O bir özgürlük savaşçısıydı. O, şanlı Afgan direnişinin sembol isimlerindendi.
O, Cemiyet-i İslami'nin lideriydi.
O, "Mücahit Erbakan"ın Mücahit arkadaşıydı, şimdi de cennetteki komşusu inşaallah.
1978 SSCB işgaline karşı vatanını savunmuş; Sovyetler Birliği'nin yanı sıra Komünist blok'a ait on iki devletin işgalci askerlerini pes ettirmiş ve bu blok'u tarih sahnesinden silmiş olan en etkili mücahid grubun başkanıydı.
Afganistan işgali Leonid Brejnev'in başında bulunduğu SSCB için büyük bir yıkım olmuştur. Ayağına giyeceği doğru dürüst ayakkabısı olmayan Afgan mücahitleri destan üstüne destan yazarak; hem ekonomik anlamda düşmana büyük darbeler indirmiş, hem de "süper güç"ün karizmasını sıfırlamıştır. Mücahitlerin şanlı direnişi ve arkasından gelen zafer Sovyetlerin dağılmasına, tarih sahnesinden çekilmesine neden oldu. Mücahitlerin bu inanılmaz direnişi ve kahramanlıkları Dünya Müslümanlarına "cihad" olgusunu tüm hücrelerinde hissettirmiş; Müslümanların yeniden dirilişine, sömürüye karşı ayağa kalkmasına vesile olmuştur. Bu ruh hali dalga, dalga yayılmış, "Batı" ve Batıcı düşünceleri derinden sarsmıştır.
Yaklaşık 200 yıldan bu yana İngiliz, Sovyet ve ABD işgaline uğrayan Afganistan Emperyal güçlere karşı "milli mücadele"de oldukça deneyimlidir.
İlk İngiliz-Afgan Savaşı (1839-1842) İngiliz ordusunun bozguna uğramasıyla sonuçlandı.
İkinci İngiliz-Afgan Savaşı (1878-1880) Emir Şir Ali'nin Kabil'de bir İngiliz heyetini kabul etmemesiyle başladı. Afganistan'ı işgal eden İngilizler Emir Abdurrahmanı Afgan tahtına oturttu; yeni emir'e Afgan topraklarının 100 yıllığına İngilizlere kiralanması için bir anlaşma imzalattı ve Ruslarla birlikte bu günkü Afganistan sınırlarını çizdiler. 12 Kasım 1893'te kabul edilen Durand sınır anlaşması bugüne kadar oluşan bir çok etnik ve siyasi problemin temelini oluşturmakta ve - SSCB' ye diz çöktüren mücahitler dahil- kimse, kimseyle anlaşamamaktadır. Afganistan'ı nüfusunun üçte birinden mahrum bırakmış olan Durand hattı Afgan halkını yapay bir şekilde bölmüş ve doğal olmayan bir sınır çizmiştir.
1919 yılında Emir Abdurrahman'ın oğlu Emanullah Han yönetime geldi ve bağımsızlık ilan etti. Emanullah'ın Hindistan'a saldırmasıyla 1921 yılında İngilizler üçüncü kez Afganistan'ı işgal etti. Ancak İngilizler Afganistan karşısında bir kez daha mağlup oldular.
Bu bağımsızlık ilanını Moskova yönetimi hemen tanıdı. Sovyetler Birliği ile diplomatik ilişkiler kuruldu. Pek çok Marksist subay ve uzman bu ülkeye sokuldu. Sovyet işgallerinin temellerinin bu dönemde atıldığı söylenebilir.
Emanullah Han 1926 yılında kendisini Afgan kralı ilan etti. Ülkede bazı reformlar yapan Kral başta Atatürk olmak üzere Cemal ve Enver Paşa'lardan oldukça etkilenmiştir. Cemal Paşa, Afganistan'a giderek yeni ordunun kuruluş çalışmalarını başlatmış, Afgan ordularını kısa sürede modern bir hale getirmiş ve kralın büyük teveccühünü kazanmıştır. Emanullah'ın reform çalışmalarına tepki gösteren halk ayaklandı ve Kral Emanullah Han yurt dışına kaçtı.
Fransa'da sürgünde bulunan Nadir Şah ülkesine döndü ve yeni kral ilan edildi. Nadir Şah Afganistan'da kontrolü ele geçirir geçirmez ülkedeki Sovyet uzmanlarını geri gönderdi. Sovyet-Afgan ilişkileri gerildi ve Nadir Şah bir suikaste kurban gitti. Yerine 19 yaşındaki oğlu Muhammed Zahir Şah 1933 yılında tahta geçti ve 1973'e kadar tahtta kaldı. Son dönemde Zahir Şah Afgan siyasetinde daha etkin bir hale geldi. Pakistan'la bozulan siyasi ilişkilerini düzeltme yoluna gitti. İran'la yakınlaşmalar başladı. 1973 yılında Zahir Şah'ın amcası oğlu ve eski başbakan (1953-1963) olan Davud Han, ordudaki komünist subayların da yardımıyla Zahir Şah yönetimini devirdi. Davud Han'ın gelişi, bugünkü dramatik gelişmelerin başlangıcını oluşturdu.
10 yıldır ayrı çalışan iki sol örgüt, Halk ve Bayrak partileri Davud Han'a karşı birleştiler. Halk kanadı lideri Hafızullah Amin'in düzenlediği bir darbeyle Davud Han devrildi, kendisi ve aile üyelerinin çoğu öldürüldü.
