Aziz dostlar, geçenlerde arabayla giderken radyoda Sayın Ahmet Taşgetiren'e denk geldim. Kendisini şahsen tanımıyorum, olumlu veya olumsuz herhangi bir yargım yok hakkında. Son dönemlerdeki görüşlerine iştirak etmiyorum, özellikle iktidar partisiyle alakalı tavrını fazlasıyla "dogmatik" buluyorum. Bu, daha birçok isim için de geçerli maalesef. Ancak, görüşlerini ifade tarzına ve saygıda kusur etmeyen çizgisine bakınca, diğer ekabirleşen ve yer yer haddini aşan insanlara göre farklı konumlandırıyorum kafamda.
Radyodaki konuşmasına biraz kulak kabartınca, Sayın Taşgetiren'in bir hayli birikmiş olduğunu anladım. Hayli sitemkâr bir üslupla konuşuyordu. Mümkün mertebe kırıp dökmemeye özen gösterirken, ilerleyen bölümlerde eleştirisinin içine duygusal hükümler de karışmaya başladı. Sayın Erbakan'la ilgiliydi söyledikleri ve kendine has nazik üslubunu bozmamaya gayret göstererek kızgınlığının gerekçelerini sıralıyordu. Şunu peşinen belirteyim aziz dostlar, ben hiçbir insanı savunmaya veya hiçbir kimsenin adına konuşmaya hevesli veya meraklı değilim. Herkes, kendi hakkını müdafaa edebilir ne de olsa. Meseleleri kişiselleştirmeyi de aklımdan geçirmem. Sayın Taşgetiren, Sayın Erbakan ile ilgili görüşlerini açıklama özgürlüğüne sahiptir elbette. Buna da saygı duymaktayım. Ancak, dediğim üzere kişisel noktalar değil de (ki Sayın Taşgetiren de kişisel konulardan bahsetmedi zaten) ülke meseleleriyle ilgili noktalar konusunda Sayın Taşgetiren'e katılmadığım yönleri ortaya koyacağım.
Konuşmasında Sayın Erbakan'ın son dönemlerde çıkmış olduğu TV programlarından ve vermiş olduğu bazı röportajlarından bahsediyor ve oralarda söylemiş olduğu bazı ifadelere vurgu yapıyordu. Özellikle de iktidar partisi ile ilgili olarak söylenen "Siyonizm'e alet oluyorlar" veya "Siyonizm'in veznedarı" oldular ifadeleri Sayın Taşgetiren'i çok rahatsız etmişti anlaşılan. AKP'nin bilmeden İsrail'e hizmet ettiği ifadesini, Türkiye'nin bölgede artan (!) rolünü, çeşitli ülkelerle kalkan sınırları, İsrail'e kamuoyu önünde verilen tepkileri öne sürerek vs. tevil etmeye çalışıyordu Sayın Taşgetiren. Bunları sayarken ise, "her şeyi Siyonizm'e bağlayanların", bu sayılan olumlu (olduğu tartışılır elbette) gelişmeleri bile "Siyonizm'e bağladıklarını" söylüyor ve hayret ediyordu. Bunu yaparken de, kendisinin de Siyonizmin dünya çapındaki etkinliğinden şüphesi olmayan birisi olduğunu dile getiriverdi laf arasında.
Acaba Sayın Taşgetiren bunu söylerken, şu anda hasbelkader veya tamamen kendi rızalarıyla aynı saflarda bulundukları bazı isimlerin, AKP'yi öyle veya böyle zor durumda bırakacak hemen her ilgili, ilgisiz meseleyi Ergenekon mitine bağlamasına da aynı tepkiyi verir miydi? En son örneğini üniversitedeki yumurtalı eylemde gördüğümüz ve Sayın Burhan Kuzu'nun söylemiş olduğu üzere "Ergenekon AKP'yi yıpratmak için yaptı" ifadesindeki absürdlüğü göz ardı edip, yanı başımızda palazlanan İkinci İsrail'i (Kuzey Irak'taki devletçik), yani Büyük İsrail'in ayak seslerini görmezden, duymazdan gelmek, hatta bu konuda yıllardır uyarılarda bulunan Sayın Erbakan'ı "her şeyi Siyonizm ile ilintilendirme" noktasına çekmek pek de anlamlı olmasa gerek.
Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde şekillenen "ılımlı İslam" fitnesini, ABD'nin ve dolayısıyla da İsrail'in Türkiye'nin İslam ülkeleri içinde "rol model ülke" olmasını desteklediğini görmezden gelerek yapılan ucuz kahramanlıkları destanlaştırmaya aynı tepkiyi vermiyor maalesef Sayın Taşgetiren. Tersine, söz konusu ucuz kahramanlıklara destek ve önem verdiğini söyledi, elbette ucuz kahramanlık olduklarını kabul etmeyerek yaptı bunu. Davos'tan bir "gaza" gibi bahsederken, İsrail'e o çok haklı "Katilsiniz" sözlerinin söylenmesinden yarım saat sonra hükümetin bakanlarının durumu kurtarmaya çalışmasını da es geçiyor. Sayın Başbakan'ın "Tepkim moderatöreydi" ifadesini de es geçtiği gibi aynen. Elbette, her olayı kesip biçerek kendi istediğiniz şekle sokabilirsiniz aziz dostlar. Ama vicdanınız ne kadar kaldırabilir bunu, o sizin sorununuz tabii.
Sayın Taşgetiren iktidar partisini Siyonizm'e karşı mücadele veriyormuş gibi savunurken, Mayıs ayındaki OECD üyeliği meselesini de görmüyor nedense. Türkiye'nin veto etme hakkı olduğu halde, İsrail'in "oybirliğiyle" birliğe üye olmasını nereye koyacağız peki? Maalesef, Sayın Taşgetiren aynı tavrını Füze Kalkanı Anlaşması'nın imza edilmesinden sonra da gösterdi ve Türkiye'nin başarısından (!) dem vurdu. Yani, şu "kediye kedi veya başka bir şey deme" meselesi ey aziz dostlar. Ancak, her ne hikmetse, füze kalkanının kime karşı ve hangi gayelerle kurulduğu konusunu da gündeme getirmedi. O günlerdeki bir yazısında, Sayın Erbakan'ın ""Gâvurun füze kalkanından bize hayır gelmez. Müslüman ülkelerin kendi kalkanlarını kendileri kurmaları gerekir." sözlerini ele alıyor ve AKP'nin dış politikasının bir nevi "Refahyol döneminin bir özeleştirisi" olduğunu söylüyor mesela. Yani, milli tavırlara karşı bir antitez diyebiliriz biz buna. Açıkçası bu sözler yoruma hiç gerek bırakmıyor. (İsrail'e karşı bir "jest" olarak apar topar gönderilen yangın uçakları konusuna ne demeli peki? Ses, seda yok her zamanki gibi pek sayın "yandaş" basınımızda.)
İktidar partisi söz konusu olduğunda objektiflikten ve aklıselim düşünmekten uzaklaşanların, 10-15 sene önce yere göğe koyamadıklaerı birisine sırf kendi yaptıklarını (ki ne vicdan azabıymış meğer) meşrulaştırma adına saldırmalarına bozuluyorum ben. Ortada bir çok olumsuz argüman bulunduğu halde, halen kalkıp da birtakım afaki kahramanlıkları, hayali projeleri gerçekmiş gibi savunan kalemler, hakiki ve başımıza bir bela gibi çöken gerçek "projeleri" bir "deli saçması" hükmüne indirgemeye çalışıyorlar. Yukarıda sayılanlara herhangi bir cevap vermeden de, "her şeyi Siyonizm'e bağlıyor" şeklinde tevilin hiçbir hükmü olmayacaktır. Madem rahatsız oluyor, kendisi de hiçbir şeyi Siyonizm'le ilintilendirmesin bu saatten sonra. Pragmatizm onu da yaptırabilir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




