'Yargı kararlarına saygı duymak gerekir' sözü, klişeleşmiş olsa da, aslı itibariyle, olması gerekeni ifade eden bir sözdür.
Halkımız arasında bu mealde söylenen bir başka söz olan ve mahkemelerce verilen kararlara, her nasıl olursa olsun uyulması gerektiğini vurgulayan: 'Şeriatın kestiği parmak acımaz', insanımız arasında daha sık kullanılır.
Hukuka ve gerek duyulduğu zaman devreye girmek üzere de hukuku temel alan kararlar verecek mahkemelere ihtiyaç duyan bir mekanizma olan Adalet; mülkün, yani memleketin, dirliğin düzenin, bir arada yaşamanın temelidir.
Evet, mahkeme kararlarına uymak ve dahi saygı duymak gerekir.
Ancak, uyulması gerekse de saygı duyulmayacak yargı kararları ve hatta temel olarak herhangi bir kanuni düzenlemeye dayanmadığı için uyulmaması ve dolayısıyla saygı da duyulmaması gereken kararlar çoğalmaya başlarsa, durum ne olacak?..
Sözgelimi Danıştay'dan son çıkan karar.
Danıştay 8. Dairesi; kılavuzunda 'başı açık fotoğraf' şartı olmadığı gerekçesiyle, 21 Aralık'ta yapılan ALES imtihanı'nın yürürlüğünü, bir sendikanın başvurusu üzerine durdurdu. Başvuruya yapan sendikanın neden bu konuyu kendisine dert edindiği ve hangi yetkiyle Danıştay'a başvurduğu, ayrı bir hikaye. Ancak Danıştay 8. Dairesi'nin bu başvuru sonrası aldığı karar, anlaşılabilir tarafı olmayan bir şey. Dünyanın belki de hiç bir yerinde daha önce benzeri yaşanmayan bir olaydan bahsediyoruz.
Çünkü, kanuni bir hususun eksikliği ya da yine kanuni bir mecburiyetin ihlali sözkonusu olmadığı halde, bir yüksek mahkeme tarafından alınan bir karar bu.
Karara gerekçe olarak zikredilen esas mesele, 'imtihan kılavuzunda başı açık fotoğraf' şartının olmayışı.
"Kılavuzunda 'başı açık fotoğraf şartı' olmadan düzenlenen bir sınav yapılamaz" şeklinde bir kanun, yok.
"Başı kapalı olanlar sınava giremezler ve eğer girerlerse o sınav iptal edilir ya da yürürlüğü durdurulur" şeklinde de...
Ancak bir yüksek mahkeme tarafından alınan: 'İmtihan kılavuzunda başı açık fotoğraf şartı olmadığından, imtihanın yürürlüğü durdurulmuştur" şeklinde bir karar var...
Birileri de çıkıp: "Yargı kararlarına saygı duymak gerekir" demez mi?..
Bunlar: "Bu kararları veren yüksek yargı kurumlarıdır ve oralarda bulunan hakimler yüksek hakimlerdir; dolayısıyla onların aldıkları kararlar, her nasıl olursa olsun, mutlaka uyulması ve saygı duyulması gereken kararlardır" demeye getiriyorlar aslında.
Bizleri hoşlarına gittiği anlaşılan yargı kararları ile ilgili olarak saygıya davet ediyor olmalarına rağmen; hoşlarına gitmediği anlaşılan başka bazı yargı kararları sonrasında, nasıl bağırıp çağırdıkları ve her nedense saygıyı filan unuttukları, malum.
Milletin huzuruna çıktıklarında, kandırıp oylarını alabilmek maksadıyla; tesettür, başörtüsü, hatta çarşafa özgürlük konusunda mangalda kül bırakmamacasına atıp tutan ama kameraların karşısına geçtiklerinde, bütün söylediklerini bir anda unutuveren bu zevat; insanımızın artık akıllandığını, hak ve özgürlükleri konusunda bilinçlendiğini ve hakimiyet kavramının ne olduğu ve nasıl kullanılması gerektiği hususunda çok mesafeler kat ettiğini, anlamaya yanaşmıyorlar bir türlü...
Şimdi ellerinde kalan tek şarkıyı dillendiriyorlar sık sık: Her ne şekilde olursa olsun, yargı kararlarına saygı duyulmalı!..
Yargı kararlarına saygı duyulmalı tabii; ama yargı da, saygı duyulacak kararlar almalı!..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



