam çıkıyor 4 trilyonluk metro yapıyor. 500 milyarlık konser veriyor. Böyle vicdansızlık olur mu? Belediye Başkanı gazinocu mu? Belediyeciliği kâr ve rant aracı olarak görüyorlar. Kamu hizmetleri kâr amaçlı yapılmaz.
"Şimdi, oyları bölmeyin, Saadet Partisi'ne vereceğiniz oy CHP'ye gider" diyorlar. 40 yıllık yalan. Demirel'in icadı. Saadet Partisi'ne verilen her oy, emperyalizme sıkılan yumruktur."
Saadet Partisi'nin çok ciddi eleştirileri karşısında öylesine pişkinler ki... Mehmet Tezkan bunu şöyle ifade ediyor: "Genel Başkan Kurtulmuş ve İstanbul adayı Bekâroğlu vurdukça vuruyor hem de bam teline basarak... Başbakan bugüne kadar yanıt vermedi. Adını anmayarak Saadet'i yok sayıyor.(Vatan, 24/02/2009)
Saadet Partisi Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Veysel Candan'ın söyledikleri ise ürpertici. Başkent Belediyesinde bunlarda mı oluyor? dedirtecek nitelikte: "Belgelerle konuşacağız. Sayın Gökçek iyi bir şovmen, kötü bir Belediye Başkanı. Yardım yapıyor, üç gün şov yapıyor.
Ankara en pahalı kent. En pahalı doğalgazı kullanıyor. Ankara içme suyunu arıtmayan tek belediye. Suyu kesinlikle sağlıklı değil. Ankara'lının içtiği suyun içinde böcek bile var. Buna rağmen suya zam rekoru kırıyorlar.
Belediyenin kaynakları çar-çur edilmekte. Mamak'taki 2000 garibanın emlâk vergisi yarım saatte bir şarkıcıya verilmektedir. İşin uzmanları sadece Belso'daki yolsuzluğun İSKİ'dekine eşit olduğunu söylüyor. Gökçek hakkımda 550 araştırma dosyası açıldı diyor. Gökçek ve Karayalçın'ın projeleri yok. Karayalçın ciddiyetten çok uzak, ayağı yere basmayan vaatlerde bulunuyor. Her ikisi de havanda su dövüyorlar. Her ikisini istediği zaman ve kanalda tartışmaya çağırıyorum."
Gökçek'in bu eleştiriler karşısındaki sessizliğini Sırrı Yücel Cebeci şöyle değerlendiriyor: "Adam Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı... Hakkında inanılmaz iddialar ortaya atılıyor, oralı bile değil..." (Tercüman, 22/02/2009)
Bütün bu gelişmeler halkla beraber ve halkın dertlerini dert edinerek efsane hizmetlere imza atan Milli Görüş'ün belediyecilik anlayışındaki farkı çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. İktidar ve anamuhalefet partisi çatışma ve gerginlik üslubuyle, halkı yeniden bu iki partiden birine oy vermeye zorluyorlar. 40 yıllık oyunu tekrar sahneye koydular. Halkı kendilerine mahkum ve belediyeleri babalarının çiftliği olarak görüyorlar. Halk bu oyunu anladı. Saadet Partisi ile bunlar arasındaki farkı yakından gördü. Bir kere daha aldatılmak istemiyor.
Saadet Partisi bu anlayış farkını şöyle ortaya koyuyor:
"Rant belediyeciliği ile, hizmet belediyeciliği arasında fark var.
Mazeret üretmekle, sorunları çözmek arasında fark var.
Yolsuzluğa batanla, yolsuzluğa göz açtırmayan arasında fark var.
Yandaşı düşünenle, şehir için çalışan arasında fark var."
İşte Saaadet farkı. Milli Görüş farkı. Salon ve meydanlardaki coşku bu farkın halk tarafından görüldüğünü ortaya koyuyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



