Yaşadığımız şu zamanda insanın, dahası sanatçının hayatın içindeliği ve dışındalığı bütün yönleriyle söz konusu edilmelidir. İnsanın din ile olan ilişkisi söz konusu olunca, Batı ruhunun bir unsuru olan sekularizm söz konusu edilir. Bir Müslüman için bu tartışma konusudur. Dünya hayatı ile öte hayat arasındaki bağlantı bir Müslüman'ın özünü oluşturur, oluşturmalıdır. Bir Müslüman dünyada attığı her adımından sorumludur. Bunun hesabını da verir. Dolayısıyla, bir Müslüman için bu dünyadaki her edimi önem kazanır. Dünyadaki eylemlerim ayrı öteye ilişkin hazırlıklarım ayrıdır diyemez. Bu da bir hayat tarzını oluşturuyor.
Bir Müslüman sanatçı için de benzer bir durum söz konusudur. Müslüman entelektüeller hayatın dışında değildirler ve hayattan soyutlanamazlar. Onların sanat eserlerinde ve düşüncelerinde, sanatlarını sekülerleştirmeleri tuhafsanacak bir durum. Yani, şiiri, öyküyü, romanı, müziği, denemeyi, resmi, mimariyi Müslüman'ca yaşamının dışında tasarlayamaz. Çünkü sanatçı hemen her adımından sorumludur. Nasıl ki ötede insanın uzuvları olumlu ya da olumsuzluklarına tanıklık edecekse, ki öyle inanılıyor, o zaman her satırı, sözcüğü, fırçası, malası, göz emeği de sorumluluk alanı içindedir.
Hayat bir bütündür. Din de olduğu gibi, siyasada, düşüncede, her türlü eylemde... Böyle olunca bir Müslüman şair veya yazar suya sabuna dokunmadan, bireysel zevklerini, hazlarını, duygularını önceleyebilir mi? İçinde bulunduğumuz şu yüzyılın insanlık üzerindeki zulmünü görmezden gelebilir mi? Günceldir diye, ya da batıcıları ve batılıları ilgilendirmiyor diye içselleştiremez mi?
İnsanlığı saran olumsuzluklar bir bütündür. Dört bir yandan insanlığı kuşatmış bulunuyor. Çember daralıyor. İnsanın kendisine ilgisiz durması söz konusu edebilir mi?
Batı düşüncesinin, emperyalizmin bir özelliği var. Bir insan siyasayla ilgileniyorsa dini siyasayla ilgili konularda hayatın dışında tutmalı ya da sanatla uğraşıyorsa dini konuları ve kendi medeniyetini öncelemeyecek. Cinselliği önceleyebilir, kendi iç dünyasını ve sıkıntılarını yansıtabilir, ama bir Müslüman sanatçı kültürel özelliğini önceleyemez. Böyle bir kanı yaygın. Bu gençler arasında daha belirgin.
Bir edebiyat dergisi bu dünyanın dışında değil. Bir şair, bir yazar insanlığın içinde yer alıyorsa, gözlerini, ruhunu ve kalbini kapatamaz.
Batılı aydınlar kendi uygarlıklarının ruhuyla iç içediriler. Başta, muharref İncil olmak üzeri sekülerleşme söz konusudur. Bunun farkında olan aydınlar var. Andre Gide'in dikkatimizi çeken uyarısı bu anlamda önemlidir. "İncil Tanrısal bir kitap değildir. Çünkü onda hükümler ve emirler yoktur" demektedir. Kur'an'ı Kerim'i gören ve okuyanlar bunu daha iyi anlıyorlar. Sanıyorum ki, Andre Gide, Kur'an'ı Kerim'i okuduktan sonra böyle bir sonuca varıyor.
İslâm düşüncesinin etkisinde kalan ya da farkında olan sanatçılarla, yazar ve düşünürlerle ilgili bir çalışmayı uzun zamandır sürdürüyoruz. Bu etki onların dünyalarına da yansıdığını görüyoruz. Kiminde olumlu sonuçlar doğruyor, kiminde de olumsuz -yani uçlara - sonuçlara gitmesine neden oluyor. Buna hem Andre Gide'i, hem de Oscar Wilde'ı gösterebiliriz. Dostoyevski bundan daha çok etkilendiğinden, kendi düşüncesine, inancına sıkı sarılmasına neden oluyor.
Bizde ise aydınlarımız batı düşüncesine kapıldıklarından Kur'an'ı Kerim'den çok Kutsal Kitabı -yani Kitab-ı Mukaddes'i- daha çok içselleştirmişlerdir. Yakın zamanda Sayın Ertuğrul Özkök'ün umre ibadeti sırasındaki itiraflarından bunu daha iyi anlıyor ve görüyoruz. Hatta Cumhuriyet dönemi batıcı aydınlara bu bakış açısıyla bakılırsa çok ilginç durumlar ortaya çıkabilir. Semitik bir ruhla bakan aydınlar var. Hatta bunu önceleyen günümüz şairleri de söz konusu. Bunun somut örneği Yakub'un Koyunları gibi eserler gösterilebilir. Benzer bir durum Halide Edip Adıvar'ın kimi eserlerinde de vardır. Daha yakın zamana getirirsek II. Yeni şairleriyle birlikte bir belirginleşme başlıyor. Batı ruhlu sekularizmden de ciddi yansımalar söz konusu. Bu aydınların İslâm düşünce ve kültürünün eserlerinden özellikle uzak durduklarını görüyoruz. Üstat Sezai Karakoç'un İslâm medeniyeti, kültürü ve düşüncesi özlü yükselişi dikkatlerden kaçmadı. Dönemindeki kimi şair ve yazarlar İslâm'ın sanat ve düşünce yönünün farkına vardılar. Fakat onlar Kur'an'ın şairlere olan yaklaşımında şeytanî olanını öne çıkardılar. Kimisi de buna alaysı bir yaklaşımda bulundu. Orada da bir sapmaya girdiler.
İçinde bulunduğumuz zamanda, Fransız ruhlu kimi şairlerin İslâm'a ve Müslümanlara olan keskin tavrını da bu sapmalarda aramak gerekir. Çünkü onlar, siyasal anlamda batı ruhlu olanın mücadelesini çok açık bir biçimde veriyorlar. Bunun prototipi de Sayın Özdemir İnce'dir. Bütün düşüncesini batı ruhu ekseninde oluşturduğundan İslâm'a ve Müslümanlara ilişkin her durumdan rahatsızlık duymaktadır.
Gazeteci, kavgacı yazarları bir kenara bırakıyorum. Bunların bir geleceği yoktur. Bugün var yarın yokturlar. Fakat İslâmi düşünce geleneğinden gelen ve o ruhtan beslenen genç kuşak şair ve yazarlar beni derinden düşündürüyor. Sanki onların hiç meseleleri yokmuş gibi duruyorlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



