Arap edebiyatının şiirden sonra en zengin alanı sayılan kısa hikâye alanında İbn-i Abdirabbih'in önemli bir yeri vardır. Düşündürerek gülmek ve güldürebilmek konusunda oldukça iyi olduğu tarihçiler tarafından kaydedilen İbn-i Abdirabbih, dönemin çok önemli devlet adamlarınca saraylarda sohbet fasılları için ağırlanmış, derlediği kısa hikâyeler ve şiirler için devlet büyükleri kendisini büyük bahşişlerle ödüllendirerek onore etmişlerdir.
Dokuzuncu yüzyılda Endülüs Emevi devleti döneminde yaşayan, halife II. Hakem devrinde bütün şiirleri bir divan haline getirilen Endülüslü şair ve derleyici İbn-i Abdirabbih'in el-İkdü'l -Ferid adlı yedi ciltlik ansiklopedik eseri siyaset, ahlak, tarih, edebiyat, müzik ve savaş sanatı gibi alanlarda araştırmacılara ve okuyuculara çok önemli bilgiler aktarır. Eser hem Arap kültürünü/edebiyatını hem de İslam kültürünü araştıranlar için yüzyıllar boyunca önemli bir kaynak vazifesi görmüştür.
El-İkdü'l Ferid (eşsiz gerdanlık) isimli eserin (Eser toplamda yirmi beş bölümden oluşuyor) bir parçası/bölümü olan Şarlatanlar, Deliler, Cimriler ve Asalaklar kitabı Türkçeye Erkan Avşar tarafından kazandırılmış, 2004 yılında Bordo-Siyah yayınevince yayınlanmıştır.
Arap edebiyatı
Kitabın Türkçe baskısının önsözünü kaleme alan A. Sait Aykut, Arap edebiyatındaki kısa mizahi hikâye alanına dair ve ile ilgili önemli bilgiler aktarıyor: "Yazar (İbn-i Abdirabbih) ahlakçıdır ama fanatik değildir. Mizahi anekdotlar yer yer müstehcene yaklaşsa da hiçbiri incelikten yoksun değildir. O dönemde düşündürerek gülmek ve güldürebilmek çok önemli sayılıyordu. Arap edebiyatının şiirden sonra belki de en zengin olduğu alan mizahi kısa hikaye alanıdır. Bu hikâyeler, anlaşılması için ciddi bir zekâ gerektiren bilmecemsi ifadelerle doluysa "lügaz", herkesin anlayabileceği basit ama eskimeyen cinsten bir fıkrayı içeriyorsa "fükahe", müstehcen yönü ağır basan şiir veya düzyazıyla ifade edilmişse "mücun" adını alırdı. İçinde belli bir espri barındıran bu tür kısa veya uzun hikâyelere topluca "nevadir" denmiştir.
Sait Aykut cinselliğin Arap edebiyatında yadsınan bir şey olmadığını da ifade ettikten sonra şu bilgiyi veriyor: "Cinselliğin gülünç yanları Arap klasik çağının önemli mizah konularındandı. İbn Asım gibi Endülüslü büyük bir Fakih Viktorya çağında yaşayan aristokrat bir Avrupalının ancak tavan arasında gizli gizli okuyup kasıklarını tuta tuta kahkahalar atacağı cinsel fıkralar kaleme almış birisidir."
Söz konusu kitabın kaleme alındığı dönemin şartlarını Türkçe baskının önsöz kısmında anlatan Sait Aykut "iyi bir nükte bazen altınla satın alınırdı! Sohbet etmek, destan düzmek, tanrı, varlık, kadın, erkek, milletler ve huyları gibi konularda karşılıklı derin felsefi tartışmalar yapmak bir sanattı" diyor. Toplumun yeni zenginlerinin savaşlardan, ipek, kereste, baharat ve köle ticaretinden kazandıklarının ciddi bir bölümünü iyi bir sohbetçi tutmaya harcadıklarını ekleyen Aykut, hükümdarların fetih ve vergilerden elde ettikleri gelirleri yeni şehirler kurmak için harcadıklarını da bir önemli not olarak kaydediyor. Mesela Endülüs Emevi halifesi Abdurrahman Kurtuba yakınındaki Zehra şehrini inşa ederek o civarda ev yapmak isteyen herkese dört yüz dirhemlik bir yardımda bulunacağını duyurmuş, insanları o bölgede meskûn olmaya teşvik etmiş ve bunda başarılı da olmuş.
Allah'ı razı etmek
O dönemde Endülüs'te, şehirlerde yaşayan zengin bir takım kimseler kültür, mizah, felsefe konulu sohbet toplantıları için yüksek miktarlarda paralar harcarken, öbür taraftan yine Sait Aykut'un kaydettiği gibi ölmeden evvel elinde bulunan yüzlerce kilo altını, bağları, bahçeleri, bir vakıf yoluyla köle veya işçilerine bağışlayan, çok sayıda zengin de vardı. Bu zenginler Allah'ı ancak böyle razı edebileceklerini düşünerek bu şekilde davranıyorlardı.
Görüldüğü gibi el-İkdü'l -Ferid ve benzeri eserler kaleme alındıkları coğrafyanın ve toplumun tarihi/kültürel şartları hakkında önemli bilgiler sunuyorlar. Ancak bu bilgilerden yararlanabilmek için öncelikle Müslümanların tarih boyunca nefes aldıkları ve şimdilerde nefes almaya devam ettikleri coğrafyaların medeniyet tarihlerine doğru sıkı bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor.
Şarlatanlar, Deliler, Cimriler ve Asalaklar kitabından bir nükte ile yazımıza son verelim: Ahmağın biri mezar başında oturup ağlayan bir kadının yanından geçer. Kadına: "Bu ölü senin neyin oluyor" diye sorar. Kadın; "kocam" diye cevap verir. Ahmak kadına hayattayken ne iş yaptığını sorar. Kadın: "mezar kazıcısıydı" diye cevap verir. Bunun üzerine ahmak kadına şöyle der: "E ne yaparsın, etme bulma dünyası işte! Bilmiyor muydu ki başkasına kuyu kazan bir gün kendisi de düşer içine!"



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



