Medyada bu kadar büyük değişim bekleniyor muydu? Bu sorunu cevabı aslında kimseyi şaşırtmıyor. Aydın Doğan'ın medyadan şivey şivey (yavaş yavaş) çekildiğini sağır sultan bile biliyordu. Aslında taşradan gelip bu kadar büyük bir medya imparatoru olması şaşırtıcıdır kimilerine göre. Hürriyet'in 'bırakın hükümetleri' devletleri hiçe sayan 'büyük sahip'leri vardı bir zamanlar. Kimselerin dokunamadığı insanlardan biriydi Erol Simavi. Dev bir güce sahip olduğu varsayılırdı. Bir gün her şeyi bırakıp apar topar uzaklaşıverdi 'Hürriyet'inden ve çok sevgili ülkesinden. Milliyet çok sancılı süreçlerden geçmişti. Baş yazarı en etkili isimler arasındaydı. Dikkatle dinlenen bir gazeteciydi Abdi İpekçi. Bugün bile gerçekten aydınlatılamayan şüpheli bir ölümle ayrıldı dünyadan. Milliyet'in sahiplerini korkutmuştu bu ölüm. Yıllar sonra Karacan'lar o kötü günleri geride bırakıp Milliyet'in yeniden ortağı olacaklardı Demirören grubuyla birlikte.
Aydın Doğan'ın hatıra fotoğrafı
Aydın Doğan için artık hatıralarda kalan fotoğraflar haline gelen gazetelerinin, gündelik telaşıyla yeni bir şeyler vermek için didinen elemanları orta yere bırakılmış gibi oldu. En büyük espri belki de Radikal'in Demirören'e satılması olurdu. Beyoğlu'ndaki AVM'yle ilgili kanunsuzluklar karşısında haberleriyle grubu döven gazetenin yan yayın organları artık tepki gösterdikleri işadamının kanatları altında. Vatan gazetesiyle ilgili söylenebilecek çok şey yok. Hürriyet'in karşısında 'iri' duran Sabah, Bilgin'lerin yıkımından sonra kendini yeni bir çizgiye çekti. Bitti sanılan gazete adeta yeniden dirildi. 28 Şubat'ın üzerine serptiği külleri dağıtarak yeniden büyüme hesapları yaptı. Bu arada gazete ikiye bölünmüş, bir grup Vatan'ı ortaya çıkarmıştı. Yeni gazete daha çok vurkaç taktiği güdüyordu. Sabah'ı tüketemeyince kendi tükenmeye yüz tuttu. Bu grubun başındaki ismin Zafer Mutlu olması nedense kimseyi şaşırtmadı. Başarısızlıklarının ardından sürekli ödüllendirilen Zafer Mutlu için bugün bile ciddi bir cümle kurulamıyor. Ancak onunla ilgili söylenen hiçbir şey onun ağzından çıkmayan sözler kadar önemli değil!
Ertuğrul Özkök neredeyse bir günah keçisi ilan edildi ve göz yumduğu karanlıkların hesabı soruldu. Zafer Mutlu'ya şu ana kadar soru sorulabilmiş değil. O, toplumu provoke edip memleketi mali açıdan da batırma raddesine getirenlerin hesabına çalışıp çalışmadıkları sorusu havada asılı. Eğer manşetleri bile bir merkez düzenleyip önlerine getirdiyse Mutlu bunların kim olduğunu açıklamalıdır. Bu toplumu neredeyse sürekli büyük bir savaşın eşiğine getirip ortalığı toza dumana katanlar arasında manşetatar gazeteciler de var. Zafer Mutlu şu günlerde Vatan'dan Milliyet'e geçip patronu için dizayn çalışmalarına girişip iki gazeteyi de sattırırken biraz dinlenme imkanı bulabilir belki. Bu arada da kendisine soru sorabilecek cesaretli gazeteciler marifetiyle de bu ülkede neleri değiştirdikleriyle ilgili megalomanca açıklamalarına kulak kabartmak isterim.
Zafer Mutlu attırılan manşetlerle ilgili konuşmalı
Gerçekten büyük gazetecidir Zafer Mutlu. Ortaya konabilecek hiçbir özelliği olmadığı halde sürekli büyütülen bir ismin ardındaki elbette merak edilir. Dinç Bilgin'in anlattığı portresinde 'eksik'ler var. Bakalım önümüzdeki dönem karanlık perdelerin ardında görünenler olacak mı yoksa perde biraz daha kalınlaşacak mı?
Aydın Doğan önümüzdeki dönemde biraz daha küçülmeye giderek 'varla yok' arası olmayı tercih edecek gibi görünüyor. Asıl işleri kızına bıraktığı dikkate alındığında 'yol haritası' ortaya çıkıyor. Başbakan'la geçmişte büyük atışmaları olduğu halde bugünlerde 'Hürriyet'in manşetlerinde 'açılış' yapar hale gelmeleri 'sulh' olduğu anlamına mı geliyor acaba? Doğan Grubu'nun CHP'yle dirsek teması olarak görülen hareketlerinin alt metninde neler var peki?