Davut hanın yerine Marksitler iş başına geldiler. Nur Muhammed Terakki, Hafizullah Amin ve Babrak Karmal yönetimi paylaştılar. Marksist yönetime karşı halk ayaklandı. Ayaklanmalar karşısında Afgan yönetimi SSCB ile imzalanmış olan dostluk ve işbirliği antlaşmasına dayanarak Sovyetler'den yardım talep ettiler. Sovyetler 27 Aralık 1979'da ülkeyi işgal etti. Amin başkanlığındaki darbeciler, bu defa yoldaş Devlet Başkanı Nur Muhammed Terakki'yi yönetimden indirerek idam ettiler.
Duruma müdahale eden SSCB, Devlet Başkanı Hafızullah Amin'i öldürttü ve yerine Babrak Karmal getirildi.
Afganistan, Sovyetler'in Ortadoğu'da bulunan dünyanın en zengin petrol bölgeleri ve açık denizlerle arasındaki en büyük engeldi.
İşgale karşı halk direnişe geçti. İlk ayaklanma doğu vilayeti Herat'ta yaşandı. Afgan askerleriyle birlikte hareket eden halk yönetimi ele geçirdi. Ancak Kabil hükümeti Sovyetlerden aldığı uçaklarla ayaklanan halkı bombaladı. Yaklaşık 50 bin kişi bu olaylar sırasında hayatını kaybetti. Köyler kasabalar basıldı ileri gelen bir çok kişi idam edildi. Sovyetler Birliği işgaline karşı direniş başladığında 100 bin kişilik Afgan ordusundan 70 bini silahlarıyla birlikte mücahitler tarafına geçtiler. Dünyanın dört bir yanından gönüllü olarak gelen Müslümanların da katılmasıyla yedi büyük cephe oluşturuldu. Burhaneddin Rabbani ve Gülbeddin Hikmetyar'ın başını çektiği gruplar en etkili olanıydı.
Destan üstüne destan yazan Mücahitler, Sovyetler Birliğini ve Doğu blokunu bozguna uğrattı. İşbirlikçi Babrak Karmal 1986 yılında pes etti ve gitti; onun yerine SSCB'den gelen polis şefi Muhammed Necibullah yeni devlet başkanı oldu.
Mücahitlerin direnişi karşısında şaşkına dönen Moskova yönetimi Sovyet ordusunun Afganistan topraklarından çekileceğini açıkladı. 15 Şubat 1988'de Sovyet orduları, arkalarında yaklaşık bir buçuk milyon Afgan şehit bırakarak çekilmeye başladı. Afganistan savaşındaki bu yenilgi SSCB'nin hızla dağılma sürecine girmesine yol açtı.
17 Nisan 1992'de Mücahitler başkent Kabil'e girdiler. Uzun müzakerelerden sonra Sıbğatullah Müceddidi'nin geçici Cumhurbaşkanlığında anlaştılar. Rabbani'nin komutanı ve şanlı Afgan direnişinin sembol ismi olan Ahmet Şah Mesut'ta Milli Savunma Bakanı oldu.
1993 yılında Burhaneddin Rabbani, Gülbeddin Hikmetyar'ın da desteğiyle Afganistan İslam Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı oldu. Son 200 yılın tek yerli ve milli olan hükümeti kısa zamanda iş başı yaptı. Bu ikili birlikte İran ve Suudi Arabistanı ziyaret ettiler ve her iki ülkeden destek sözü aldılar. Ne yazık ki "Afganistan baharı" kısa sürdü. 1994 yılında Pakistan destekli "Taliban" hareketi oluşturuldu. Cihat hareketi içinde yer almamış, sadece mektep-medrese ve okul işleri organize eden, ortalıkta hiç gözükmeyen bir grup birden bire ortaya çıkıverdi. Bu hareket kısa sürede büyüyerek Afganistan genelinde etkisini artırdı ve 1996'da ciddi bir engelle karşılaşmadan Kabil'e girdi. Yönetime hakim olup Molla Ömer'i Cumhurbaşkanı ilan ettiler. İslam adına bazı tuhaf icratleriyle yaklaşık altı yıl yönetimde kalan taliban ABD işgali sonrası Kabil dışına çıktı ve bugün hâlâ varlığını devam ettirmektedir.
11 Eylül 2001, ABD'de ikiz kulelerin vurulmasından bir gün önce Ahmet Şah Mesut şehit edilmişti. Bu defa 21 Eylül 2011'de Burhaneddin Rabbani Şehit edildi. ABD işgaline son verecek olan yeni bir Mücahid ittifakı hazırlığına öncülük ettiği söylenmektedir. Allah rahmet eylesin ve yarım kalan işi de tamamına erdirsin.
İslam coğrafyasında vuku bulan ihtilafların, fitnenin ve terör hadiselerinin kaynağı büyük ölçüde dış güçler olmuştur.
Şu sorulara sağlıklı cevap bulamazsak mesele yarım kalır ve konular iyi anlaşılamaz.
1- 200 yıldır Emperyalizm'le mücadele eden; asla pes etmeyen; SSCB'yi dize getiren ve tarih sahnesinden çekilmek mecburiyetinde bırakan, ABD güçlerine büyük kayıplar verdiren Afganistan niçin gerçek bağımsızlığını bir türlü elde edemiyor?
2- Süper gücü dizginleyen ve topraklarından atan Mücahit gruplar kendi nefislerini dizginleyemediler mi?
3- Afganistan direnişinden İslam aleminin çıkaracağı dersler...?
Haftaya bu konuları irdeleyeceğiz inşallah.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



