"Davasını ölene kadar sürdüren, kararlılığı ile temsil ettiği kesime nefes vermeye devam eden birisine saygı duyulur..."
YAVUZ SEMERCİ
Sayın Erbakan'ı anlayabilmek için, emperyalist sömürü düzenini kökünden kavramak, Millet'ini sevmek, Sultan Aparslan'ın, Fatih'in, cennet mekan II. Abdülhamid Han'ın ilkelerini, Kurtuluş Savaşı'nın gerçek kahramanlarının yüreğindeki imanın izzetini anlayıp özümsemek, onları ve daha başka benzerlerini ilke edinmek gerekir.
Bunlar yeter mi?.. Hayır!...
Hocanın, daha "Odalar Birliği çıkışında" yüreğine yerleştirmiş olduğu "Anadolu insanı"nın hakkını-hukukunu, beklentilerini de anlamış olmak gerekir.
Anlamış olmak elbet de doğruyu bulmanın anahtarıdır, lâkin, bu yetmez vaat edenin inandırıcılığı da tartışmasız olmalıdır. Bir başka ifadeyle, ihtiyaçların, onların nasıl giderileceğinin sözünü edenin inandırıcılığı esastır. Bir başka deyişle, hizmet vadinde bulunanın ilk fırsatta icraatını imkânları nispetinde gerçekleştirmelidir.
Odalar Birliği'ndeki söylemler ve "İstanbul Dukalığına" rağmen, yıllardır dışlanmış olan "Anadolu Esnafı"na sahip çıkış... zalim faiz sistemine karşı duruş, "ithal" ve "ihraç lobilerine" hak sahiplerini ezdirmeme gayretleri... "Önce Ahlak Ve Maneviyat!.." ilkesinin gereklerini gerçekleştirme çabaları... "Kıbrıs" gibi, kangren haline dönüşmüş bir Milli meselenin, iç ve dış ahmaklığa rağmen yarı çözüme kavuşmuş (o gün sayın Erbakan dinlenilmiş olsa idi Kıbrıs kör düğümü kökünden çözülmüş olacaktı) olması gerçeğini idrak...
Anadolu insanının yüzüne gülen ve yüzünü güldürecek olan "yaygın ağır sanayi" sevdası...
Erzincan senatörünün bölgesine sayın Erbakan ve dâvâ arkadaşlarıyla el-ele ve gönül- gönüle birlikte atılmış olan "ağır sanayi fabrika temeline" yönelik provakatif hareketin nasıl bir cinnet mahsulü olduğunun, bu tezgahı kuran tarafından daha sonra, "günah çıkarma" sadedinde itiraf edilmiş olmasına kör bakıp, sağır dinlenilmiş olmasından hak adına insanlık adına kurtulmak gerekirken, hâlâ kiralık kulvarlarda kulaç atmanın ne ağır zillet olduğunu fark edebilmek...
Galibâ, sayın Erbakan'ı, ideallerini, kısa süreli ve fakat yarım olan iktidarındaki (Çiller ortaklığı) hizmetlerini anlamadan ahkâm kesen, "yerden alıp gökte savuranların" dar kapasitelerini, mânevî değerlere olan düşmanlıklarını anlamadan; ne milletimizi, ne ihtiyaçlarını, ne problemlerini ne de bu problemlerin çözüm yollarını anlamak bahse konu olabilir!...
Bu ve daha başka diğer problemleri ve çözüm yollarını anlayabilmek için sayın Erbakan'ı ve tüm baskılara,tüm acılara rağmen hâlâ O'nunla birlikte olmayı ve O'nun yanında kalmayı yalnız vefa ve sadakat borcu değil aynı zamanda millete hizmet gereği de sayan kırk yıllık mücadele arkadaşlarını anlayabilmek gerekir.
Bunları anlamak ise, "ADAM OLMAYI" gerektirir. Adam olmak, insan gibi insan olmak ise rüşvetle koltuk ve kalem satın almaya bezemez...
Bir gün denk gelmişti de bir rubaî yazmıştım. Kimi köşe yazarlarını esefle okuduktan sonra anladım ki bu dörtlük, kimi köşe yazarları için "cuk oturacak" galibâ :
İÇİ BOŞ İNSANI YOK..
Atıyor nabzı ve lâkin, damarında kanı yok.
Bir yalan şöhrete kanmış, adı yoktur sanı yok...
Nice insan gibi insan bilirim sırtı açık;
Nice elbiseliler var, içi boş insanı yok!...
11.9.2005- İst.
Çengiyle cümbüşle, kenarın-köşenin tahrik ve destekleriyle parti kuranların nasıl da perişan olduklarını ibretle seyrettik. Siyasette milletin beklentilerine cevap vermeyi "bürokratik ağalığı" gibi "kolay" zannedenlerin sahne-i siyasetten nasıl da silinip gittiklerini hepimiz hatırlıyoruz....
Hizmetine âmâde oldukları dünyâlılardan devşirdikleri "dünyalıklar" uğruna gerçekleri, millete hizmet fırsatlarını katle teşebbüs edenlerin millet yararına söyleyebilecekleri tek bir cümleleri yoktur ve bu, yılların tecrübesiyle sâbittir.
Sayın Erbakan'ın ve O'nu bin türlü teklif, taltife ve tazyike rağmen yalnız bırakmayan sadık ve vefakâr arkadaşlarını anlamayanların değerlendirme yeteneksizliklerini anladık.... Onu anladık da: Kars'tan-Edirne'ye, Hakkâri'den-Muğla'ya... bu kış şartlarına rağmen Ankara'ya akın eden on binlerce heyecan "kumkuması"nı da mı görmediler. On binlerin heyecanlarını simgeleyen "Önce ahlak ve maneviyat", "ağır ve yaygın sanayi" "havuz sistemi", "D-8 ler"... gibi, Milli Görüş'ün efsaneleşen iktidarına temel oluşturan kurtuluş haykırışlarını da mı duymadılar!?...
Allah'tan ki Milli Görüş câmiası şuurlu idi, "podyuma manken", "100 metreye atlet" seçmeyeceğini; etrafı hasımlarla çevrilmiş dost kılıklı düşmanların kol gezdiği, açlık sınırının-yoksulluk sınırını aştığı ülkeme, "lider" vasıflı devlet adamı seçeceğinin şuurunda idi... Elbet de herkes HCG, ya da AT olacak değildi ya!...
Ruhlarını "reel politik"e transfer etmiş olanlara ne denebilir ki?...
Islah olmaları için sadece dua ederiz
CAN VER YENİDEN!...
Zâlimleri boğsun diye kan ver yeniden !..
Dünyâya, Bilal'inle ezan ver yeniden !..
Yâ Rab !.. Ne hazin manzara: Ölmüş gibiyiz...
Ruhlardaki ölmüşlüğe can ver yeniden !...
8.4,2005 - Ankara
Duamız ve temennîlerimizin gerçekleşmekte olduğunu bu son olağanüstü büyük kongrede bir kere daha görmüş olmanın bahtiyarlığını yaşıyoruz...
Heyecanımıza heyecan katan tüm delegeleri, dinleyicileri, partimizin her kademesindeki Milli Görüşçüleri Cenab-ı Allah'ın hıfz-u emanına havale ediyor saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum...
Kongremiz hayırlı olsun...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




