Profesyonellik... Sanat...
Yan yana durması mümkün olmayan ve satır üzerinde görünce bile midemi kaldıran kelimeler birlikteliği...
'Sahtekarlık' ile eşdeğer hal alan 'profesyonellik' kavramının sanat ve sanatçı ile anılıyor olması ne acı. 'Ben işime bakarım' şeklinde bir geçiştirme cümlesinin ya da daha rezil manada 'ben parama bakarım' ifadesinin hayat bulduğu profesyonellik kavramı, insanı, insana uzak eden modern zamanın 'iş alanı'na yerleştirdiği 'insanlıktan çıkmanın' göstergesi bir işaret fişeği.
İranlı yönetmen Muhsin Makhmalbaf, 'Selam Sinema' filmindeki bir sahnede, deneme çekimi için kendisinin karşısında duran ve dakikalardır ecel terleri döken iki genç kıza 'sanatçı olmak' ile 'insancıl olmak' arasındaki tercihlerini sorar. Kızların ikisi de insancıl olmayı seçer ve salonu terk ederler. Oyuncu olmayı çok istemektedirler ve tercihlerinin onları hayallerinden uzaklaştıracağını bilmektedirler. Ama bile bile 'insancıl' olmayı tercihe ederler.
Yani İranlı iki genç kız 'profesyonel' olamayacaklarını daha en baştan gösterirler. Belgesel niteliği olan ve tamamen doğaçlama diyaloglardan oluşan Selam Sinema'nın bu sahnesi, bugünlerde ülkemizde canlandırılıyor.
Mesele malum; Emir Kusturica... Hani şu, profesyonellikten ölmesi muhtemel olan yönetmen... Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne çağrılan 'soykırım destekçisi'...
Son olarak Semih Kaplanoğlu, Bal filmini festivalden çekti. Kusturica'nın davet edilmesine tepki gösteren Kaplanoğu adına Kaplan Film ve Bal filmi ekibi bir açıklama yaparak, böyle bir insanın davet edilmesinin ve eleştirler karşısında AKSAV'ın aldığı tavrın 'vicdan acıtıcı' olduğunu vurguladı. Açıklamanın can alıcı noktasında ise 'profesyonellik' denen iğrençliğe göndermede bulunularak 'sanatçı insanlığından ayrılamaz' denildi.
İşte insanı insanlığa bağlayan veya insanlığına ulaştıracak yoldaki en mühim araç sanattır. Sinema ise bu sanatın en güncel, en maharetli aracı.
Bu tartışma ile 'sanat nedir', 'sanatçı kimdir' gibi kadim bazı sorular da yeniden nüksediyor. İnsan olabilmek, 'hakikat' diye bir şeyin peşinden gidebilmek, 'herşeyi bulmuş' değil 'hiçbir şey ile herşeyi arayan' 'aciz' olabilmek ya da bu bilince sahip olmak, sanatçı olabilmenin yegane unsurları. İnancı, ideolojisi ne olursa olsun sanatçı, insanlık denen bir ortak gayenin omuz vericisi, arayıcısı, aratıcısıdır.
Türkiye sinema mecrasının 'duayenlerinden' olan Atilla Dorsay ise meseleye 'profesyonel' yaklaşanlardan. Kusturica'nın dünya çapında bir sanatçı olduğunu belirten Dorsay, Kusturica'nın yanlış anlaşıldığını düşünüyormuş. "O zaman öyle düşündüyse bile bundan çok pişmanlık duyduğunu sanıyorum" demiş. "Bu durumda ona gelme demek, onu kabul etmemek geri çevirmek yapılacak en kötü şey olur. Ülkemiz aleyhine bir hava yaratır. Tersine bırakalım gelsin ve gerekiyorsa derdini anlatsın, sözünü söylesin. Bu bizim eleştirme hakkımızı elimizden almaz. Bizim milletçe ne kadar demokrat, özgürlükçü ve hoşgörülü olduğumuzu gösterir'' diye de eklemiş, Dorsay.
Alın size profesyonellik. Aslında bu ifadelerin altında 'alçaklık kompleksi' seziliyor. Yani demek istiyor ki Dorsay; "Koskoca yönetmen öyle demiş, bizim aklımız basmayabilir. Hatta pişman olmuştur ama bunu biz anlayamamışızdır. Belki söylemiştir de pişmanlığını, lakin yine bizim dimağımız bu yaklaşımın sırrına vakıf olamamıştır. Profesyonel olalım arkadaşlar. Bırakalım bu insanlık minsanlık ayaklarını. İşimize bakalım."
Bu kadar profesyonel olabilmek için hakikaten çağa ayak uydurabilmek gerekir. Nasıl bir çağda yaşadığımızı, adına bilgi denen kirliliğin ne boyutta olduğunu tekrar tekrar dillendirmeye gerek yok zannımca. Sadece 'kirlenmeden', yani 'insan kalarak' yaşayabilmenin en güzel yönteminin 'sanat' olduğunu vurgulamak gerek. Bu kabulden yola çıkarak da profesyonelliğe lanet okumak farz.
İnsan olan anlar... Sanatçı olan anlamaya çalışırken anlatır da...
Ve -son dönemde hep başıma geldiği üzere- lafı yine Semih Kaplanoğlu'na getireceğim; sen ne kadar 'güzel insan'sın Semih Abi (ve Bal ekibi elbette).


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



