Bazı TV'lerin eğlence ve yarışma programları o kadar rezil ve o kadar insan onurunu incitecek seviyesizlikte ki... Hatta, bunların çoğu da sanat adına icra ediliyor. Dikkat çekmek ve ilgi uyandırmak adına nice şovlar, nice şaklabanlıklar yapılıyor. Nice kadının bu amaçla vücudunu teşhir yarışına girmesi de bu cümleden. Hep, ekranlarda görünmek, egoyu tatmin etmek uğruna. Yapılanların çoğuna nice emekler verilmiş, zorluklar çekilmiş, bu gösteriler için büyük mesailer de harcanmış. Fakat, insana kazandırdığı bir şey yok.
Bu manzaraları görünce bir hikaye aklıma geldi. Olayı bilirsiniz! Hani, adamın biri yıllarca emek vererek bir hüner öğrenmiş ya! 40 metre uzaklıktaki bir iğnenin deliğinden başka bir iğneyi geçirebiliyor. Bu maharetini gösterebilmek için şehir şehir, köy köy dolaşıyor. Herkesin hayranlıkla izlediği bu adamdan padişaha da söz etmişler. Maharetini anlata anlata bitirememişler. Hatta, bu gösteriyi sarayda da yapmasını teklif etmişler. Padişah, "Bir de biz görelim!" diyerek bu adamı sarayına davet etmiş. Gösterisini burada da tekrarlamış. Padişah adamın hünerini gördükten sonra emir vermiş: "Şu adama 40 altın verin ve sonra da 40 sopa vurun!" Adam merakla sormuş:
- Efendim! 40 altını anladım da, şu 40 sopa da ne oluyor? Padişah demiş ki:
- Kırk altın, bu hünere bu kadar büyük emek verdiğin için; kırk sopa ise, dünyaya da, ahirete de faydası olmayan boş bir hüner öğrendiğin için."
İnsan onuru çiğneniyor
Bir yapımcı, yarışma yaptırıyorum, diye muhatabını kedi gibi miyavlatıyor, -affedersiniz- köpek gibi havlatıyor, eşek gibi anırtıyor. Kadınları teşhir edip onları soyup soğana çeviriyor. İnsan gibi şerefli bir varlığın onur ve gururunu ayaklar altına alıyor. Nice insan da, ekranlarda görünmek ve yarışma kazanmak adına bunlara gönüllü olarak katlanıyor. Bizim dışımızdaki birisi de olsa, onlar da bir insan. İnsana bu derece hakaret reva mıdır? Aslında, o kişilerin şahsında bütün insanlık rencide ediliyor.
Sanat adına yapılanlar, insana bilgi ve görgü kazandırmalı; insanı kibar, nezaketli, ince ruhlu, hassas bir hale getirmeli; ufkunu açmalı, düşünce ve zekasını geliştirmeli değil mi? Böyle bir sonuç elde edilmiyorsa "başarı" bunun neresinde? İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Müdürü Prof. Dr. Cihat Aşkın "başarı" ve "sanat adına yapılanlar" konusunda şunları söylüyor: "Başarı; dünyada üretim, bilim, sanat, insanlık adına yaptığımız işlerle ilgilidir. Bugün ne yazık ki, sanatçı adıyla ortada dolaşan, basın ve yayın dünyasında boy gösteren eğlence dünyasının boyalı mensupları, sanat adına ahkam kesmektedir." (14. 3. 2010)
200'e yakın filme imza atan Ülkü Erakalın, sanat hayatının 60. yılında yaptığı konuşmada şöyle yakınıyordu: "Sanatta duygu ve sevgi eksikliği var. Belden aşağı espriler ve küfürlerle Türkçemiz yok ediliyor, sanata darbe vuruluyor." (14. 2. 2009)
Sanatçılık sorumluluk ister
Sanatı, ulvi amaçlar adına icra edenler takdir ve teşekküre layık insanlar. Ama, genel olarak Türkiye'de "sanat" deyince akan sular duruyor. Yani, ismini "sanat" koyduktan sonra her rezilliği yapabilir, her naneyi yiyebilirsin. Halbuki sanatın da bir ölçüsü ve pusulası olması gerekmez mi? Sonra sen hangi ülkede yaşıyorsun, hangi milletin evladısın, tarihi misyonun ne? Sanatçı bunların bilincinde olmalı, sorumlu bir tavır ortaya koyabilmelidir. Rezil ve şaibeli bir geçmişe sahip olan hastalıklı toplumların kültürlerini sanat adına Türkiye'ye taşımaya çalışmak sorumsuzluktan başka nedir ki? Üstad Necip Fazıl böylelerinin seviyesizliğini "çukur" sözüyle ifade ederdi.
Ölçüsüzlük, seviyesizlik, çılgınlık, taşkınlık ve başı boşluğun adına "eğlence" diyemezsiniz. Hele, bu iş herkesin gözleri önünde icra ediliyorsa! "Felekten bir gün çalmak" çarpık zihniyeti ile her türlü rezaletin işlendiği davranışları "eğlence" diye yutturmak insan haysiyetine yakışır mı? İnancımız, tarihimiz, ahlaki değerlerimiz buna müsade eder mi? Onun için herkes ne yaptığını bilmeli, sorumluluğunu kuşanmalıdır.
Biz; Mevlanaları, Kılıçarslanları, Şeyh Galipleri, Lagari Hasan Çelebileri, Mimar Sinanları, Itrileri, Mehmet Akifleri yetiştirmiş çok zengin birikimi olan köklü bir gelenekten geliyoruz. Sanat adına yaptıklarımız kıytırık gösteriler değil, muhteşem geçmişimizle uyumlu şeyler olmalı? Seviyesizlik ve kabalık bize yakışır mı? Necip Fazıl sanatı, şöyle ifade ederdi: "Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış, / Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış."
Ulvi ve ölümsüz amaçlar dururken; günübirlik ve aldatıcı şeylerle oyalananlar bu ülkenin sanatçısı olamaz. Ölümlü ve dünyada imtihan halinde olduğunu bilen bir insanın "çelik çomak oynamak" basitliğine düşmesi ne acı!.. Beyni zorlayan, ruhun evrensel doğrularını terennüm etmeye gücün yetiyor mu? İşte sanat bu!..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