Medyadaki bu 'satış' işleminin bir benzeri siyasette yaşanmış mıdır? Baykal'ı deviren 'kaset tezgahı' ile ilgili net cümleler halen kurulamıyor. Düğmeye basanların CHP'yi yeniden dizayn etmek istedikleri artık ortaya çıkmış durumda. Kılıçdaroğlu'nun meseleleri anlamadaki gecikmişlik görüntüsü onu 'bürokrasi'den neden siyasete taşıdıklarının ve liderliği teslim ettiklerinin bir göstergesi. CHP'de sürekli bir kafa karışıklığı, sürekli bir dizayn hatalarını telafi etme çabaları var. Medyadaki el değiştirme gibi siyasette de el değiştirmeler de normalleşmeye başlarsa hiç şaşırmayın. Eskiden 'iyi saatte olsunlar' arkada gözü yaşlı eşler bıraktırırdı, bkz. İpekçi ailesi, şimdi artık devirler sırasında gözyaşı yok, gazeteci hüznü var. Siyasette de değişimler teknolojinin imkânları ve insanların zaafları üzerinden gerçekleştiriliyor.
Bütün bu değişimleri ve el değiştirmeleri gazeteciler açısından okumaya çalışırsak, önümüze çıkan yol bizi nereye götürür? Özgür ve bağımsız bir gazetecilikten ne kadar söz edebiliriz? Düne kadar gördüğün hukuksuzluğun üzerine giderken birden sahibin olarak o isimleri görünce ne hissedersin?
Arada manşetlik sorunlar olmadan düşünelim. Yazdığın yazılar, yaptığın haberler ister istemez bir otokontrol mekanizmasıyla beraber ilerler. Patronu düşünerek attığın adımları sorgulamak için patronun değiştiği günler önemlidir. Bakalım ne itiraflar işiteceğiz? Hangi gazeteci ve yazarlar bu süreci okurken eski 'kendileri'ni gözlem altına alacaklar ve 'fatura'lar sahiplerine ulaşacak mı?
Gazetecilik artık 'kısa ve acısız'
Yeni patronların alacağı kararlar büyük zararlara rağmen sürekli sübvanse edilen gazetelerde küçültmeleri de beraberinde getirecek elbet. Medyada uzun süreli ilişkilerin bir anlamı yok. Birliktelikler 'kısa ve acısız' olmak zorunda. Gazetelerle isimleri neredeyse özdeş hale gelen az sayıda isim içinse 'duygulu sahneler' yaşanabilir. Türkiye'de medya tarihi yazıldığında dönem dönem nelerin değiştiği nelerin yerinde saydığı da ortaya çıkacaktır. Oktay Ekşi'nin bile sütunlarından ayrıldığı siyaset eklemesiyle meclise uçuş denemesinde bulunduğu göz önüne alındığında 'medya'yı birilerinin fena halde 'kaba hat' gibi gördüğünü, eski alışkanlıklarından kolayca vazgeçemeyeceklerini göreceğiz sanki. Yazarlar üzerinden değerlendirilen gazeteler yeni dönemde yine eskisi gibi mi olacaklar yoksa genleriyle oynanan yeni bir medya mı oluşturulacak, buna ticari ilişkileri hesap ederek medyada büyümeyi hedefleyen yeni patronlar düşünüp karar verecek.
Sonuçta görmekten bıkmayacağımız bir film var. O da patronların ticari ilişkilerini sağlama almak için gazeteleri kullanacakları endişesi. Bir şeyi daha bileceğiz. Bazı gazeteciler patronları adına belki de kendilerine söylenmeden yeni 'kumpas'ları düşünüp hızlı hareket edecekler. Yine de umudumuzu 'yeni medya düzeni'nden yana muhafaza edelim. Yeni medyada kişi hak ve özgürlüklerine karşı saldırgan bir üslup kullanılmamalı. Toplumları rencide edecek dilden ısrarla kaçınılmalı. Olayların arka planı düşünülmeden hesapsız manşet oyunlarıyla mazlumların sayısı artırılmamalı. İktidarla 'ilişki' oyunundan kaçınıp doğru yerde muhalefet edebilmenin yolunu aramalı. Körü körüne 'benim adım Kemal'lik yapılmamalı.
İşin daha açığı şu: Toplumunun yanında duran bir gazetecilik benimsenmeli. Batı adına ya da güçlüler adına hareket edip ilk buldukları olumsuzlukta 'bizden adam olmaz' repliğine bulaşmadan 'biz'in 'adalet'le buluşması sağlanmalı. Medyada serinkanlı bir dönemi görmeye ihtiyacımız var. Yoksa YSK gibi kurumların kanun bahanesiyle elde tuttuğu 'uçuş kartları' bizi sevimsizliğe uçurur, aradaki bağlar zedelenebilir.
Kardeşlik böyle zamanlarda gerek!
İsminin karşısını boşaltan yazar!
Esra Elönü sevdiğim bir kalem, geçen hafta yazmıştım. Bu hafta Dipnot.tv'de kulis yazısını okuyunca onun adına üzüldüm. Gittikçe kendine özgü tarzından uzaklaşıyor mu ne? İsminin karşısını boşaltmayı deniyor. Oysa o üslup gündelik heyecanlar için harcanmamalı. Kendisine karşı oluşan önyargılara destek atışlarıyla vakit kaybetmemeli.
Esra "Feride"ye yanlış yapmamalı!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



