Edebiyat ile sinema, uzak akrabalar kadar zaruri birlikteler; yakın yabancılar misali de ayrılar. Son dönemde ne zaman bir edebiyat uyarlaması izlesem hayal kırıklığına uğruyorum. Yeni izlediğim bir edebiyat uyarlaması film yok ama -nedendir bilmem- edebiyat uyarlamalarını düşünüyorum birkaç gündür.
Sinemanın başlangıç noktası olan senaryonun ruh ikizi olan edebiyat -özellikle de roman-, sinemaya kaynaklık eden en zengin alanlardan.
Lakin yakınlığı kadar uzaklığına da işaret eden nev'i sanatına münhasır nitelikleri sebebiyle bıçak sırtı bir mesele halini alıyor. Eski sanatlardan olan (sinemaya nazaran eski) edebiyat, yedinci sanat olan (olup olmadığını hâlâ tartışanlar var mı bilmem) sinemadan bazı noktalarda keskin şekilde ayrılır.
En başta edebiyat yazılı, sinema ise görsel bir sanattır. Bunun bir yansıması olarak edebiyat; okuruna hayal kurması için malzeme verir ve gözlerini kapayan şahsın bütün görsel dünyasını kendi haleti ruhiyesi ile oluşturmasını sağlar. Sinemada ise; 'oluşturulmuş' bir görsel dünya, oluşmuş ruh halinin neticesi olarak karşınıza varır.
Edebiyatta; okuduğunuzu, görmek istediğinize malzeme edersiniz. Sinemada; gördüğünüz, bir okunmuşluğun neticesi olarak size sunulmuştur. Bu, sinemada bir şey okuyamazsınız manasına gelmez elbet. Tam tersi, sinemanın da kendi okuma alanına işaret eder. Zaten sinemayı başlı başına bir sanat yapan ve diğer sanat dallarından ayıran da bu husustur.
Bütün bu temel noktaları dikkate almadan edebiyat uyarlaması filmler üretmek, popüler kültüre katkı sunan tüketim malzemesi ortaya koymaktan başka bir sonuç doğurmaz. Öyle bir roman olur ki; okuduğunuzda sizi çarpmıştır. Zira hayallerinize hitap etmiştir veya hayallerinizi tek başına inşa etmiştir. Onu sinemaya uyarlamak ise başlı başına risktir ve cesaret ister. Yönetmenin filme aktaracağı uyarlama ile okurun hayal dünyası kesinlikle denk düşmeyeceği için, hemen hemen hiçbir edebiyat uyarlaması beğenilmez. Ya da tatmin etmez.
O halde edebiyattan sinemaya uyarlama yapılmamalı mı?
Elbette yapılmalı. Sadece, uyarlama noktalarını doğru belirlemeli ve bir sanat dalının eserini alıp bir başka sanat ürünü ortaya çıkaracak olmanın farkındalığının bilincinde olunmalı.
Uyarlama dediğiniz şey motamot aktarım değildir. Bunun adı sadece 'yazının görüntülüsü' olur. Tıpkı, televizyona başlarda radyonun resimlisi denmesi gibi. Ama televizyonun da radyodan çok öte (belki de geri) özellikleri olduğu da artık kabul görüyor.
İşte bu nazardan yola çıkarak sinema yapacak olan kişi bir uyarlamanın 'esinlenme' sınırında kalmasına özen göstermeli. Bir romanın genel öyküsü senaryonun da genel öyküsü (tretman) olabilir. Ancak romanın kendisi, diyalogları, görsel tasviri, sinemanın kendisi olamaz, olmamalı. Romandaki diyalogların birebir sinemaya aktarımı demek, görsel malzemeleri yok saymak manasındadır. Aynı şekilde uzun görsel tasvirleri filme aktarırken anlatılan her malzemeyi göstermenin derdine düşmek ya da ayrıntıda boğulmak da sinemanın bütüncül manzarasını hiçe saymaktır.
Dünya sinemasında elbette başarılı edebiyat uyarlamaları mevcut. Ancak bize başyapıt olarak yutturulmaya çalışılan fakat sadece 'gişe işi' olma niteliğine haiz eserler çoğunlukta. Görsel efekt kullanımındaki başarısı sayesinde Hollywood, özellikle fantastik romanları ve sinema tecrübesi sayesinde de polisiye ve gerilim türü edebiyat uyarlamalarını başarıyla beyaz perdeye taşıyabiliyor. Veya başarılı demeyelim de 'vasatın altına düşmeyecek derecede' diyelim.
Çok bariz örnekler olması hasebiyle birkaç kötü örnek vermek istiyorum. Ve bu verdiğim örneklerin kitabını okumadığım ve ilk izlediğimde roman uyarlaması olduklarından haberim olmadığını da belirtmek isterim.
Gölgesizler (Ümit Ünal-Türkiye-2008), Soraya'yı Taşlamak (Cyrus Nowrasteh-ABD-2008) ve Siyah (Sanjay Leela Bhansali-Hindistan-2005).
Bu filmler, izlediğim en kötü edebiyat uyarlamaları arasındaydı. Zira -dediğim gibi- izlemeden önce uyarlama olduklarını bilmiyordum. İzlerken 'kesin roman uyarlaması' dedim. Bu önyargıda haklı çıkmak, filmin ne denli başarısız olduğuna işaret eder. Zira sinema başlı başına bir sanattır ve sanat içinde sanat kokusunun yer alması, sanatın tek başına başarılı şekilde icra edilemediğinin işaretidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



